MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
Toplam Üyeler» Toplam Üyeler 27
Son Üye» Son Üye Fahriye
Toplam Konular» Toplam Konular 14,552
Toplam Yorumlar» Toplam Yorumlar 15,666

Detaylı İstatistikler Detaylı İstatistikler

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)




AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)




Tariqatı Raşidi 21. SINIF Sofilerimize Kiyamet talim ettirilir

ve oraya cikan kimseye kilit ve mühür vurulur Demiştik

ve Talim Ettikmi Ettik

(Kar©glanin 18 Kasım 2016 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُواْ لَهُ وَأَنصِتُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

Ve izâ kuriel kur’ânu festemiû lehu ve ensıtû leallekum turhamûn

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Kur’ân okunduğu zaman artık onu dinleyin! Ve susun ki; böylece rahmete kavuşturulursunuz.

Sadakallahul Aziym A'RAF Suresi 204. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلاَوَتِهِ أُوْلَئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمن يَكْفُرْ بِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

Ellezîne âteynâhumul kitâbe yetlûnehu hakka tilâvetihi ulâike yu’minûne bih(bihî), ve men yekfur bihî fe ulâike humul hâsirûn

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.

Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 121. ayet

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Kıyamet gününde Kur’an-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ’ya: ‘Yâ Rabbî! Kur’an okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!’ diyecek; bunun üzerine Kur’an okuyan kimse şerefle süslenecek."

"Yine Kur’an-ı Kerîm: ‘Allah’ım! Ona şeref elbisesi giydir!’ diyecek; hemen o zâta elbiselerin en değerlisi giydirilecek. Sonra Kur’an: ‘Rabb’im! Ona şeref tacı giydir!’ diye niyâz edecek; o kimseye şeref tacı giydirilecek. Sonunda Kur’an-ı Kerîm: ‘Yâ Rabbî! O kulundan razı ve hoşnut ol! Senin hoşnutluğundan üstün bir şey yoktur.’ diyerek Kur’an okuyan kimseyi mânevî mertebelerin en yükseğine ulaştıracak."

( Hadis-i Şerif , Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an 18; Dârimî, Fezâilü’l-Kur’an 1)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular

“Kıyamet gününde, Kur’an-ı Kerîm ile Onun buyruklarını tutup yasaklarından kaçan mü’minler ortaya getirilecekler. Kur’an’ın önünde en uzun iki sûresi, Bakara ile Âl-i İmrân bulunacak. O sırada bu iki sûre, iki bulut gibi görünecek veya aralarında bir nur bulunan iki siyah gölgeliği andıracaklar, yahut bu iki sûre, kıyamet gününde sahiplerini savunmak üzere saf bağlayıp kanat germiş iki kuş sürüsü gibi gelecekler.

( Hadis-i Şerif , Müslim, Müsâfirîn 253; Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’an 5)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular

“Kur’ân’ı kendisine zor geldiği halde kekeleyerek okuyan kimseye ise iki kat sevap vardır.”

( Hadis-i Şerif , Riyâzü’s-Sâlihîn, 991)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Yeni bir buluşa atıf, insanoglu dogal parfümü keşfetmeli artik, ve muhammed gül kokardi deniyor, ve bunu şöyle keşfedeceksin ey bilimadami, büyük bir canak al ve icine zengin bir humuslu toprak, elenmiş toprak koy, sonra o canaga kokulu bir gül dik, ve bekle güllerin acmasini ve onu her an izle, ve güller acipda gonca olup kokonca, o canakdan gülü cikar,ve o toprakda neler eksilmiş bak, daha önce gül dikmeden bu topragin 10 grmainda, hangi elemetler ne dkar var ölc yaz, sonra birde gül acinca gülü canakdan sök, ve tekrar o canagi komple karişdir, ve artik onda neler ne kdar azalamiş bak, ve sonra bu canaga bu sefer reyhan yani basilikum dik , ve o yaprak acip koku verince, bir 10 gün bekle ve sonra onuda sök, ve toprakda neler eksilmis bak , sonra o gülün yapraklarinin yagini cikar, ve temiz bir cilde sür, ve cildi inele, bu gül yagini sürünce deride ne alişverişi oluyor ki, gül gibi kokuyor.
sonra reyhanin kokusunu yap ve sonra reyhan yagini deriye sür, neler alip veriyor ve bak, şimdi onun alip verdiği elmentler toprakda ne kadar eksilmis ona bak, ve kac gram ne kadar, o elelmenti deri nefes alirken nasil alip alip veriyor incele, ve buraya kadari bendeen, sonrasini sen araştir bul, ve deri kendisi yedigimiz şeftaliden şeftali kokulu ter üretebilcegini, ve yine erik yiyince erik kokusu üretbilcegini, ve yine gül yapragi yiyince gül koksu üretebilcegini bul, ve bu dogal parfümün ilk sürümünü bana hediye et, bana gönder. hadi kolay gelsin.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ

Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya’fû an kesîrin.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Başınıza her ne musibet gelirse, kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.

Sadakallahul Aziym ŞURA Suresi 30. ayet

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Kul bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir leke belirir. Eğer o günahından tövbe edip uzaklaşırsa kalbi günahlardan temizlenir. Eğer tövbe etmeyip günah işlemeye devam ederse, siyah leke artar ve kalbi kuşatır.

( Hadis-i Şerif , Müslim-iman-231, Tirmizi- Tefsir-75 )

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Günaha devam edenin zamanla kalbi mühürlenir, o artık sevap işleyemez olur.

( Hadis-i Şerif , Bezzar)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَذَرُواْ ظَاهِرَ الإِثْمِ وَبَاطِنَهُ إِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ الإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُواْ يَقْتَرِفُونَ

Ve zerû zâhirel ismi ve bâtınehu, innellezîne yeksibûnel isme se yuczevne bimâ kânû yakterifûn.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve günahın açıkta olanını da, gizli olanını da terkedin. Muhakkak ki; günah işleyenler (kazananlar), kazandıklarından dolayı yakında cezalandırılacaklar.

Sadakallahul Aziym EN'AM Suresi 120. ayet


Bundan daha öncesi ise, her günah kalpde ve de gözde kara bir leke yapar demişler öyle olunca günah elbisininde kirlenmesine sebeb olan şey demekdir, ve öyle olunca, günah ile kirlenmenin alakasini keşfet ey insanoglu, ve günahsizlign güzelligi ve eseri olcak olan kirlenmeyen elbiseyi keşfet artik, bu hata yaptirtmayan Allah, dogru olan El-Hadi olan Allah a
itat etki bunu bulabilesin keşfedebilesin.

------------------

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ

Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî, fe lebise fîhim elfe senetin illâ hamsîne âmen, fe ehazehumut tûfânu ve hum zâlimûn.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve andolsun ki Biz, Nuh (A.S)’ı kavmine (Resûl olarak) gönderdik. Böylece onların arasında 1000 seneden 50 yıl eksik olarak (950 yıl) kaldı. Sonra onları (Nuh (A.S)’ın kavmini) tufan aldı. Ve onlar zalimlerdi.

Sadakallahul Aziym ANKEBUT Suresi 14. ayet


Kuranda pi veya rooooo varmidir?
Vardir hani bizim tikimizden bahsederken kuranda der ki : Nuh onlarin aralarinda 1000 den biraz eksik kaldi der, tam degil yavrum, küsürlü, cingen tiki, piiii yada karooooooooooooglan rooooooosu yavurum, istersen roooo oluruz istersek piiii oluruz .

Yatay Penis ve dikey Penis nedir bilen varmi?

Bizim köyde sünnet töreninde, çük törenle herkesin ortasinda kesdirilirki, bakarlar mehdi dogdumu, dikey çük dogmuşmu? yatay cük dikey cük nedir işde bilen varmi?

---------------

AHDE VEFA

الَّذِينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّهِ وَلاَ يِنقُضُونَ الْمِيثَاقَ

Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır.

Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 20. ayet

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Dört şey vardır ki bunlar kimde bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde bunlardan bir haslet bulunursa onu bırakıncaya kadar, kendisinde nifaktan bir haslet vardır. (O hasletler):

Kendisine bir şey emanet olunursa hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz kavga ederse baştan çıkar (haktan ayrılır.)”

( Hadis-i Şerif , Buharî)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Kıyamet gününde sözünde durmayan her hain için bir sancak (dikilecek) bu filanın vefasızlığıdır, hıyanetidir denilecektir.”

