08-28-2020, 12:12 AM
Mektubati Rabbani 81-82-83-84-85-86-87-89-90. Mektuplar
Seksenbirinci Mektup
Bu mektûb, Lala beğe yazılmışdır. Müslimânlığı yaymak lâzım olduğu bildirilmekdedir: Allahü teâlâ, bizim ve sizin islâmın şerefini anlamamızı ve onu korumak için çalışmamızı artdırsın! Yüz seneye yakın bir zamândan beri islâmiyyet yardımcısız kaldı. Öyle oldu ki, kâfirler, müslimân memleketlerinde, yalnız dinsizliklerini, kötülüklerini yapmakla kalmıyorlar; müslimânlığı büsbütün yok etmek istiyorlar. Müslümânların ve müsümânlığın izini, adını bile bırakmamak için kıyasıya uğraşıyorlar. İşi oraya kadar götürdüler ki, bir müslimân, islâmiyyetin emrlerinden birini açıkça yapmağa, hattâ söylemeğe kalksa, öldürüyorlar.
Meselâ: Kurban bayramında, Hindistânda müslümânlar inek kurban ederler. Kâfirler, müslümânlara (Cizye) vermeğe belki râzı olurlar. Fekat, inek kesilmesine hiç râzı olmazlar. Yeni hükümetin ilk zamânlarında müslümânlık yayılırsa ve müslümânlara kıymet verilirse, sonu iyi olur.
Fakat, Allah göstermesin böyle olmazsa, müslümânların işi çok güç olur. (El-gıyâs)! Yanî imdâdımıza yetiş yâ Rabbî! Bize yardım et yâ Rabbî! Müslimânlara yardımcı ol yâ Rabbî! Bakalım, hangi mesûd, tâlihli kimse, islâmiyyete yardım etmekle şereflenecek Bu şerefi bakalım hangi kahramân kazanacak.
Bu, Allahü teâlânın öyle bir nimetidir ki, dilediğine ihsân eder. Allahü teâlâ, büyük ihsân sâhibidir. Allahü teâlâ, bizi ve sizi, Peygamberlerin en üstününe uymak şerefinden ayırmasın -aleyhi ve alâ âlihi ve aleyhim minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ! Vesselâm.
Sevdiklerimin ayrılığından rûhum kan ağlıyor.
Onların firâkından, kemiklerimin ilikleri yanıyor.
Seksenikinci Mektup
Bu mektûb, İskender Hân-ı Lodîye yazılmışdır. Mâsivâyı unutmadıkca, kalbin selâmet bulamayacağı bildirilmektedir: Hak teâlâ, hep kendisi ile bulundursun. Kendisinden başkası ile olmağa bırakmasın.
Mirâc gecesi, gözü Allahü teâlâdan hiç ayrılmayan, insanların en üstünü hürmetine, bu duamızı kabûl buyursun aleyhi ve alâ âlihissalavâtü vetteslîmât ! Bize ve size herşeyden önce lâzım olan şey, kalbi Allahü teâlâdan başka şeylerin hepsinden kurtarmakdır.
Kalbin bu selâmete kavuşabilmesi için, Hak teâlâdan başka hiçbir şeyin kalbden geçmemesi lâzımdır. Kalbden hiçbirşeyin geçmemesi için de, mâsivâyı yanî Allahü teâlâdan başka herşeyi unutmak lâzımdır. Bunları unutmağa (Fenâ) denir.
Bu yolun büyükleri buyuruyorlar ki, (Allahü teâlâdan başka herhangi birşeyi kalbden geçirmek için uğraşılsa, hiç geçmemelidir). İş, bu dereceye varmadıkca, kalb selâmet bulamaz. Bugün, bu ni mete kavuşan kimse, anka kuşu gibidir. Yanî yokdur. Hattâ buna inanacak kimse de, kalmamışdır. Arabî beyt tercemesi:
Ni mete kavuşanlara ni metler âfiyet olsun.
zevallı fakîr âşık, birkaç damla ile doysun.
Dahâ çok ne yazayım Önceniz ve sonunuz selâmet olsun!
Seksenüçüncü Mektup
Bu mektûb, Behâdır Hâna yazılmışdır. Zâhiri ve bâtını toparlamakla berâber, islâmiyyetin zâhirine ve hakîkatine yapışmağı bildirmekdedir:
Hak teâlâ, dağınık şeylere olan bağlılıklardan kurtarsın. Mukaddes olan, kendisine tâm bağlanmakla şereflendirsin. Bu düâmızı Peygamberlerin efendisi hürmetine kabûl buyursun aleyhi ve alâ âlihi ve aleyhim minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ ! Fârisî beyt tercemesi:
Herne ki güzeldir, Allah sevgisinden başka,
Hepsi câna zehrdir, şeker gibi de olsa!
İnsanın zâhirini, parlak olan islâmiyyetin zâhiri ile süslemesi ve bâtınını da hep Hak teâlâ ile bulundurması, çok güç bir işdir. Acabâ hangi tâli li bir kimseyi bu iki ni metle şereflendirirler Bugün, bu iki ni mete birlikde kavuşmak, hattâ yalnız islâmiyyetin zâhirine uymak elegeçmez bir hazîne gibi olmuşdur. Kibrît-i ahmerden, [ya nî demire sürtünce altına çevireceği sanılan maddeden] dahâ kıymetlidir. Hak teâlâ, sonsuz olan merhameti ile, geçmişlerin ve geleceklerin en üstününe uymakla zâhirimizi ve bâtınımızı şereflendirsin aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmât !
Seksendördüncü Mektup
Bu mektûb, seyyid Ahmed-i Kâdirîye yazılmışdır. İslâmiyyetin ve hakîkatin başka başka olmadıklarını ve hakk-ul-yakîne kavuşmanın alâmetlerini bildirmekdedir: Hak teâlâ, islâmiyyet caddesinde ilerlememizi nasîb eylesin. Bütün gücümüzle Onun mukaddes zâtına çevrilmemizi ve bizi bizden almasını ve Ondan başka herşeyden büsbütün yüz çevirmemizi ihsân eylesin. Mi râc gecesi, Ondan gözü hiç kaymayan, insanların en üstünü hurmetine, bu düâmızı kabûl buyursun aleyhi minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ ve alâ âlihi ve eshâbihi ecma în ! Âmîn. Fârisî mısra tercemesi:
Ne olursa olsun, dostdan konuşmak dahâ tatlı!
Her ne kadar dostdan söylenilen şeylerin hiçbiri, Onun sözü değilse de, o sözün, herhangi bir bakımdan O mukaddes sevgili ile bir bağlılığı vardır. Bu bağlılığı da ni met sayarak, bu yolda çabalamak ve birşeyler söylemek tatlı olmakdadır. İslâmiyyet ve hakîkat birbirinden başka değildirler. Ayrılıkları yalnız, birinde bilgilerin topluca ve ötekinde geniş, açık olmalarında ve düşünce yolu, keşf yolu ile hâsıl olmalarında ve görmeden, anlamadan, görerek inanılmalarında ve uğraşarak ibâdet etmek yerine kendiliğinden ibâdete sarılmakdadır. Parlak olan islâmiyyetin bildirdiği bilgiler ve hükmler, hakk-ul-yakîne kavuşdukdan sonra, hiç değişiklik olmadan, keşf yolu ile geniş olarak anlaşılmakdadır. Görmeden inanılan şeyler, hiç değişiklik olmadan kalb gözü ile görülür. Sevâb kazanmak, ibâdet yapmak için uğraşmak, didinmek arzûsu, ortadan kalkar. (Hakk-ul-yakîn) makâmına kavuşmanın alâmeti, o makâmdaki bilgilerin ve ma rifetlerin, islâmiyyetin bildirdiklerine tâm uygun olmasıdır. Kıl ucu kadar uygunsuzluk bulunursa, hakîkate kavuşulmadığı anlaşılır. Tarîkat büyüklerinden herhangi birinin bilgisinde ve işinde islâmiyyete bir uygunsuzluk bulunması, sekrden, şü ûrsuzlukdan ileri gelir. Sekr, yolda ilerlerken hâsıl olmakdadır. Tesavvuf yolunun sonuna kavuşanlar, hep sahv, şü ûr, uyanıklık hâlindedirler. Onlar vakte değil, vakt onlara uymakdadır. Hâl ve makâm, onların yüksek derecelerine uymuşdur. Fârisî beyt tercemesi:
Sôfî denince, ibn-ül vakt anlaşılır.
Fekat sôfî, vakti ve hâli aşmışdır.
Görülüyor ki, islâmiyyete uygunsuzluk hakîkate kavuşulamamış olduğunu gösterir. Tesavvuf büyüklerinden birkaçı, islâmiyyet, hakîkatin kabuğudur, hakîkat, islâmiyyetin özüdür, demişdir. Böyle sözler, her ne kadar, söz sâhibinin doğru yoldan ayrıldığını göstermekde ise de, belki bu sözle, kısa ve toplu olan şey, açık ve geniş olan şeyin kabuğu gibidir ve düşünerek anlamak, kalb gözü ile görmek yanında, özün kabuğu gibidir demek istemişlerdir. Fekat, hâlleri doğru olan büyükler, böyle lâstikli kelimeleri söylemekden kaçınmışlar, kısa ile uzun ve düşünce ile keşf kelimelerinden başka birşey söylememişlerdir. Bir kimse, Hâce Nakşibend kaddesallahü teâlâ esrârehül akdes hazretlerinden sordu ki, (Tesavvuf yoluna girmek ve ilerlemek niçindir ). Cevâb olarak buyurdu ki, (Kısa ve toplu olan bilgilerin genişlemesi için ve düşünerek anlaşılan bilgilerin keşf yolu ile bulunması içindir). Allahü teâlâ, bilgilerimizi ve işlerimizi islâmiyyete uygun eylesin salevâtullahi teâlâ ve selâmühü alâ sâhibihâ !
Ayrıca başınızı ağrıtalım: Düâcınızın mektûbunu getiren meyân şeyh Mustafâ Şüreyhî, Kâdî Şüreyh rahmetullahi aleyh hazretlerinin soyundandır. Dedeleri hep büyük insanlar idi. Geçim için yardımcı olan vazîfeleri ve gelirleri çokdu. Kendisi şimdi geçim sıkıntısındadır. Senedlerini, fermânlarını ya nî iyi hâl kâğıdlarını yanına alarak asker olmak için gelmişdir. Yakınlık göstermenizi, ihsân ederek, râhata kavuşmasına, sıkıntıdan kurtulmasına sebeb olmanızı dilerim. Başınızı dahâ çok ağrıtmayayım.
___________________
Ne bahtiyâr, ol kişi kim,
okuduğu, Kur ân ola!
Ezân, ikâmet duyunca,
gönlü dolu, îmân ola!
___________________
Rabbigfir verham ente erhamürrahimîn teveffenî müslimen ve elhıknî bissâlihîn.
Seksenbeşinci Mektup
Bu mektûb, Mirzâ Fethullah-i Hakîme yazılmışdır. Sâlih işleri yapmak ve nemâzları cemâ at ile kılmak lâzım olduğu bildirilmekdedir:
Allahü teâlâ, sizi, beğendiği işleri yapmağa kavuşdursun! İnsana önce i tikâdını, îmânını düzeltmek lâzımdır. Bundan sonra, sâlih, yarar işleri yapmak lâzımdır. İbâdetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaşdıran yarar şey, namâzdır.
Peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâm , (Namâz dînin direğidir. Namâz kılan kimse, dînini kuvvetlendirir. Namâz kılmayan, elbette dînini yıkar) buyurdu. Namâzı doğru dürüst kılmakla şereflenen bir kimse, çirkin kötü şeyler yapmakdan korunmuş olur. Ankebût sûresinin kırkbeşinci âyetinde meâlen, (Doğru kılınan namâz, insanı fahşâdan ve münkerden herhâlde uzaklaşdırır) buyuruldu.
İnsanı kötülüklerden uzaklaşdırmayan bir namâz, doğru namâz değildir. Görünüşde namâzdır. Bununla berâber, doğrusunu yapıncaya kadar, görünüşü yapmayı elden bırakmamalıdır. Büyüklerimiz rahmetullahi aleyhim ecmaîn , (Bir şeyin hepsi yapılamazsa, hepsini de elden kaçırmamalıdır) buyurdu.
Sonsuz ihsân sâhibi olan Rabbimiz, görünüşü hakîkat olarak kabûl edebilir. [Böyle bozuk nemâz kılacağına, hiç kılma dememelidir. Bu sözü din düşmanları çıkarmışdır. Böyle bozuk kılacağına doğru kıl demelidir. Bu inceliği iyi anlamalıdır.]