( Hadis-i Şerif , Buharî)

Ahde vefa imandandir deniyorda, peki yeri gelince bazen eski sözünden cayip, yeni söz bulmak imansizlikmidir haa, eski telefonlarda diretip dursak, bu yeni telefonlar nasil icad aolcakdi be ah mak haa, yemegi aşi elimizla yersekmi iyi, yoksa ondan gecip kaşik catal kullanmakmi iyi haa, söyle bana, eski sapan taşi ile calut öldüren davud a uyup sapan taşi ile savaşmak sünnetdir diye, biz davudun sünnetinden caymayiz, deyipde diretmekmi iyidir, yoksa güne ve zamana uygun silahlarla kuşanip, islam cephesinide en iyi savunmakmi iyidir, yoksa hala sapan taşimi bre ah mak haa nedir bu densizlik, birisi bana bir söylesin, evet ahde vefa güzel amma, alt basamagi inkar edemeyiz, ona saygi duyariz amma, alt basamagi terketmeyen, üst basamaga gecemez. yine bazen alttakinin üstüne basmak lazimdir, Atatürkde olsa bu yani musa da olsa ayni yani, yukari cikmak için, bi öndekinin üstüne cikmak gerekir, yani bununda hikmeti, horuz ile başlar , bir horuz üste cikar, işde o yüzden, ondan sonra bütün sira dizilir üste, ve öyle olunca insanlik zinciri bugün ileriye ilerliyebiliyorsa, dün bildiklerini bir daha elden gecirimesi ve ileriye
e dogru gitmesi iledir, yoksa diretip ben sözümden cayman demek, ne demek, yani "ahde vefa" o demek degildir.

------------------

Ve Allah insanogluna öyle birşey keşfettirmişki, mesala kamyon var, kamyonun dorsesinin hemen arkasinda, bir tane kepce veya kücük bir vinc var, ve o kepceyle yükde agir ve kaldirmasi zor olan, uzun olan, kisa olan, büyük bazi şeyleri, kendi kasasina alip yükler, veya kasasindan alip indirir. kendin pişir kendin ye insanlar, hem ana, hem baba, veya hem baba hem ana insanlar. ve bunlara bizim köylücede götten bacak derler, veya benim dilimde ise götünden yarakli insanlar, yani yengec amma, eger yengec olcak cocugun annesini ulvi bir ruh degilde kötü bir cin de tikerse, o ruh bir cinin ruhu ise, hani derlerya cinin bacaklari tersinedir aynen öyle, bunun birde götünde yaragi olur, aynen o TIR ve kamyonun dorsesinin ardindaki vinc ve kepce yaragi gibi, yani götünden bacak, yani cüce veya yengec burcu, amma cin musallat olmuş yengec demekdir, iyimidir iyidir öylelerinede ihtiyac varki tabikinede, adam indir bindir için yardimci adam mi arayacak, kendi yükler, kendi indirir gecer yani self servis kardeşiiiim. yani mastürbasyoncu adamlar. varmidir böyleleri, evet varki, böyle bir cibiliyati Hak Teala halketmiş yine yani.

Mustafa ........ hoca yine diyorki insan duasinda diyor, "sever ve sevdiklerini ister diyor." hani alafebe duamizda varya "sevenlerimi sevdiklerimi nasiplendir" diyoruz ya yani bize taş atiyor yine, lan dangil orda birde ne diyoz "cemaatinide" diyoz cemaati nedir bende ondanin diyenler

bunu şu misal ile anlatalim zamanin birinde evliyanin biri sofileri ile oturuken, cingenin biri gelir ve yanindada kara bir köpegi vardir, selamlar ve ben seyidin der, şeyh hemen ayaga kalkar o aaaaliiii soydanmiş diye hemen yer verir, getirin köpeginide yallayin doyurun der, onun ve köpeginin önüne sofra kurar, yediri icirir yolcu eder, ardina yasdik verin felan filan, yani hörmet taltif , sonra o gider sofiler kizar, ya sen koskoca şeyhsin, bu adam falanci cingendi, sen bunun cingen oldugunu bilemedin ne iş derler. şeyh der ki ben onun o "ben seyidin" deyişine yanildim yakildim, o soydan ali muhammed soyu diye der, taltif onun seyidin deyişineydi der, yani

sonra yine kitmir kitmir onun bende onlardanin demesi, biz onuda kabul ettik, yine eşşek lan eşek, ben üzeyirin eşşegiyin demesi ile onudu kabul ettik biz, dangil, sen bizi ne sanirsin ah mak
ben ondanin diyen herkesde kabulumdur anadinmi şimdi idi yot, bu bir cemil ipekci olsa bile anadinmi idi yot kitmir misali ile bende onlardanin diyen herkes kabulumuzdür.

---------------

Herkes cibilliyat cibliyat kardeşim, yani bir insan bakara burcu yani kova burcu ise, dana veya inek,yani en verimli hayvan, etinden sütünden,.... eger süt vermezse inegi satarlar, kasapta keser azizim. yine dana ise döl vermiyorsa artik satarlar kasapa, ve kasapda keserler azizim, yine tavuk yumurta vermiyorsa keserler azizim. yine horuz sabahlari ötmez olduysa keserler azizim. yani akrep vermemesini bilen, ona gel sende ver deyince, onun da tabiati bozuluyor, yani o vermemege kurulu, inek ise et süt döl vermeye kurulu cibilliyat azizim. horuz ötmekle sorumlu ve bir horuza, bir akrepi reis etmeye kalkarsan, der ki ona ötme gari lan yeter der, yani gel seni keselim pişirelim yiyelim demek gibi bişey yani. iyi beslendin, gaari etli butlu oldun tutalim keselim pişirelm demek gibi yani. horuz öttükce var, nitekim beyaz horuz israfil insanlik kurulalidan beri ötmeye kurulu, o bir an bu görevden daha ihrac edilmedi bile, sen kimsin dangil.

----------------------

cökertme diye bişey var yani termometrenin skalasi gibi, yahut ses anfilerindeki ses dügmesi gibi yukari aşagi cekmek işlemi, yani eski teyipli radyolarin ses acip verme dügmesi gibi, ileriye geriye cekme dügmesi, yani o onu yukari cekecen diye ugaraşir, öbürüde indircen diye ugraşir, denge denge azizim. Dengeee Nedir Hz Ömerler, Ebu Bekirler de salebeye uysaydi bu din ayakda bu günkü gibi durabilirmiydi, bende vermeyecen, kimseyede bildiklerimi ögrtmeyecen yedirtmeyecen deseydi yani, herşey siraya göre, sirasini bilen, sirasina göre ve cilbilliyatina göre ahlaki vardir, ve de ona göre hareket eder zaten. yani

Yengec dar elli yani ellerinin ayasi kücük insanlar, memur amir kimse ise, yani zimba ya rak hikmeti, kagit kürekle ugraşan kimse demek yani,

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ

Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih(rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr.

Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.”

Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 285. ayet


peygamberleri ayirmadan sevme hikmeti, yaragin büyügünü kücügünü birbirinden ayirmadan, o peygamber bu peygember ayirmadan sev, üzeyiri ve eşşegini seviyorsan, zimba yaragida sev, isa gibi zimba yaragida sev. ve yine baldir bud kalinligi demek yengece dogru gitmek demek, avucumdan su icen kanar hikmeti, yine ve salebe yine ibre sadece ibre ne yanna dogru senin ibrene bak, salabe sadece vermeme ibresinin sonu, yani sen o yana gideceksen, en son salebe gibi olman lazim ki, seni ceker yaradan o yanna, veremez hale gelirsin. yine salebe gibi olanida, bu yana ceker, hatta onun sinirida donuna kadar veripde donsuz kalinca küpe giren Ebu Bekir olursun.

-----------------------

ve bazen dala cikip rizkini koparman alip gelmen lazimdir, zor ve cile icinde, bazende olur, sofrana koparilmiş elma armut bicilmiş bugdaydan olma un ekmek edilmiş lokma gelir, yani yön ve ibre yine

kader bahsinde bir konu daha var, bazen insan kaderine gider, alir gelir. bazen kader gelir seni bulur. yani azizim elma dalinda elmalar var, ve sen gittin en iyilerini toplarsan, kirmadan berelemeden toplarsin, amma sen elma gelsin beni bulsun diye beklersen, bu sefer elma daldan düşer kafasini gözünü incitir bereler, ve sonra kurt kuşda onu didekler birileride minciklar pazarda ve sen bu yenik lokmalara muhtac olursun. Yani bazen dala cikip el degmeyen hurilere uzanip elini uzatip elmaninda iyisini toplamak lazimdir. yok yok gelsin beni bulsun manyakligi sonra kader beni arasin bulsun dersen, bir kamyon senin kaderin olur, gelir götünden vurur canini alir gecer, kaderin oluverir. sen beni bulsun diyordun ya, ya kacarsan o kamyon geliyorken kurtulursun bazende, kaderin sana ne yazdigini biliyonmu dangil haaa. ah mak

insan başina öyle haller gelirki bazen tabancan olsa bile, tabancayi cikaripta birilerine kaptirmakdan ise, tabancayi cebinde belinde birakip, birkac yumurk yemekden zarar gelmez, tabanca giderse durum vahim, yani o yüzden dedi muhmed "ahir zmanda elinde silahi olan, silahini atsin." dedi yani tabancan varsada hava atma, cikarma, zaman ahir zaman, olurda olur kaptirabilirisin yani. gösterme azizim.