Namâzları cemâat ile ve huşû ve hudû ile kılmalıdır.
Çünkü, insanı dünyâda ve âhıretde felâketlerden, sıkıntılardan kurtaracak ancak namâzdır. Müminûn sûresi başındaki âyet-i kerîmede meâlen, (Müminler herhâlde kurtulacakdır. Onlar, namâzlarını huşû ile kılanlardır) buyuruldu. [Köyde, yolda namâz kılmak için, kıbleyi bulmak lâzımdır. Kıble cihetini öğrenmek için, güneşi gören toprağa bir çubuk dikilir. Yâhud bir ipin ucuna anahtar veyâ taş bağlanıp sarkıtılır. Takvîm yaprağında yazılı (Kıble sâati) vaktinde, çubuğun, ipin gölgeleri kıble istikâmetini gösterir. Gölgenin güneş tarafında olan ucu, kıble ciheti olur.]
Tehlike, korku bulunan yerde yapılan ibâdetin kıymeti kat kat dahâ çok olur. Düşman saldırdığı zemân, askerin ufak bir iş görmesi, pekçok kıymetli olur. Gençlerin ibâdet etmeleri de, bunun için dahâ kıymetlidir. Çünki, nefslerinin kötü isteklerini kırmakda ve ibâdet etmek istememesine karşı gelmekdedirler. Eshâb-ı Kehf, bir hicret yaparak din düşmanları arasından çıkdıkları için şerefli oldular.
Peygamberimiz aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vettehıyyât bir hadîs-i şerîfde, (Fitnenin, fesâdın çoğaldığı zemânda ibâdet etmek, hicret ederek benim yanıma gelmek gibidir) buyurdu. Görülüyor ki, din düşmanlarının güçlük çıkarması, ibâdetlerin şerefini artdırmakda, sevâbı katkat çoğalmakdadır. Zarar yapmak istemeleri, müslimânlar için fâideli olmakdadır.
Dahâ ne yazayım Oğlumuz şeyh Behâeddîn, Allah adamları ile görüşmekden sıkılıyor. Zenginlerle, dünyâya düşkün olanlarla bulunmak istiyor. Onlarla düşüp kalkmanın, insanı felâkete götüreceğini anlıyamıyor. Onların yağlı, tatlı yemeklerinin zehr gibi gönlü öldüreceğini, ahlâkı bozacağını düşünemiyor. Amân, amân kötü arkadaşlardan kaçınız! İnsanın dînine, îmânına saldıran tatlı dilli, güler yüzlü korkunç düşmanlara aldanmamak için, çok uyanık olunuz. Sahîh olan hadîs-i şerîfde alâ masdari-hessalâtü vesselâm , (Mal ve mevkı sâhiblerine, malı için, makâmı için alçalan kimsenin dîninin üçde ikisi gider) buyuruldu. Mal için, mevkı kazanmak için, islâm düşmanlarına eğilenlere, dinlerinden, ibâdetlerinden vaz geçenlere yazıklar olsun! Sonsuz ni metleri, se âdetleri, birkaç günlük eğlence için elden kaçırıyorlar.
Seksenaltıncı Mektup
Bu mektûb, Perkene şehrindeki hâkimlerden birisine yazılmışdır. Kalbi, Allahü Teâlâ´dan başka şeylerin sevgisinden kurtarmağı bildirmektedir: Hak Teâlâ, aşırı ve gerici olmakdan kurtarıp orta yolda bulundursun!
Bu düâmızı, Peygamberlerin efendisi hurmetine aleyhi ve alâ âlihi ve aleyhim minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ kabûl buyursun! Bize ve size önce lâzım olan şey, kalbimizi Allahü teâlâdan başka şeylere bağlı olmakdan kurtarmakdır.
Kalbin bu selâmete kavuşması için, Allahü teâlâdan başka hiçbirşeyi kalbe getirmemek lâzımdır. Kalb, Allahü teâlâdan başka şeyleri öyle unutmalıdır ki, eğer bir kimse, bin sene yaşamış olsa, kalbine hiçbirşey gelmemelidir. Fârisî mısra tercemesi:
İş budur, bundan başkası hiçdir!
Buluşduğumuz zemân, bu fakîri okşı(Zeker), bir işiniz olursa bize yazınız buyurmuşdunuz. Bunun için, başınızı ağrıtıyorum.
Şeyh Abdüllah-i Sofî, iyi insanlardandır. İhtiyâclarını karşılamak için borca girmişdir. Alacaklılarından yakasını kurtarabilmesi için yardımcı olmanızı dilerim. Vesselâm.
Ne ki kılmış Habîbullah, bize teblig-i ahkâmı
Kabûl etdim anı, âmentü billâh ve hükm-illah.
Seksenyedinci Mektup
Bu mektûb, Pehlivân Mahmûda yazılmışdır. Allahü teâlânın sevdikleri tarafından bir kimsenin kabûl olunmasının büyük se âdet olduğu bildirilmekdedir:
Allahü teâlâ, size selâmet versin ve islâmiyyetin doğru caddesinde bulundursun alâ sâhibihessalâtü vesselâmü vettehıyye ! Kıymetli arkadaşlarımıza birinci müjdem, meyân şeyh Müzemmilin oraya gelmesini bildirmekdir. Onun sohbetinin kıymetini ve fâidelerini nasıl anlatayım Allahü teâlânın sevdiklerinin, bir kimseyi kabûl etmesi, ne büyük se âdetdir. Hele onu severler ve yanlarına çekerlerse, dünyâ ve âhıret se âdetine kavuşmuş olur. O büyüklerin yanında bulunanlar, kötülüklerden temizlenir. Sözün kısası, onun sohbetini büyük ni met biliniz. Sohbetin edeblerini titizlikle gözetiniz ki, fâidelenebilesiniz. Dahâ ne yazayım Evveliniz ve sonunuz selâmet olsun! [Yüzaltıncı mektûba bakınız!]
Seksensekizinci Mektup
Bu mektûb, yine Pehlivân Mahmûda yazılmışdır. Bir kimsenin, saçını, sakalını îmân ile ve ibâdet ile ağartmasının büyük ni met olduğu ve gençlikde korku, ihtiyârlıkda merhamete sığınmak lâzım olduğu bildirilmekdedir:
Hak teâlâ, her ân kendisi ile bulundursun. Bir kimsenin saçının, sakalının siyâhlığını, îmân ile ve ibâdetler ile ağartması ne büyük nimetdir.
Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm hadîs-i şerîfde, (Saçını, sakalını müslümân olarak ağartan afv olunur) buyurdu.
Allahü teâlânın sonsuz merhametini düşününüz. Günâhları afv edeceğine güveniniz!
Gençlikde, Allahü teâlânın kahrından, azâbından korkmak, titremek lâzımdır.
İhtiyârlıkda afvına, merhametine sığınmalıdır. Evveliniz ve sonunuz selâmet olsun!
Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben hâlime.
Titrerim mücrim gibi, bakdıkca istikbâlime!
Seksendokuzuncu Mektup
Bu mektûb, Mirzâ Alî Cân için yazılmışdır. Ölüm için sabr dilemekdedir: Hak Teâlâ, hepimizi İslâmiyyetin doğru caddesinde bulundursun, alâ sâhibihes salâtü vesselâmü vettehıyye ! Enbiyâ sûresi otuzbeşinci ve Ankebût sûresi elliyedinci âyetlerinde meâlen, (Her canlı, ölümün tadını tadacakdır!) buyuruldu. Bunun için, her insan ölecekdir. Ölümden kurtuluş yokdur.
Hadîs-i şerîfde, (Ömrü uzun, ibâdetleri de çok olana müjdeler olsun!) buyuruldu. Dostu dosta ölümle kavuşturuyorlar. Bunun için, Allah-ü Teâlâ´nın âşıkları, ölümü düşünerek tesellî buluyor, üzüntüleri azalıyor. Ankebût sûresinin beşinci âyetinde meâlen, (Allahü Teâlâ´ya kavuşmak istiyenler! Biliniz ki, Allahü Teâlâ´ya kavuşmak zamânı herhâlde gelecekdir) buyuruldu.
Evet, biz geride kalanlar ve nefse esîr olanlar ve Allahü Teâlâ´nın rızâsına kavuşmuş olanların ve dünyâya düşkün olmakdan kurtulanların sohbetlerinden mahrûm kalanlar, zararda ve başı yerdeyiz. Ni metlerini size saçan merhûme vâlideniz, günümüzün en kıymetli varlığı idi. Onun size olan ihsânlarına karşı, şimdi sizin de ona ihsân etmeniz lâzımdır. Düâ ederek ve sadaka vererek her ân yardımına koşunuz!
Hadîs-i şerîfde, (Mezârdaki ölü, denizde boğulmak üzere olan kimse gibidir, babasından, anasından, kardeşinden ve arkadaşlarından gelecek bir düâyı hep beklemekdedir) buyuruldu. Bundan başka, onların ölümünü görerek, kendi ölümünü de düşünmeli. Bütün varlığı ile, Allahü Teâlâ´nın beğendiği şeyleri yapmağa sarılmalıdır. Dünyâ hayâtının insanı aldatmakdan başka birşey olmadığını düşünmelidir.
Dünyâ kazançlarının Allahü Teâlâ´nın yanında az bir kıymeti olsaydı, düşmanı olan kâfirlere ondan kıl ucu kadar vermezdi. Allahü Teâlâ, bizi ve sizi, kendisinden başka herşeyden yüz çevirmekle ni metlendirsin! Yalnız kendisine bağlanmakla şereflendirsin! Bu düâmızı, Peygamberlerin Efendisi hurmetine kabûl buyursun aleyhi ve alâ âlihi ve aleyhim minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ ! Vesselâm, vel ikrâm.
Âfet-i gamdan aceb, dünyâda kim âzâdedir
Herkesin bir derdi var, mâdem ki, âdem-zâdedir.
Bir hûmâ-yı zevki bin sayyâd-ı gam ta kîb eder,
Böyle bir mevhûma bilmem, halk neden üftâdedir
Doksanıncı Mektup
Bu mektûb, hâce Kâsıma yazılmışdır. Bütün varlığımızla Allahü teâlâya dönmek lâzım olduğu ve bu ni mete kavuşmak için, Ebû Bekr-i Sıddîk ın yoluna sarılmak îcâb etdiği bildirilmekdedir:Hak Teâlâ, bu alçak dünyâyı gözünüze aşağı ve değersiz göstersin.
Kalb aynanızı, âhıretin güzel cemâli ile süslesin! Bu düâmızı, mi râc gecesi, kendisinden gözü hiç ayrılmayan, tertemiz Peygamberi hurmetine kabûl buyursun aleyhi ve alâ âlihi minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ !
Okşayıcı, kıymetli mektûbunuz ve yüksek değerli hediyyeleriniz geldi. Lutf eylemişsiniz. Allahü teâlâ, hayrlı karşılıklarını ihsân eylesin! Sevenlerimize ve iyi gözle bakanlarımıza nasîhatimiz şudur: Bütün varlığımızla Allahü teâlânın mukaddes zâtına dönmeliyiz! Ondan başka herşeyden yüz çevirmeliyiz! Fârisî mısra tercemesi:
İş budur, bundan başkası hiçdir!
Bugün, bu büyük ni mete kavuşmak için Ebû Bekr-i Sıddîkın yoluna inanmak ve bağlanmak lâzımdır. Bu yolda bulunan büyüklerin rahmetullahi aleyhim ecma în bir sohbeti ile kavuşulan şeyler, sıkı riyâzetlerle ve ağır mücâhedelerle ele geçemez.
[(Riyâzet) nefsin istediklerini yapmamak, harâmlardan, mekrûhlardan sakınmakdır. (Mücâhede), nefse ağır gelen, onun istemediği şeyleri yapmak, farzları, sünnetleri, müstehabları işlemek demekdir].
Bu büyüklerin yolunda, sonda kavuşulan ni metler, başlangıçda yerleşdirilmişdir. Sona varanların kavuşduklarını, dahâ ilk sohbetde ihsân ederler. Bu büyüklerin yolu, Eshâb-ı kirâmın yoludur.
Eshâb-ı kirâm rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn , insanların en üstününün, dahâ birinci sohbetinde aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât öyle ni metlere kavuşdular ki, ümmetin Evliyâsı, bunlara en sonda belki kavuşabilir.
İşte bu, nihâyetin bidâyete yerleşdirilmesidir. Öyle ise, bu büyükleri cân ile, gönül ile seviniz! Çünki, bütün se âdetlerin temeli, sebebi bu sevgidir. Allahü teâlâ, size ve doğru yolda gidenlere ve Muhammed Mustafânın izinde bulunanlara selâmet versin aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm!