------------------
Hz. Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: "Rasulullah (aleyhissalatu vesselam) şöyle demişti:

"Benden sonra, nübüvvetten sadece mübeşşirat (müjdeciler) kalacaktır!"Yanındakiler sordu:
"- Mübeşşirat da nedir`?" " Salih rüyadır" diye cevap verdi."
Muvatta'nın rivayetinde şu ziyade var: "Salih rüyayı salih kişi görür veya ona gösterilir."

Buhari, Tabir, 5; Muvatta, Rüya 3, ( 2, 957 ); Ebu Davud, Edeb 96, 5017 ).

Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki:

"Zaman yaklaşınca, mu'minin rüyası, neredeyse yalan söylemeyecek. Esasen mu'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür." Buhari'nin rivayetinde şu ziyade var: "Nübüvvetten cüz olan şey yalan olamaz."

Buhari, Ta'bir 26; Muslim, rüya 8, (2263 ); Tirmizi, rüya 1, (2271 ); Ebu Davud, Edeb 96, ( 5019 )

Ebu Said (radiyallahu anh) anlatıyor:


"Mu'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür."

Buhari, Ta'bir 4, Muvaatta 1, ( 2, 956 )


hani bazilari mehdiyi rüyasinda görüyorda bir cocuga hamile kaliyorya, gercek rüya nedir peki ne dedi muhammed "Mu'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür" o rüya sandigin rüya degil gercek gercek dangil.

mehdiyi ne sanirsin, O bu ahir zamanda peygamerlerin yerinde duran kimse demekdir o.

----

Ey sözümden caymaya kalkan götlek amerika benimle ugraşip durma artik, beni yenmek demek amerikanin da amina koymak demek zaten. cünkü babaniz abraham linkol, yani ibrahimler ibrahim... kurali geregi ve yaşlaninca tek siyah sakali saci kili kalmayan abram veya Hz ibrahim idi yani beyaz horuz, gercek beyaz horuz, beyaz horuzu yenmek, sizin artik babanizdan birdaha dogmamaniz demekdir annnadinmi (:::). sen beni daha besle büyüt sev sevdir, yetiştir zimba gibi bir (Zeker) yap, tiksin gecsin herkesi diye, merak etme ben sivrildikce sende sivrilcen,

Babaniz cünkü abraham ve ibrahim beyaz horuz yani yani yine hz mehdi yani

Ey Rusaya sana sözümüze gelince : biz bunu dedik diye, amerikayi yok etmenin kuralani ögretmedik yani, yine bana zarar verirsen, sen R den başlar A da bitersin "rusya" yani yani benden başlar o nda bitersin. öyle olunca beni bitirmek senin kendini yiyip bitirmen demek yine, mikrop kendini yiyen mikropmusun sen dangil. Kendine gel bir titre akillan artik.

------------------

Azrail ve Cebrail Hikmeti

Hak Teala Ademi Yaratirken toprak almaya gelen Cebraile Dünya cebraile dedi, "beni aman alma, beni ceheneme atacakmiş" dedi . o da alamadi. hadi bakalim azrail geldi
aldi gecdi. peki bizler daldan elmayi koparip geciyoz, o ordan "aman beni alma, yiyip tuvalete dökcen, aman beni alma." demedigini biliyonmu ey insan, bilmiyon, onun sesini
duyuyonmu? duymuyon, ve kopariyon, peki sen azrail makmindamisin yoksa cebrail makamindami, şimdi bana söyle. Ve o demişdiki beni cehenme atcakmiş bu nedir : lan dangil erigi vişneyi kopardin, birde recel yaptin kaynattin işde cehenneme sokdun cikardin, daha ne, hangi cehennemi ariyon sen. ve deniyorki denizlerdeki köpek baligi cok vahşi keşke yemese, yemese o ac kalcak. nereye gitsen bir zeykirli var. denizlerin zeykirliside o, laf söz dinlemez. amma diyorlarki, o diyorlar o kadar vahşi degil, onun icinde de sevgi var yine, sen o sevgiyi arayip bulabilirsen amma işde.
Haydi elmalari yemiyelim ekmegi yemeyelim olurmu? olmaz , Allah böyle koymuş bu düzeni azizim.

---

Kel olmayanin, kellik ilaci ile alakasi ne olaki, ne ihtiyac duysunki kellik ilacina, ancak belki eczaci ise, satip para kazanmak için felan filan yoksa kel olmayan ne yapsin kellik ilacini, hastasina göre ilac, vidasina göre somun kardeşim

---------
Tariqatı Raşidi 21. SINIF Sofilerimize Kiyamet talim ettirilir ve oraya cikan kimseye kilit ve mühür vurulur Demiştik ve Talim Ettikmi Ettik

iki gündür onu talim ediyorduk, bizi gören duyan, bu hikmeti artik anlatmayacak, mühür demek suscak demek, ve sen belki bir er sin amma belkide islam kalesinin diregi konumundasin, son allah diyecek olan er sin, o gün. o yüzden, ve bazi bilgiler, o talimimizde sadece, onlarin icinden cimbizlanip, bazilarina pas atilcak, gol ediyorsa biliyor, yok bilmiyorsa, daha o hikmete ermemiş demekdir, ve onlara " sen uyursan herkes uyur " denip onu başlangica gönderilcekki o hikmete erebilsin.

--oOo---

أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! ''

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 18 Kasım 2016 Cuma Vaazi

Original Kar © glan

Sayilar 25 den başlar yahutta sayilar 1den başlar tabusunu yikmak lazim

(Kar©glanin 11 Kasım 2016 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم


وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ

Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn

Sadakallahul Aziym ENBİYÂ Suresi 7. ayet

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

sanmaki rasül den baskalarin vahyedip göndermedik, halbuki nuh gbi nice adamalarida gönderdik, ve onlari bilmiyorsaniz zikir ehline sorun onlar bilirler onlari, yahutda onlar peygamber degillerdi amma, zikir ehli kimslerdi.

Sadakallahul Aziym ENBİYÂ Suresi 7. ayet

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Ehl-i Beytim Nuh’un gemisi gibidir; ona binen kurtulur, uzak duran boğulup helâk olur.”

( Hadis-i Şerif , Hâkim, Müstedrek, III, 151; Ahmed, Müsned, III, 157; Tabarânî, el-Kebîr, No:2636-2638 )