Mal sâhibi, mülk sâhibi,
Hani, bunun ilk sâhibi
Seksenbirinci Mektup
Bu mektûb, Lala beğe yazılmışdır. Müslimânlığı yaymak lâzım olduğu bildirilmekdedir: Allahü teâlâ, bizim ve sizin islâmın şerefini anlamamızı ve onu korumak için çalışmamızı artdırsın! Yüz seneye yakın bir zamândan beri islâmiyyet yardımcısız kaldı. Öyle oldu ki, kâfirler, müslimân memleketlerinde, yalnız dinsizliklerini, kötülüklerini yapmakla kalmıyorlar; müslimânlığı büsbütün yok etmek istiyorlar. Müslümânların ve müsümânlığın izini, adını bile bırakmamak için kıyasıya uğraşıyorlar. İşi oraya kadar götürdüler ki, bir müslimân, islâmiyyetin emrlerinden birini açıkça yapmağa, hattâ söylemeğe kalksa, öldürüyorlar.
Meselâ: Kurban bayramında, Hindistânda müslümânlar inek kurban ederler. Kâfirler, müslümânlara (Cizye) vermeğe belki râzı olurlar. Fekat, inek kesilmesine hiç râzı olmazlar. Yeni hükümetin ilk zamânlarında müslümânlık yayılırsa ve müslümânlara kıymet verilirse, sonu iyi olur.
Fakat, Allah göstermesin böyle olmazsa, müslümânların işi çok güç olur. (El-gıyâs)! Yanî imdâdımıza yetiş yâ Rabbî! Bize yardım et yâ Rabbî! Müslimânlara yardımcı ol yâ Rabbî! Bakalım, hangi mesûd, tâlihli kimse, islâmiyyete yardım etmekle şereflenecek Bu şerefi bakalım hangi kahramân kazanacak.
Bu, Allahü teâlânın öyle bir nimetidir ki, dilediğine ihsân eder. Allahü teâlâ, büyük ihsân sâhibidir. Allahü teâlâ, bizi ve sizi, Peygamberlerin en üstününe uymak şerefinden ayırmasın -aleyhi ve alâ âlihi ve aleyhim minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ! Vesselâm.
Sevdiklerimin ayrılığından rûhum kan ağlıyor.
Onların firâkından, kemiklerimin ilikleri yanıyor.
Seksenikinci Mektup
Bu mektûb, İskender Hân-ı Lodîye yazılmışdır. Mâsivâyı unutmadıkca, kalbin selâmet bulamayacağı bildirilmektedir: Hak teâlâ, hep kendisi ile bulundursun. Kendisinden başkası ile olmağa bırakmasın.
Mirâc gecesi, gözü Allahü teâlâdan hiç ayrılmayan, insanların en üstünü hürmetine, bu duamızı kabûl buyursun aleyhi ve alâ âlihissalavâtü vetteslîmât ! Bize ve size herşeyden önce lâzım olan şey, kalbi Allahü teâlâdan başka şeylerin hepsinden kurtarmakdır.
Kalbin bu selâmete kavuşabilmesi için, Hak teâlâdan başka hiçbir şeyin kalbden geçmemesi lâzımdır. Kalbden hiçbirşeyin geçmemesi için de, mâsivâyı yanî Allahü teâlâdan başka herşeyi unutmak lâzımdır. Bunları unutmağa (Fenâ) denir.
Bu yolun büyükleri buyuruyorlar ki, (Allahü teâlâdan başka herhangi birşeyi kalbden geçirmek için uğraşılsa, hiç geçmemelidir). İş, bu dereceye varmadıkca, kalb selâmet bulamaz. Bugün, bu ni mete kavuşan kimse, anka kuşu gibidir. Yanî yokdur. Hattâ buna inanacak kimse de, kalmamışdır. Arabî beyt tercemesi:
Ni mete kavuşanlara ni metler âfiyet olsun.
zevallı fakîr âşık, birkaç damla ile doysun.
Dahâ çok ne yazayım Önceniz ve sonunuz selâmet olsun!
Seksenüçüncü Mektup
Bu mektûb, Behâdır Hâna yazılmışdır. Zâhiri ve bâtını toparlamakla berâber, islâmiyyetin zâhirine ve hakîkatine yapışmağı bildirmekdedir:
Hak teâlâ, dağınık şeylere olan bağlılıklardan kurtarsın. Mukaddes olan, kendisine tâm bağlanmakla şereflendirsin. Bu düâmızı Peygamberlerin efendisi hürmetine kabûl buyursun aleyhi ve alâ âlihi ve aleyhim minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ ! Fârisî beyt tercemesi:
Herne ki güzeldir, Allah sevgisinden başka,
Hepsi câna zehrdir, şeker gibi de olsa!
İnsanın zâhirini, parlak olan islâmiyyetin zâhiri ile süslemesi ve bâtınını da hep Hak teâlâ ile bulundurması, çok güç bir işdir. Acabâ hangi tâli li bir kimseyi bu iki ni metle şereflendirirler Bugün, bu iki ni mete birlikde kavuşmak, hattâ yalnız islâmiyyetin zâhirine uymak elegeçmez bir hazîne gibi olmuşdur. Kibrît-i ahmerden, [ya nî demire sürtünce altına çevireceği sanılan maddeden] dahâ kıymetlidir. Hak teâlâ, sonsuz olan merhameti ile, geçmişlerin ve geleceklerin en üstününe uymakla zâhirimizi ve bâtınımızı şereflendirsin aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmât !
Seksendördüncü Mektup
Bu mektûb, seyyid Ahmed-i Kâdirîye yazılmışdır. İslâmiyyetin ve hakîkatin başka başka olmadıklarını ve hakk-ul-yakîne kavuşmanın alâmetlerini bildirmekdedir: Hak teâlâ, islâmiyyet caddesinde ilerlememizi nasîb eylesin. Bütün gücümüzle Onun mukaddes zâtına çevrilmemizi ve bizi bizden almasını ve Ondan başka herşeyden büsbütün yüz çevirmemizi ihsân eylesin. Mi râc gecesi, Ondan gözü hiç kaymayan, insanların en üstünü hurmetine, bu düâmızı kabûl buyursun aleyhi minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ ve alâ âlihi ve eshâbihi ecma în ! Âmîn. Fârisî mısra tercemesi:
Ne olursa olsun, dostdan konuşmak dahâ tatlı!