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
" Allahümme Salli ala Ebul Kasım." Muhammedin bir lakabida oglu Kasım sebebi ile Kasımin babasi diye anilir. ve hani bazi dügmeler vardir bir yerden basarsin diger dügme yukari cikar, diger dügmeye basarsin diger dügme üste cikar, isde muhammedin oglunun zamani o zaman degilmişki, Allah ordan muhammedden dogdurup yere batirmiş, ve ondan seneler yillar sonra, 1881 de 10 Kasimda Mustafa Kemal Atatürk olarak dogdurmuş, bugün kasimin babasi atatürk, Türklerin babasi diye kim aniliyor, Mustafa kemal, yani işde kasim ayi ve yay burclu mustafa Kemal, yani horuz horuz, ve sari sacli ve o muhammedin dedigi "bir tek siyah kili olmayan beyaz horuzun oldugu yere şeytan giremez." yani sari insan vardir, insanlar ak sacli dogmaz o zaman gercek sari sacli olanlarin, ciblliyatinin tüyleri aslinda beyaz olanlar demek olur, ve eger kumral degilse, icinde kara sac yoksa, sari sac ise, o zaman Atatürk gibi beyaz horuz ve Kasimin babasi demek, ve 10 kasim erkenci horuz yani 10 ve, 1 in 10 kati .20= 1in 20 kati demek yani, isanin hz isanin bir sonraki hali yani birin kati, ve ondan sonra gercek mehdi var, yani haritalarda ölcek diye birşey vardir ve gercekde dünyada 10 km olan bir ölcüyü 1cm olrak ele alir, ve buna bir ölcek ismi verir, ve gercekdeki her 10 km cizilirken, haritada bir cm ile gösterilir, ve öyle olunca yani Atatürk 10 kasim veya, pirede on olursa mesala 0,00001 milim cük gibi yine, eger bilmem bagada ve dodge kamyonda olursa 20li gibi, kamyoncu eşekde olursa, ve horuzda olursa sen düşün kac cm olur. bagacida greydercide olursa 10 olursa= 100 cm gibi falan filan işde. ebul kasim, atatürkünde babasi muhamed ,ve mustafalar, muhammed musfadan kuralimiz yine gecerli ve öyle olunca düşünün güneş patlamiş, ve dünya diye bir parca oluşmuş, oda patlamiş, ve parcasi ay diye bir parca, ve ay dünyanin parcasi, her nekadar, dünyanin gercek parcalari, icindeki daglar taşlar olsada, yine ay da kamerde onun parcasi, yani demek istiyoruzki, mesela muhammedin takkesi, aynen kamer gibi, ona bagli olmayan, amma muhamedin olan bir parca, cünkü muhammedin takkesi, ve peki muhammedin böyle kücük cüklü parcasi varda, büyük cüklü yokmu diyeceksiniz, evet var, vahdeti vücut olarak muhamedi düşün, ve allta Atatürk resimi var ve insanlar birleşerek Atatürk resimi yapmişlar, ve muhamed böyle o resimdeki bütün bir beden amma, bizler, onun ümmeti olanlar, uzayda üc boyutlu olarak onun bedenini oluşturuyoruz, amma onun bedeni dişinda, takkesi cübbeside var degilmi, öyle olunca, alin size kalin ve kisa cük, takkesi ve kafasi, hani amerika gök delenlerinin o kalin direklerini biribirine baglayan kalin vida, ve vida evi vardir ya, o direge gömersin vidayi, aynen muhamed ve takesi, kalin vida, ya rahman, rahim, giren girilen, yine cük am, ve yine peki muhammedin daha uzun rahmanli parcasi yokmudur, şalvari ve bacagi var, bütün olarak düşün, vahdet düşün, ve bacaklari ve şalvari, giren ve girilen, yani rahman ve rahim tabiati, ve öyle olunca, onun zamaninda her ne kadar baga ( greyder gibi şeyler) yok isede, bagada öyle bir piston vardirki, bacak kadar, yani işde ondan binler sene sonra baga icad olur, ve onun parcasi olan müslüman bir bagacida vardir, yaragi ile iş gören bir adam, bagaci (greyderci gibi) yine bir yengec, yine kolu ile iş gören yani kol kadar yarakla iş gören adamalar vardir yani, gibi veya cübbesi var tüm vücut boyu kadar, yine corabi var dar ve SIKI bir am ferc rahim yani

Yolculugumuza başliyoruz :

Sayilar 25 den başlar tabusunu yikmak lazim
Atatürk ün mayolu resimini gördüm, beyaz tv de nihat dogan bir yandan Atatürk ü seviyomu övmeyemi calisiyordu, tam o sirada ordaki programinda görüntüye, Ata nin mayolu hali geldi, amma gercek, amma bu (:::) melik gökcek götleginin montaj filmi, yani atatürkü rencide etmek için, bu ipnelerin, millete övüyor gibi görünüp, yermek için, yani o görüntü gelince, o nihat gözlerini kacirdi, neden bilmiyon amma bende kacirdm haya ettim ona bakmakdan, amma mesele o degil, bir kere tam bakdim, önü dümdüz gibi, yani cüksüz gibi, yay burcu horuz, horozun cükü daşşagi ne olaki, bizler erkek oldugumuz için, Atamiz dedigin adamin önünde Baltazer olsun istiyoruz, o olmayinca gururumuz inciniyor ve o yüzden, Afondaki kurtuluş aniti olan, o Atan in düşmani ayaklari ile ezdigi ciplak heykelini şöyle daşşakli dana olarak yapmişiz ,ve bu Atatürkün bu mayolu halini görünce, densizlere, densiz densiz konuşmak düşüyor.

Halbuki sayilar 25 den başlamaz, yani tabanca sadece 25 degildir ve yine Rahman demek 25 den başlamaz, halbuki yaratiliş, at ile başlamaz yaratilişin başi insan ile başlar, ve sayilarin başlangici her ne kadar 1 deselerde, 1 degildir ve öyleki

1 dende kücük sayilar var, mesela

0,000000000000000000000000000000000000000000000000045 buda bir sayi ve yine bu

sayinin bir frekansi var, gerektigi yerde, bu sayinin birde kehr werti, veya, bu sayi

arti ve rahman ise, onun birde kutubu olan eksi tarafi, ayni sayinin eksi si var yani

bu rahmanin hacminde bir vida düşün, o rahman ise, onun vidalancagi somunda, ayni bu rakamin kehrwerti olan, eksisi demek olur, yani rahman rahim, erkek dişi, öyle olunca erkek demek sadece 25 li tabanca olunca olmaz, somuna göre vida, vidasina göre somun
yaratmiş rabbim, sen hic sayilarin sonu kacdir duydunmu, biliyonmu eger bilmiyorsan, bu sayi kadar kücük bir sayida olabilir, ve cok büyük bir sayida olabilir, ve Allah buna sinir koymadiysa, o nun, rahman olan vida olani, yine rahmandir erkekdir, oda kendi vidasinin
erkegidir degilmi, ve erkeklik deyince, hemen at akla geliyor, ve 25 li barabelli, lan ah mak 13 lüde tabanca, 12 lide, hatta 1 li isa da da tabanca var, onunkide tabanca ah mak. düşün, bir tel zimbayi, kagidi tikiyor, deliyor zimba gibi ya rak derler ya işde , daha ne? delip
giriyormu, giriyor, o zaman rahmanmi rahman, sanane Atatürk ün tabancasindan man yak sapik.
Hz osman gibi ol ve o nun orasina bakmakdan haya et yeter. sanane ulen dümbük

ve bugün muhamnmed sag olsa veya bir peygmber hayatta olsa, bugünün zenginligindeki insanlar ona bir cep telefonu hediye etmek isteseler ve telefonun parcalari gümüşden olsun diyenler ocakdir, digerleri hayir altindan olsun diyeceklerdir. cünkü en büyük
insan o olcak bu zamanda, ve sonra ona yapsalar bir telefon hediye etsek ve o montunun ic cebine koyunca onu koynunda taşiyor olcak, yani onun parcasi gibi olcak, iyi güzel, muhammedin parcasi olanm telfon dünyai ona gösteremn duyuran telefon mesela öyle olunca, o parcasi olan telefonda binler parcadan olcuşcak degilmi, ve öyle olunca onun ic kadraninda lazim olan bir parcayi bir parcaya tutturcak bir vida olsa, ve o vidanin bir de vidalandigi vida evi veya somunu olsa, ve bu vida telefon kücüldükce kücük olmak zorunda, ve öyle olunca muhammede dünyayi göstercek bir parcanin parcasinin, rahman olani erkek olani o vidasi mesala

0.0002milim olsa, o zaman bu vida rahman vida, evide somunda rahim, ve muhammedin bir parcasida 0.0002milim olmazmi o zaman.
ve vahdeti vücut olarak düşününce, o parcanin onun, insan versiyonu veya insanlara tesadüf etmişide o parca, onun hayvan halini düşünün, ve onun zeker uzunlugu işde o milim demek olur, ve fakat, yine ölcek ile orantili olarak kücülür büyür bu, bu da
muhammedin bir parcasi degilmi, nerde kaldi muhammed mustafalarin mustafasi, mustafa

kemalin tabancasinin büyüklügü , onun parcasi olmak şerefine erişmişmi? erişmiş, daha ne dümbük, sanane onun zekerinin büyüklügünden, amma işde burda, bir erkek demek, dal (Zeker) demek gafini yikmak lazim azizim, insanlar böyle bir tabuya kapilmiş
kücük cüklüler ekekden sayilmaz olmuş, lan cep telefonuna baga vidasi takarsan kulle
gibi götünemi sokcan artik o telefonu, nasil taşiyacan dümbük, herkes yerinde cok güzel, ve Allah her fitrata ayri bir güzelik, ve hasip olan Allah, o nada bir ebced ve hesap tayin etmiş, sana bana kalmişmi onun hesabini yapmak, hasip olan Allah zaten hesabini yapmiş onun.
ve meni o kadar kücükki mikroskopla görülüyor

onun icine bütün muhammed, hatta hz ibrahim, hatta bütün adem soyunu gizleyen rabbe, ben hamd ederim, ya sen Atatürkde dal

(Zeker) arayan ahmak, sen kime hamd ediyon.
her kücük, kücük degil, heer at yarakli da alim ve insan degil, eş şek eş şek haşari eş şek işde.