Her ne kadar dostdan söylenilen şeylerin hiçbiri, Onun sözü değilse de, o sözün, herhangi bir bakımdan O mukaddes sevgili ile bir bağlılığı vardır. Bu bağlılığı da ni met sayarak, bu yolda çabalamak ve birşeyler söylemek tatlı olmakdadır. İslâmiyyet ve hakîkat birbirinden başka değildirler. Ayrılıkları yalnız, birinde bilgilerin topluca ve ötekinde geniş, açık olmalarında ve düşünce yolu, keşf yolu ile hâsıl olmalarında ve görmeden, anlamadan, görerek inanılmalarında ve uğraşarak ibâdet etmek yerine kendiliğinden ibâdete sarılmakdadır. Parlak olan islâmiyyetin bildirdiği bilgiler ve hükmler, hakk-ul-yakîne kavuşdukdan sonra, hiç değişiklik olmadan, keşf yolu ile geniş olarak anlaşılmakdadır. Görmeden inanılan şeyler, hiç değişiklik olmadan kalb gözü ile görülür. Sevâb kazanmak, ibâdet yapmak için uğraşmak, didinmek arzûsu, ortadan kalkar. (Hakk-ul-yakîn) makâmına kavuşmanın alâmeti, o makâmdaki bilgilerin ve ma rifetlerin, islâmiyyetin bildirdiklerine tâm uygun olmasıdır. Kıl ucu kadar uygunsuzluk bulunursa, hakîkate kavuşulmadığı anlaşılır. Tarîkat büyüklerinden herhangi birinin bilgisinde ve işinde islâmiyyete bir uygunsuzluk bulunması, sekrden, şü ûrsuzlukdan ileri gelir. Sekr, yolda ilerlerken hâsıl olmakdadır. Tesavvuf yolunun sonuna kavuşanlar, hep sahv, şü ûr, uyanıklık hâlindedirler. Onlar vakte değil, vakt onlara uymakdadır. Hâl ve makâm, onların yüksek derecelerine uymuşdur. Fârisî beyt tercemesi:
Sôfî denince, ibn-ül vakt anlaşılır.
Fekat sôfî, vakti ve hâli aşmışdır.
Görülüyor ki, islâmiyyete uygunsuzluk hakîkate kavuşulamamış olduğunu gösterir. Tesavvuf büyüklerinden birkaçı, islâmiyyet, hakîkatin kabuğudur, hakîkat, islâmiyyetin özüdür, demişdir. Böyle sözler, her ne kadar, söz sâhibinin doğru yoldan ayrıldığını göstermekde ise de, belki bu sözle, kısa ve toplu olan şey, açık ve geniş olan şeyin kabuğu gibidir ve düşünerek anlamak, kalb gözü ile görmek yanında, özün kabuğu gibidir demek istemişlerdir. Fekat, hâlleri doğru olan büyükler, böyle lâstikli kelimeleri söylemekden kaçınmışlar, kısa ile uzun ve düşünce ile keşf kelimelerinden başka birşey söylememişlerdir. Bir kimse, Hâce Nakşibend kaddesallahü teâlâ esrârehül akdes hazretlerinden sordu ki, (Tesavvuf yoluna girmek ve ilerlemek niçindir ). Cevâb olarak buyurdu ki, (Kısa ve toplu olan bilgilerin genişlemesi için ve düşünerek anlaşılan bilgilerin keşf yolu ile bulunması içindir). Allahü teâlâ, bilgilerimizi ve işlerimizi islâmiyyete uygun eylesin salevâtullahi teâlâ ve selâmühü alâ sâhibihâ !
Ayrıca başınızı ağrıtalım: Düâcınızın mektûbunu getiren meyân şeyh Mustafâ Şüreyhî, Kâdî Şüreyh rahmetullahi aleyh hazretlerinin soyundandır. Dedeleri hep büyük insanlar idi. Geçim için yardımcı olan vazîfeleri ve gelirleri çokdu. Kendisi şimdi geçim sıkıntısındadır. Senedlerini, fermânlarını ya nî iyi hâl kâğıdlarını yanına alarak asker olmak için gelmişdir. Yakınlık göstermenizi, ihsân ederek, râhata kavuşmasına, sıkıntıdan kurtulmasına sebeb olmanızı dilerim. Başınızı dahâ çok ağrıtmayayım.
___________________
Ne bahtiyâr, ol kişi kim,
okuduğu, Kur ân ola!
Ezân, ikâmet duyunca,
gönlü dolu, îmân ola!
___________________
Rabbigfir verham ente erhamürrahimîn teveffenî müslimen ve elhıknî bissâlihîn.
Seksenbeşinci Mektup
Bu mektûb, Mirzâ Fethullah-i Hakîme yazılmışdır. Sâlih işleri yapmak ve nemâzları cemâ at ile kılmak lâzım olduğu bildirilmekdedir:
Allahü teâlâ, sizi, beğendiği işleri yapmağa kavuşdursun! İnsana önce i tikâdını, îmânını düzeltmek lâzımdır. Bundan sonra, sâlih, yarar işleri yapmak lâzımdır. İbâdetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaşdıran yarar şey, namâzdır.
Peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâm , (Namâz dînin direğidir. Namâz kılan kimse, dînini kuvvetlendirir. Namâz kılmayan, elbette dînini yıkar) buyurdu. Namâzı doğru dürüst kılmakla şereflenen bir kimse, çirkin kötü şeyler yapmakdan korunmuş olur. Ankebût sûresinin kırkbeşinci âyetinde meâlen, (Doğru kılınan namâz, insanı fahşâdan ve münkerden herhâlde uzaklaşdırır) buyuruldu.
İnsanı kötülüklerden uzaklaşdırmayan bir namâz, doğru namâz değildir. Görünüşde namâzdır. Bununla berâber, doğrusunu yapıncaya kadar, görünüşü yapmayı elden bırakmamalıdır. Büyüklerimiz rahmetullahi aleyhim ecmaîn , (Bir şeyin hepsi yapılamazsa, hepsini de elden kaçırmamalıdır) buyurdu.
Sonsuz ihsân sâhibi olan Rabbimiz, görünüşü hakîkat olarak kabûl edebilir. [Böyle bozuk nemâz kılacağına, hiç kılma dememelidir. Bu sözü din düşmanları çıkarmışdır. Böyle bozuk kılacağına doğru kıl demelidir. Bu inceliği iyi anlamalıdır.]
Namâzları cemâat ile ve huşû ve hudû ile kılmalıdır.