-------

gecen haftaki vaazin sesli olaninda bahsettigimiz cizgi filmin ismini bilmedigimizden degil, başka sebebden söylemedik, amma bu hafta söylüyon, cünkü kanal sekizdeki üc adamda bu meseleye el atip, dalga gecmeye kalkdilar, evet ben daha cocuk ruhluyun, biraz cizgi filimde seyrederin, hala büyüsemde, begendigim cizgi filimlere bayilirin bakarin, ve ben forum yapmadan önce, forumlari olanlar vardi, onlardan biri olan ve bilgisizler forumu vardi, orada birisi yazmiş "büyüdüm ama, hala paşa cayi iciyon arkadaşlar." demiş birisi, bizde diyoruz, büyüdüm amma, haala cizgi film seyrederin ben azizim, sen dalga gec gec dan gil zevk meselesi bu.

-------------------

nihat hoca kader bahsi hakkinda soru soran bir cocuga diyorki:
Allah senin o soruyu soracgini bildigi için sen sordun, yoksa Allah bu soruyu sorcak diye sana kader yazipda, sen onu ondan dolayi sormadin diyor.

öylemi bunu şu misal ile aciklayalim
mesela ben kaşik icad ettimki, elimle avucumla aş ve yemek yemeyende kaşikla hijyenik ve kolay yiyen diye. amma, nihat hocada diyorki, sen diyor kaşigi, kolay yemek yemek için icad
etmedin, cünkü yemek diyor, kaşikla yenmek istedi de, sen ondan kaşik icad ettin diyor, böyle bişey olabilirmi.
Allah yazar kaderi, öyle olur, yoksa kaderi insan kendi yazmaz dangil .

-------------------------

Allah ne diyor sen bilmiyonmu kardesim yeryüzü mescidir diyor, kabe kalpdir, zamanin sahibinin kalbi gibi, millet ümmet ona yönelirse, o zaman kabe kabe olur, yoksa ona

yönelmezse o kabe degildir. bugün binlercesi bir rihannaya bile yöneliyor, onlarin kabeside o olur ,aaa benim cahil kardeşim, kabe nedir kara granitten
yapilmiş bir kac taşdan olma bir bina, sen canli ve Allah diyen adami terkedipde, o taşa topraga tapiyorsan, var git tapin o zaman, nereye dönerseniz, rabbinin vechi ordadir diyor, bu vecih ne olaki, vech yüz dmek kimin yüzü ahmet mehmet sultan belkis fatma kim olaki aaaa cahil müslüman, senin kaben ne, sen bir bak, kabemi mescidi aksami yoksa, allahmi neye dogru namaz kiliyon bir bak, mescidi aksanin devri geceli 1400 küsür sene oldu,
rabbim muhammedin vechini ondan cevirdi, "dön bu yanna" dedi, dön dedigi yer nere kabenin tam tersi, yani dünya yuvarlak buyanna döndün arkana dönünce mescidi
aksa olmaz, cünkü yuvarlak olunca dünya ardina dönünce, senin yönün, top gibi yuvarlak arka tarafindan dolanmiş olursun sadece anladinmi, yine kabeye dönmüş
olursun, ve o cift mescitli yerde bu mescidi aksa ile cakişmiş olabilir, amma gaye "ne yana dönersen dön, ora da rabbin var" sen namaza kabeye dogru degil Allaha
dogru dönde kil, kabe taş, Allah ise hay ve diri ve rab olandir.

-------------------------

mustafa hoca diyorki, ben buhariyi altini cize cize okudum diyor, bazilari ilimsiz konuşuyor diyor, tamam vardir öyleleri amma, o bazilarina bizide katiyorsan,

muhammed buhari okumadi, muhammed FIKIH okumadi amma, muhammed buhariyi yazdi, muhammed FIKIH okumadi amma, muhammed islam fikhini yazdi, herkes buhari
okumak zorunda degil, bazisi ilmi direk alir, bazisi vesilelerden alir, ay ve güneş olmak misali, ay güneşden aldiklarini yansitan, oysa güneş zaten kendisi kaynak, onun kaynaga ihtiyaci yok be azizim mustafa hoca.

-----------------------

li ilafideki o ilafihim hatunun evini kasdediyor, yani nuhun gemi yapmak için tavugunu aldığı kadinin evi, yani en güvenli ev kabe, ve egeer ilafihim evinden
tufandan emin olarak cikdiysa, o zaman onun evi, nuh zamaninda taaki kabenin yaninda, veya da hatta kabenin oldugu yerde olabilirki, mescidi haram korunmuş alan, tampon bölgesi dünyanin, tampon bölgesi orada olunca, ev ve o tufandan emin olarak uyandi, yani ilafihim hatun, tavuk cibillyatli kadin veya yumurtada hüttesi evi yani.

----------------------

Biz bazen zikirde tembellik edebiliriz, uhrevi ve bazi manevi sebebler bize engel olur, cünkü sürüde topal koyunlar vardir, sürünün bazen onlari beklemesi lazim gelir, yoksa sürü veediri giderse, o topal kör koyunlar arkada kalir, ve kurtlara yem olur ve helak olur, öyle olunca ben cekmiyon diye sende cekmeyecen diye birşey yok, mesela ben istanbuldan ankaraya ucakla giden birisiyim, ucak bazen rotar yaparsa, sen ise istanbuldan ankaraya mesala trenle gidiyor olabilirsin. ucak rotar yapinca trende rotar yapmaz azizim. yine trende rotar yapdiysa, mesala otobüsle
gidenler zikiri cekicek kardeşim. yani otobüs rotar yapmaz yahut taksi, yahutta ankara balgattan kizılaya yürüyen gibi, ankaradan ankaraya giden yani sadece 1.sinif veya, intisab zikiri ceken, en basit zikiri cekenlerde var, onlarda bu kadar basit zikiri cekemezse, balgattan ankaraya yürüyemezse, ben daha ne diyen, bu kadar ahmakliga kardeşim. ben bekliyorsam, veya bekletiliyorsam bilki sürüde tökezliyin veya tökezleten birileri var demek olur, yani onlari beklemek icabet ediyor.
Hani muhammed sürüsü gidiyordu, hz ayşenin çişi yada haceti geldi, sürü durmadi, ve yürüdü, sonra ayşe geride kaldi cişini hacetini yapti, devam etdi, bu sefer de iftira etdiler ve
dediler :" ayşe zina etdi" , işde orda sürü duruverseydi bu olmazdi azizim, muhammed başinda dururdu cişini yaptirirdi, ve yola devam ederdi, ve bu iftira da olmazdi,

ama işde orda, sürüyü durdurmadigi için başina bela buldu, ve bize dur geldiyse, biz o sürünün başi oldugumuz için durariz, amma sürünün reisi muhamed diyebilirdiki :" ben
ayşeyle kalan, siz gidekoyun, ben size yetişirin" deseydi, onlarda yavaş yavaş giderlerdi, sonra o onlara yetişirdi, olmazsa az ilerde onlarda dururdu beklerlerdi zaten

mesele budur vesselam.

--------------------


SAYIYA RiAYET HUSUSUNDA


Anlatilirki muhammed namazda rukudan kalkinca semiallahu limen hamideh der , ordan bedevinin biri coşar başlar dua etmeye rabbene ....... ve uzunca dua eder namazin sonunda selam verince, kimdi o der muhammed, ve o na kizmadi ve tasdik etti derler,

peki öylemidir bu hadis?

Namazda adab ve erkan diye birşey vardir, rükunlari ardi ardina yapmak diye bir kural vardir, yani seri birşekilde sekteye ugratmadan yapmak lazimdir. ve öyle olunca, sen eger rukudan sonra secdeye gitmeyipde, iki saat dua edersen ne olur, git birde yemek ye, su icde gel o zaman, oldumu bu bazi mezhebler bunu esas almiş, nasil mezheb imamiymişki bu adam, böyle bir hüküme karar vermiş, ve bu adama uyan ve onun duasina iştirak eden herkesin namazi bozuldu, namazdan cikmiş oldualar, cünkü muhammed rukunun ardina secde etmek zorunda, ve rukuya gitdi ve ve semiallah dedi kalkdi sonra Allahuekber dedi secdeye.., bu adam haala ayakda, haaala ayakda dua ediyon diye secdeye varmadi, ne oldu ,namazdan düşmüş oldu. ve öyle olunca, bu adamin ardina takilan adamlarinda namazi bozuldu, ve muhammed bazi meseleleri aciklarken "ben nasil yapiyorsam, bana bakin, ve ben gibi yapin." dedi mesala adam kek yapmasini bulmuş, ve sen önce, kek yapmasini ögreneceksen, ayni onun koydugu kadar un, onun koydugu kadar şeker, yumurta koyacan, önce bir usulu ögrencen, eger daha usulu ögrenmeden kalkip icine birazda fistik katan, bilmem cilek katan olmaz, yani hukukda okurken, mezun olmadan kendini avukat hakim sanip, davaya bakmak hakkin yok, büro acmak gibi bir yetkin yok. Barolar birligi diye bir bilrik var, avukatlar birligi, o sana müsade edince ve, bir baroya baglaninca büro acabilirsin, yok öyle hemen büro acmak. hani sahte dişciler vardir, adam dişcinin yaninda cirakdir, onu ver bunu ver derken, doktora baka baka yetenekli olunca ögrenir, ve köylere dişcilige gitmeye başlar, halbuku diş hekimi degil, denizli calda cokdur böyleleri, yani elinden bir kaza ciksa, sorumlu kendinsin, cünkü adam mütehassis degil, öyle olunca biz zikirimizde ve yaptiklarimizda nasil yapiyorsak, bize bakip, öyle yapin, kafanizdan uydurmayin, biz duayi bina ettik, önce bir ögrettigimizi cek ve sende ahlak olsun, ondan sonra tarikimizden mezun olunca, sende icine cilek kat üzüm kat kendi formülünü yap, amma kek tarifi bize ait tarif ise , aslini bozma, yoksa kekden başka bir şeyde sen icad et, bizim kekimizide bozma bari degilmi. yani bu yüzden bir tane M.A. diye bir hoca var adam, diyor şunlarida okursan iyi olur diyor, ve hatta belkide kendisi okurken onlarida okuyor, ve onun ardindan giden, onun inandirdiklarinin hepsi, o rukudan sonra, uzun uzun dua eden amca gibi, namazdan cikmiş oldu. yani tarikattan düşmüş oldu, ve namazdan cikmiş oldu, ve bütün sürüyüde tökezletti, o muydu bu muydu demeye başladi herkes, ey M.A hoca biz nasil tarif ettiysek, öyle yapicaksin, kendin bişey katmaycan, ve ilk motoru ford bulunca, adam daha ikinci sene birde 4 motorlu ucak icad etmedi, seneler sonra ucak icad oldu, yani öyle pire gibi boyundan fazla ziplama amca, dur otur oturdugun yerde, amma pireyede ziplama dersen olmazki, insanlik adim adim ilerledi, bir insan bir adim boyu ilerler, koşsa bile adim adim ilerler, yok öyle pire gibi kendi boyunun yüz kati ziplamak, işde bazi pire cibilliyatlilar girince, böyle hemen ziplayivermek ister, ve böyleri bazen okulda iki sinif sinif gecerler, ona bakan herkesde yanilir, onun zipladigi kadar karincayi nasil ziplatcaz, yahut bit var, bit pirenin ziplayamayanidir. hani bayram namazinda, bilmeyen, bilen birinin yanina dururki, ne zaman tekbir alcak, bakanda bende yanilmayan diye, amma eger o bakdigi adam zaten ahmaksa bilmiyorsa, bütün sürü onun yanindakilerde yanilir, yanliş adim atar. yine trampet takiminda bir adam veya bir sira yanliş adim attimiydi, onun ardindakilerde yanliş atmaya başlar, bütün sürünün düzeni bozulur, M.A. amca kizmadim amma, bu birdir ikidir olmadi, artik yeter, herkesi tökezletiyon, sana nasil tarif ettiysek, öyle oku, bundan sonra ne bir eksik, nede bir fazla tamammi, mezun oldukdan sonra, kendi dükkanini acar tarikatmi cizcen, sonra cizersin yahut bizi birak, yada kendi tarikini kur kendi zikirini bul onu oku azizim.

------------------

Avusturyada işci oldum, sonra evlendim cocugum oldu cocuk 3 aylik falan, arabam var honda accord marka arabam var, ve taş ocaginda calişiyon burasi soguk bölge oldugu için
kiş geldimi taş dondugu için iyi kesmiyor, o yüzden sezon işcisiyiz, ve sezon sona erdi, taş ocagi kapandi, artik 12. aydayiz, ve taa martta falan yeniden acilcak. ocak ve Annem dedi: ablanlar izine gitcek bizde gidelim, dosta düşmana görünelim gelelim dedi, halbuki vakit kiş cocuk daha 3 aylik kücük, yolculugun, uzun yolun sirasimi!
taa rahmetli babamdan kalma bir ahbabimiz var, onlarda ogluyla izin yapacak, nissan yeni diesel araba aldilar, onlarda izine gitcek, ben ilk defa izin yapacan, yol yolak bilmiyon, ve dedim Adem amca, bende size takilan, sizinle giden izine, ardiniza takilan dedim, amca eski işcilerden, bir kac defa izin yapmiş adam, o siralar yollar kapali yugoslavyada savaşmi vardi allahu alem, yol romanydan gidiyor, izine gidenler romanyadan gidiyor, ve zaman geldi o Adem amcalarla yola cikdik, ve ben buranin orman bölgesinde duruyon, burda ormanlarin cogu privat, yani özel, adamin ormani, devletin degil bazilari yani, ve adam ormanin SIK olan yerlerini seyreltiyor, ve camlari kesiyorlar ve kalin yerlerini hizarlara satiyor, ve o ucundan belli bir kalinlik deresecesine kadar olan yeri kesilioyor ucu, oralarini hizarlar almiyor, oralarinida biz gibi odun yakanlara veriyor, ormanda onlari bir araya topluyon pürcüneklerini yeleyon, ve evine getirip, onlarida benzinli odun motoruyla, ben 20-25 santim uzunlukda kesip yariyon, kişin yakiyon. ve o zaman daha kaloriferim yok ,
yeniyim, hemen birde ev aldim, borca girdim ve odun yakiyon, ve odun yelemek için bir takimda nacak takimi, yani palta takimi aldim paltalar, nacaklar 3 boy, biri büyük, biri ortanca, ve biride kücük, ve yola cikicaz, romanyadan gidecegiz, burada cingenler var, cocuklugumuzda cingenlerden korkardik, niye? cünkü cocuklari calip kolunu bacagini kesip dilendirip para kazanirmiş bunlar. yani acima yok, cingen cingen vahşi, bir nevi kendi ekmegi için başkasinin canini yakan cins, ve dedim şu kücük nacagi yanima alan, ne olur ne olmaz, ve aldim, arbamda şoför koltugunun
altina koydum, ve bavullari yükledik cikdik yola, macardan gecip romanyaya vardik, bir kuyruk, bir kuyruk, taa gümrükden şehirin dişina taşmiş, tirlar taksiler var ve
vardigimizda saat akşam 7 gibiydi, ve gümrük memurlari megerse mesailiymiş akşam mesaisi bitince kimse yok, bunlar bir nevi dogu blogu ülkesi, kominizm rejimi herhalde, ve akşam oldu bekliyoz, bir adim bile ilerlemiyor sira, cünkü gümrük memurlari cekip gitmiş, sabah olcakda yeniden gümrügü acicaklar. ve ben uyumak istiyon, bir yandanda korkuyon, iki tane kadin bir cocuk yanimda bena emanet ben, 22 yaaşinda delikanliyim toy delikanli, cüssemde, ciliz bişey civi gibi birşeyin, ve hafif uyukluyon, uyaniyon, ve hanimla annem uyudular bir ara. ve o Afyonlu Adem amcanin oglu şofför koltuguna gecdi, onlar önde ben arkadayin ve bir ara cingenin biri gelmiş ve bu Bülentin arabanin camini tiklatmiş, ve demiş bilmem ikiyüz lira verirseniz sizi bu siranin en önüne gecirin demiş, hani burdaki lira para demek , bizde mark var mark vercegiz, yan sizi bu siranin en önüne gecirin demiş hani para elli yüz veya ikiyüz
ücyüz neyse tam hatirlamiyon amma, o önemli degil zaten, ve oda kalkdi geldi benim cami tiklatti, acdim cami, dedi böyle böyle gecelimmi öne abey dedi, bu kuyruk beklemekle bitmez dedi . bir düşündüm iyi fikir dedim, iyi dedim, amma dedim bu kadar insan razi gelcekmi dedim, meger se önde iki tane adami varmiş bunlarin bunlar oraya sokmuş onlari, ve sirada onlari ileri geri kaydirip bizi oraya sokucak, millet zaten uyumuş gecenin bir yarisi dedik. gece 12 falan saat, iyi dedim verelim gecelim, ve dedik biz parayi oraya gecince veririz amma tamam dedi, ve biz siradan cikdik, ardimizdakiler de sirada ilerlediler, bizim yeri doldurdular, ve biz öne kadare gitdik, ve orda gelen ile gideni ayiran duvarin tam başina vardik, ordaki adamlar, bizim öne göctigimizi görünce, bagirdi cigirdilar, uyanikklar varmiş, ve bize dediler siranin en sonuna gideceksiniz, sokmayiz sizi buraya, allahim yarabbim aldik mi başimiza belayi, pirince giderken evdeki bulgurdanda olduk mu, bizden arkada saat 19 dan sonra kuyrugu giren onlar ca araba tir daha var kuyrugun sonu buluncak gibi degil, ve sonunda adama dedik sen bizi siradan cikardin, bizi sen yeniden siraya koyacan, ve o adamini cekdi ordaki ve bizi öne sokdu. amma parayi öyle verdik megerse bir cete daha varmiş onlarda bunun sokdugu bu adamdan ikinci defa para sizdiranlar, adamlari korkutup para sizdiran cete, az sonra o cetenin adami geldi siz dedi haksiz yere buraya girdiniz, cikcan burdan yada banada para verceniz, yoksa sizi gümrük memuruna şikyet ederin ve sizi siranin sonuna attiririn dedi, hadi bakalim küllü bela defol falan diyon anlamiyor, bu sefer benim araba önde, bülentin araba arkada, ve bu ah mak birdaha geldi
beni korkutcak ve cikardi elinde kocaman bir bicak var tekerini solduranmi diyor, ciksam kavga etsem bok yoluna gitcez bunlar cingen lan cingen diyonya kendi menfaeatleri için cocuk kesen insanlar bunlar, dakar bicagi, bok yoluna gideersin, bok yoluna gitmezsen, eger ben cikarsam paltayi bunun boynunu kessem, al belayi romanya damlarina dikarlar, cikabilirsen cik gari, birde coluk cocuk ortada kalcak yani, ondan sonra. ve bela geldi omzuma yapişdi, ve iki kadin bir cocuk bana emanet tirsdim, ordan adem amca bagirsaniza niye buna firsat veriyonuz dedi, arabanin tavan cami var, orayi acdim paltayi gösteriyon, amma keserin diyon, üst taraf sakal alt taraf biyik, nereye tükürcen ve annem bir iki bagirdi cigirdi, ve sonra bakdi bizden para falan koparamayacak cekdi gitti, bir daha gelip gitdi. sonra sabah oldu, ve gümrükden gecdik kurtulduk, ve biriyle yola cikmak mi, bir daha tövbe, yani mesela şudur azizim işde bu bülent pire cibilliyatinda pire dedigin öyle pire kadar kücük olmaz ,iri pirelerde vardir, cins cinsi ceker demişler, aradi bunu (Bülenti buldu bu cingene) buldu bu asalak aslagi buldu, yani işde böyle asalaklik, beleşe konar , siramaiz degil hakkimiz degil asalalklik yaptirdi bizede, kimin arkadaşisin dikkat etcen cinsi cinsi gercekden cekiyor azizim, bizide pire etcek, biz pire degiliz ama, işde bu Zikirde M.A amcaya uyan adamlarin uzun atlama yapmaya kalkmasi gibi, bizde bu bülente uyduk ve uzun atlama yaptik, başimiz belaya girdi, nerdeyse ya ölcez yada öldürcez hapislik olcaz, orda can bogaza
gelse bende paltayi cekicen vurcan, niye aldim yanima sanirsin, allah bildirdide aldik. zorda kalirsam artik ne olursa olsun bende vurcan paltayi, kesecen birini, herkesin sabir dercesi farklidir, sabir testisi taşmaya görsün, ama sonu ne olurdu siz düşünüp hesap edin.