Çünkü, insanı dünyâda ve âhıretde felâketlerden, sıkıntılardan kurtaracak ancak namâzdır. Müminûn sûresi başındaki âyet-i kerîmede meâlen, (Müminler herhâlde kurtulacakdır. Onlar, namâzlarını huşû ile kılanlardır) buyuruldu. [Köyde, yolda namâz kılmak için, kıbleyi bulmak lâzımdır. Kıble cihetini öğrenmek için, güneşi gören toprağa bir çubuk dikilir. Yâhud bir ipin ucuna anahtar veyâ taş bağlanıp sarkıtılır. Takvîm yaprağında yazılı (Kıble sâati) vaktinde, çubuğun, ipin gölgeleri kıble istikâmetini gösterir. Gölgenin güneş tarafında olan ucu, kıble ciheti olur.]
Tehlike, korku bulunan yerde yapılan ibâdetin kıymeti kat kat dahâ çok olur. Düşman saldırdığı zemân, askerin ufak bir iş görmesi, pekçok kıymetli olur. Gençlerin ibâdet etmeleri de, bunun için dahâ kıymetlidir. Çünki, nefslerinin kötü isteklerini kırmakda ve ibâdet etmek istememesine karşı gelmekdedirler. Eshâb-ı Kehf, bir hicret yaparak din düşmanları arasından çıkdıkları için şerefli oldular.
Peygamberimiz aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vettehıyyât bir hadîs-i şerîfde, (Fitnenin, fesâdın çoğaldığı zemânda ibâdet etmek, hicret ederek benim yanıma gelmek gibidir) buyurdu. Görülüyor ki, din düşmanlarının güçlük çıkarması, ibâdetlerin şerefini artdırmakda, sevâbı katkat çoğalmakdadır. Zarar yapmak istemeleri, müslimânlar için fâideli olmakdadır.
Dahâ ne yazayım Oğlumuz şeyh Behâeddîn, Allah adamları ile görüşmekden sıkılıyor. Zenginlerle, dünyâya düşkün olanlarla bulunmak istiyor. Onlarla düşüp kalkmanın, insanı felâkete götüreceğini anlıyamıyor. Onların yağlı, tatlı yemeklerinin zehr gibi gönlü öldüreceğini, ahlâkı bozacağını düşünemiyor. Amân, amân kötü arkadaşlardan kaçınız! İnsanın dînine, îmânına saldıran tatlı dilli, güler yüzlü korkunç düşmanlara aldanmamak için, çok uyanık olunuz. Sahîh olan hadîs-i şerîfde alâ masdari-hessalâtü vesselâm , (Mal ve mevkı sâhiblerine, malı için, makâmı için alçalan kimsenin dîninin üçde ikisi gider) buyuruldu. Mal için, mevkı kazanmak için, islâm düşmanlarına eğilenlere, dinlerinden, ibâdetlerinden vaz geçenlere yazıklar olsun! Sonsuz ni metleri, se âdetleri, birkaç günlük eğlence için elden kaçırıyorlar.
Seksenaltıncı Mektup
Bu mektûb, Perkene şehrindeki hâkimlerden birisine yazılmışdır. Kalbi, Allahü Teâlâ´dan başka şeylerin sevgisinden kurtarmağı bildirmektedir: Hak Teâlâ, aşırı ve gerici olmakdan kurtarıp orta yolda bulundursun!
Bu düâmızı, Peygamberlerin efendisi hurmetine aleyhi ve alâ âlihi ve aleyhim minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ kabûl buyursun! Bize ve size önce lâzım olan şey, kalbimizi Allahü teâlâdan başka şeylere bağlı olmakdan kurtarmakdır.
Kalbin bu selâmete kavuşması için, Allahü teâlâdan başka hiçbirşeyi kalbe getirmemek lâzımdır. Kalb, Allahü teâlâdan başka şeyleri öyle unutmalıdır ki, eğer bir kimse, bin sene yaşamış olsa, kalbine hiçbirşey gelmemelidir. Fârisî mısra tercemesi:
İş budur, bundan başkası hiçdir!
Buluşduğumuz zemân, bu fakîri okşı(Zeker), bir işiniz olursa bize yazınız buyurmuşdunuz. Bunun için, başınızı ağrıtıyorum.
Şeyh Abdüllah-i Sofî, iyi insanlardandır. İhtiyâclarını karşılamak için borca girmişdir. Alacaklılarından yakasını kurtarabilmesi için yardımcı olmanızı dilerim. Vesselâm.
Ne ki kılmış Habîbullah, bize teblig-i ahkâmı
Kabûl etdim anı, âmentü billâh ve hükm-illah.
Seksenyedinci Mektup
Bu mektûb, Pehlivân Mahmûda yazılmışdır. Allahü teâlânın sevdikleri tarafından bir kimsenin kabûl olunmasının büyük se âdet olduğu bildirilmekdedir:
Allahü teâlâ, size selâmet versin ve islâmiyyetin doğru caddesinde bulundursun alâ sâhibihessalâtü vesselâmü vettehıyye ! Kıymetli arkadaşlarımıza birinci müjdem, meyân şeyh Müzemmilin oraya gelmesini bildirmekdir. Onun sohbetinin kıymetini ve fâidelerini nasıl anlatayım Allahü teâlânın sevdiklerinin, bir kimseyi kabûl etmesi, ne büyük se âdetdir. Hele onu severler ve yanlarına çekerlerse, dünyâ ve âhıret se âdetine kavuşmuş olur. O büyüklerin yanında bulunanlar, kötülüklerden temizlenir. Sözün kısası, onun sohbetini büyük ni met biliniz. Sohbetin edeblerini titizlikle gözetiniz ki, fâidelenebilesiniz. Dahâ ne yazayım Evveliniz ve sonunuz selâmet olsun! [Yüzaltıncı mektûba bakınız!]
Seksensekizinci Mektup
Bu mektûb, yine Pehlivân Mahmûda yazılmışdır. Bir kimsenin, saçını, sakalını îmân ile ve ibâdet ile ağartmasının büyük ni met olduğu ve gençlikde korku, ihtiyârlıkda merhamete sığınmak lâzım olduğu bildirilmekdedir:
Hak teâlâ, her ân kendisi ile bulundursun. Bir kimsenin saçının, sakalının siyâhlığını, îmân ile ve ibâdetler ile ağartması ne büyük nimetdir.
Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm hadîs-i şerîfde, (Saçını, sakalını müslümân olarak ağartan afv olunur) buyurdu.