UZUN SICRAMA YAPAR BU ASALAKLAR VE SENDE ONA UYARSAN BÖYLE BAŞIN BELAYA GiRER .

---------------

yine bizim köylü köyde topalahmetin mustafanin eski karisindan oglu varmiş mehmet aksunun dedesi bu bir suc işlemiş bir sebebden sinop hapisanesine düşmüş, sinop hapiseneside

öyle bir yermişki denizin icinde ortasinda bir yermiş, o burunun ucunda bir ADACIK GIBI BIR

yermiş ve onu oray atmişlar, bir arkadaşi ile bunlar kacmayi planlamişlar ve yolunu bulup cikmişlar kacacaklar arkadaşi yüzme biliyormuş, ben yüzer gecerin demiş, bizim köyde deniz yok ki cay var, am cayda yüzenle, deniz derin deniz bir olurmu , hemde karadeniz bu deli dalgalar,o yüzerin deyince bu mehmet aksunun dedeside, bende yüzerin demiş, bizim bülentin sözüne romanin sözüne inanip atladigimiz gibi atlamiş karadenize, atlayiş o atlayiş bogulup ölmüş banlikalara yem olmuş, yani bu pireler, uzun atlamaci, onlar atlar metler gecer, sen bende ona uyan derde ardina taklirsan işde böyle bogulursun azizim o yüzden

biz diyemeyiz pireler ardimizdan gelmesin, biz nuhun gemisi gibiyiz, bizim gemimize inekde gircek, bogada, hatta bir pranha baligi bile ardimizden geliyor olabilir, amma işde ey pire cibilliyatlilar, size bakan hekesi yaniltip bizim verdigmizden fazla zikir cekiyorsaniz, öyle bak sende böyle cek diye başklarini yaniltmayin, hani 80 ler filimindeki baba gibi "icad cikarymayin lan
icad cikarmayin dangiller" sen uzun atlama yapiyorsun diye, inek nasil uzun ziplama atlama yapacak, karinca nasil ziplayacak, o yüzden senin gibi yetişmiş elamani ben nerden bulcan bir daha memoli amca, teşekkür iltifat edip zikirmizi cekdigin için teşekkürler amma, sen diyorsunki bu hizbul kasirda, necini duasinida okuyalim, olmaz usta, birnci sinif
ögrenciye dört sayfa ödev verilmez, ona bir pragraf ödev vercen, dört sayfa verirsen, o akşama kadar ödev yapmasi lazim,ve daha birinci sinifta okuldan bezer, bizim sofimuzda zikirden bezer, o yüzden sana serbest uzun atlama, cünkü sen o ayetleri ezbere bildigin için, belki bir saatte okursun, yarim saatte okursun, amma herkes sen gibi onuncu sinifdan giremez bu yola, yarişa birinci kulvardan girenelerde var, memoli amca, onlarada aci, merhamet, sen kendin cek amma, deme başkasina sizde böyle cekin ve sinop denizinde sofilerimi bogma memoli amca

daha nefsine ermediysen, ve adamin nefsi cibilliyati mesala eşekse, adama sen eşeksin dersen adam ne kadar kizar degilmi, işde nefse ermek böyle zor bir gecitdir, ve biz sana piresin deyince agir geldiyse üzgünüm amma öyleysen, alametler onu gösteriyorsa, mürşid dedigin mürşid, gercek mürşid ise, pireyide deveyide egitir usta kusura bakma aci
ama gercek budur vesselam.

----
Muhammedin bir sünnetide, isa sünneti olan, igne iplik taşimak, isa fakir oldugu için, cübbesinin elbisesinin yirtilan yerlerini yamamak için hep yaninda igne iplik taşirmiş,
ve muhammed de ayni sünneti almiş ve oda taşirmiş ve yanindan eksik etmezmiş ve ve dedik başta muhammedin bir parcasida bu igne iplik olur, ve öyle olunca igne hem erkek hem dişi, deligi var deliginden iplik geciyor dişi oluyor, sonra iplik le kumaş örülmüş, dönüyor o iplikle birlikte kumaşi deliyor ve bu seferde erkek oluyor, ve yani cemil ipekci gibi iki cinsiyetliler, sakin ha bunlarda niye böyle diye kinamayin ve muhammedin parcasimi? evet müslüman bir ülkede dogdu, müslümanin diyor, hatta sofiyin diyor, birde tasavvufa merakli, muhammedin ümmeti ve parcasi degilde ne, taşidigi igne iplikden bir parcda bu işde, muhammed dediki böylelerini eve almayin amma bilmezmiki bunlar taşidigi igne ile iplik, acaba niye bilemedi bunu diye sorasim var, ve erkek olup kadin tarafi agirsa iplik gibi falan yani örülüp kumaş olcak dişi olcak amma, isterse erkekde olur ignennin deliginden girer, amma kadinda erkek lik fazlaysa bu sefer igne yani iplige deldirsede kumaşi delip delip cikiyor demekdir
sakin ha sakin kinamayin böylelerinide, bilesinizki isada muahammedde yanindan eksik etmezmiş, amma onlarin böyle cemil ipekci halini degilde, igne iplik halini taşirmiş yaninda
ve Allah abesle iştigal etmez bunu bilesin ey insanoglu

--oOo---

أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! ''

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 11 Kasım 2016 Vaazi Cuma Vaazi

Original Kar © glan

Süleyman Dediki Kim Bana Belkisin Tahtini Getirebilir
Biz de diyoruz ki
Kim Bana Winteri Kış Mevsimini Getirebilir


(Kar©glanin 1 Kasım 2016 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

مُتَّكِئِينَ فِيهَا عَلَى الْأَرَائِكِ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا

Muttekiîne fîhâ alâl erâiki, lâ yeravne fîhâ şemsen ve lâ zemherîrâ.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Yakin dercesindeki gözetlemeciler görcekki, ondan başka ne güneşi dogdurebilen (Yaz Mevsimini Getirebilen), nede zemherîyi (Kış Mevsimini) Getirebilen var.