Allahü teâlânın sonsuz merhametini düşününüz. Günâhları afv edeceğine güveniniz!
Gençlikde, Allahü teâlânın kahrından, azâbından korkmak, titremek lâzımdır.
İhtiyârlıkda afvına, merhametine sığınmalıdır. Evveliniz ve sonunuz selâmet olsun!
Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben hâlime.
Titrerim mücrim gibi, bakdıkca istikbâlime!
Seksendokuzuncu Mektup
Bu mektûb, Mirzâ Alî Cân için yazılmışdır. Ölüm için sabr dilemekdedir: Hak Teâlâ, hepimizi İslâmiyyetin doğru caddesinde bulundursun, alâ sâhibihes salâtü vesselâmü vettehıyye ! Enbiyâ sûresi otuzbeşinci ve Ankebût sûresi elliyedinci âyetlerinde meâlen, (Her canlı, ölümün tadını tadacakdır!) buyuruldu. Bunun için, her insan ölecekdir. Ölümden kurtuluş yokdur.
Hadîs-i şerîfde, (Ömrü uzun, ibâdetleri de çok olana müjdeler olsun!) buyuruldu. Dostu dosta ölümle kavuşturuyorlar. Bunun için, Allah-ü Teâlâ´nın âşıkları, ölümü düşünerek tesellî buluyor, üzüntüleri azalıyor. Ankebût sûresinin beşinci âyetinde meâlen, (Allahü Teâlâ´ya kavuşmak istiyenler! Biliniz ki, Allahü Teâlâ´ya kavuşmak zamânı herhâlde gelecekdir) buyuruldu.
Evet, biz geride kalanlar ve nefse esîr olanlar ve Allahü Teâlâ´nın rızâsına kavuşmuş olanların ve dünyâya düşkün olmakdan kurtulanların sohbetlerinden mahrûm kalanlar, zararda ve başı yerdeyiz. Ni metlerini size saçan merhûme vâlideniz, günümüzün en kıymetli varlığı idi. Onun size olan ihsânlarına karşı, şimdi sizin de ona ihsân etmeniz lâzımdır. Düâ ederek ve sadaka vererek her ân yardımına koşunuz!
Hadîs-i şerîfde, (Mezârdaki ölü, denizde boğulmak üzere olan kimse gibidir, babasından, anasından, kardeşinden ve arkadaşlarından gelecek bir düâyı hep beklemekdedir) buyuruldu. Bundan başka, onların ölümünü görerek, kendi ölümünü de düşünmeli. Bütün varlığı ile, Allahü Teâlâ´nın beğendiği şeyleri yapmağa sarılmalıdır. Dünyâ hayâtının insanı aldatmakdan başka birşey olmadığını düşünmelidir.
Dünyâ kazançlarının Allahü Teâlâ´nın yanında az bir kıymeti olsaydı, düşmanı olan kâfirlere ondan kıl ucu kadar vermezdi. Allahü Teâlâ, bizi ve sizi, kendisinden başka herşeyden yüz çevirmekle ni metlendirsin! Yalnız kendisine bağlanmakla şereflendirsin! Bu düâmızı, Peygamberlerin Efendisi hurmetine kabûl buyursun aleyhi ve alâ âlihi ve aleyhim minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ ! Vesselâm, vel ikrâm.
Âfet-i gamdan aceb, dünyâda kim âzâdedir
Herkesin bir derdi var, mâdem ki, âdem-zâdedir.
Bir hûmâ-yı zevki bin sayyâd-ı gam ta kîb eder,
Böyle bir mevhûma bilmem, halk neden üftâdedir
Doksanıncı Mektup
Bu mektûb, hâce Kâsıma yazılmışdır. Bütün varlığımızla Allahü teâlâya dönmek lâzım olduğu ve bu ni mete kavuşmak için, Ebû Bekr-i Sıddîk ın yoluna sarılmak îcâb etdiği bildirilmekdedir:Hak Teâlâ, bu alçak dünyâyı gözünüze aşağı ve değersiz göstersin.
Kalb aynanızı, âhıretin güzel cemâli ile süslesin! Bu düâmızı, mi râc gecesi, kendisinden gözü hiç ayrılmayan, tertemiz Peygamberi hurmetine kabûl buyursun aleyhi ve alâ âlihi minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ !
Okşayıcı, kıymetli mektûbunuz ve yüksek değerli hediyyeleriniz geldi. Lutf eylemişsiniz. Allahü teâlâ, hayrlı karşılıklarını ihsân eylesin! Sevenlerimize ve iyi gözle bakanlarımıza nasîhatimiz şudur: Bütün varlığımızla Allahü teâlânın mukaddes zâtına dönmeliyiz! Ondan başka herşeyden yüz çevirmeliyiz! Fârisî mısra tercemesi:
İş budur, bundan başkası hiçdir!
Bugün, bu büyük ni mete kavuşmak için Ebû Bekr-i Sıddîkın yoluna inanmak ve bağlanmak lâzımdır. Bu yolda bulunan büyüklerin rahmetullahi aleyhim ecma în bir sohbeti ile kavuşulan şeyler, sıkı riyâzetlerle ve ağır mücâhedelerle ele geçemez.
[(Riyâzet) nefsin istediklerini yapmamak, harâmlardan, mekrûhlardan sakınmakdır. (Mücâhede), nefse ağır gelen, onun istemediği şeyleri yapmak, farzları, sünnetleri, müstehabları işlemek demekdir].
Bu büyüklerin yolunda, sonda kavuşulan ni metler, başlangıçda yerleşdirilmişdir. Sona varanların kavuşduklarını, dahâ ilk sohbetde ihsân ederler. Bu büyüklerin yolu, Eshâb-ı kirâmın yoludur.
Eshâb-ı kirâm rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn , insanların en üstününün, dahâ birinci sohbetinde aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât öyle ni metlere kavuşdular ki, ümmetin Evliyâsı, bunlara en sonda belki kavuşabilir.
İşte bu, nihâyetin bidâyete yerleşdirilmesidir. Öyle ise, bu büyükleri cân ile, gönül ile seviniz! Çünki, bütün se âdetlerin temeli, sebebi bu sevgidir. Allahü teâlâ, size ve doğru yolda gidenlere ve Muhammed Mustafânın izinde bulunanlara selâmet versin aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm!
Mal sâhibi, mülk sâhibi,
Hani, bunun ilk sâhibi