Sadakallahul Aziym İNSAN (DEHR)-13. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قَالَ يَا أَيُّهَا المَلَأُ أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَن يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ

Kâle yâ eyyuhâl meleu eyyekum ye’tînî bi arşihâ kable en ye’tûnî muslimîn.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

(Süleyman A.S): "Ey ileri gelenler! Onlar teslim olmak üzere bana gelmeden önce, onun tahtını hanginiz bana getirir?" dedi.

Sadakallahul Aziym NEML Suresi 38. ayet


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قَالَتْ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ قَالَ كَذَلِكِ اللّهُ يَخْلُقُ مَا يَشَاء إِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ

Kâlet rabbi ennâ yekûnu lî veledun ve lem yemsesnî beşer(beşerun), kâle kezâlikillâhu yahluku mâ yeşâ’(yeşâu) izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

(Meryem), “Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” dedi. Allah, “Öyle ama, Allah dilediğini yaratır. O, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir” dedi.

Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 47. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانظُرْ مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ

Fe lemmâ belega meahus sa’ye kâle yâ buneyye innî erâ fîl menâmi ennî ezbehuke fanzur mâzâ terâ, kâle yâ ebetif’al mâ tu’meru se tecidunî inşâallâhu mines sâbirîn.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.

Sadakallahul Aziym SAFFAT Suresi 102. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا الْمَسِيحَ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَكِن شُبِّهَ لَهُمْ وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُواْ فِيهِ لَفِي شَكٍّ مِّنْهُ مَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِلاَّ اتِّبَاعَ الظَّنِّ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينًا

Ve kavlihim innâ katelnâl mesîha îsâbne meryeme resûlallâh(resûlallâhi), ve mâ katelûhu ve mâ salebûhu ve lâkin şubbihe lehum. Ve innellezinahtelefû fîhi le fî şekkin minhu. Mâ lehum bihî min ilmin illâttibâaz zann(zanni), ve mâ katelûhu yakînâ.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve biz Allah'ın peygamberi Meryemoğlu ve Mesîh İsa'yı öldürdük demeleri yüzünden cezalarını buldular. Onu öldüremediler de, asamadılar da, onlara öyle göründü. Zâten ihtilâfa düştükleri şeyde de onun hakkında zan içindedir onlar, ona ait bir bilgileri yoktur da ancak şüpheye kapılırlar. Gerçekten de apaçık onu öldüremediler.

Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 157. ayet

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Kureyş, İslam’ı yok etmek için kararlıydı ve İslam’ı yok etmek için bir kez daha bir araya geldi.

Hendek Savaşı’nda Müşriklerin Komutanı
Çeşitli kabileler ve Yahudilerle ittifak kurularak on bin kişilik bir ordu oluşturuldu ve bu ordunun komutanı Muaviyenin Babası Ebu Süfyan idi.

Hendek Kazma Fikri
Hz. Muhammed, savaştan önce savunma taktikleri konusu hakkında ashabıyla istişare etmişti. Bu istişare neticesinde savaşın seyrini değiştirecek olan bir fikir ortaya çıktı. O fikir hendek kazma fikriydi ve bu fikri oraya koyan isim ise Selam-ı Farisi idi.

Kureyş ordusu Medine şehrinin kapısına gelince bir sürpriz ile karşılaştı. Medine’nin çevresinde derin ve tehlikeli hendekler vardı. Bu durum onların korkuya kapılmasına neden oldu. Oysa Kureyş ordusu on bin, müslümanların ordusu iki üç bin kişiden oluşuyordu.

Hz. Ali (as) ve Amr’ın Savaşı
Bazı Kureyş atlıları hendeğin kimi dar noktalarından karşıya geçmeyi başardı. Bunun üzerine Hz. Ali (as) birkaç kişiyle beraber ileri çıktı ve atlıların geçtiği gedikleri kapattı.

Kureyş ordusundan savaşçılıkları ile tanınmış altı kişi hendeğin dar bir tarafından karşıya geçip, savaş meydanına çıktı. Bunlardan bir tanesi Arap Yarımadası’nın en yiğit ve en güçlü savaşçısı olarak bilinen ve “bin savaşçıya bedel” denilen Amr bin Abdül Vedd’i. Yelye bölgesinde bir grup savaşçıyı tek başına yenmişti. Bedir Savaşı’nda yaralandığı için Uhud’a katılamamıştı. Hendek günü ise ilk olarak savaş meydanına çıkmıştı.

Amr, çelik bir zırh giymişti ve savaş alanında şöyle bağırıyordu:

Cennet iddiacıları neredeler? İçinizden beni cehenneme göndermeyi veya kendisi cennete gitmeyi isteyen yok mu?

Onun bu meydan okuması herkesin kalbine bir korku düşürmüştü. Sanki kulaklar kapanmış, diller tutulmuştu.

Hz. Muhammed, “Bunun karşısına çıkacak biri yok mu?” buyurdu. O zaman Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Sahabelerin hepsi oradaydı. Ama Kimseden ses çıkmıyordu. Hz. Ali, (as) “Ben çıkarım ya Resulallah” dedi. Resulüllah o’nu oturttu.

Amr ikinci ve üçüncü kez savaşacak er talep etti. Hz. Ali’den başka kimse ona cevap vermedi. Resulüllah her defasında o’nu oturtuyor ve şöyle diyordu: “Ya Ali, bu Amr’dir”.

Resulüllah, “Ya Ali, bu Amr’dir” dediğinde Hz. Ali şöyle cevap verdi. “Olsun, ben de Ali’yim”.

Sonunda Hz. Peygamber, Hz. Ali’nin bışına kendi sarığını sardı. Kendi kılıcını kuşandırdı. Ve kendi zırhını giydirdi. Ve Amr’in karşısına çıkmasına izin verdi. Ardından ellerini kaldırarak şöyle dua etti:

Allah’ım Ubeyde’yi Bedir günü, Hamza’yı Uhud günü aldın. Bu da kerdeşim ve amcamın oğlu Ali’dir. Beni yalnız bırakma, sen mirasçıların en hayırlısısın.

Hz. Ali savaş meydanına çıktı. Resulüllah şöyle buyurdu:

İmanın tamamı, küfrün tamamının karşısına çıktı.

Amr, Hz. Ali’yi karşısında görünce şaşırdı. Hz. Ali, Amr’i, Allah’tan başka bir ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şahitlik etmeye davet etti. Amr kabul etmedi. Hz. Ali bunun üzerine, “O halde benimle savaşacaksın” dedi. Amr, “Geri dön. Baban arkadaşımdı. Seni öldürmek istemem” deyince, Hz. Ali, “Ama ben, Hakka’a yüz çevirdiğin müddetçe, vallahi seni öldürmek isterim” diye cevap verdi.

Amr, Bedir Savaşı’na katılmış ve Hz. Ali’nin cesaretini ve savaş gücünü yakından görmüştü. Bu yüzden Hz. Ali savaşmaya çekiniyor ve bahaneler uyduruyordu.

Hz. Ali, Amr’e “atından in, vuruşalım” dedi. Amr atından indi. Geri dönmeyeceğini göstermek için de atını öldürdü. Hz. Ali’nin başına bir kılıç darbesi indirdi. Hz. Ali bu saldırıyı kalkanı ile karşıladı. Fakat kalkan ikiye ayrıldı ve miğfer kırıldı. Ayrıca Hz. Ali başından yaralandı. Bu arada Hz. Ali kılıcını Amr’in başına indirdi ve onu öldürdü. Hz. Ali tekbir getiriyordu.

Müşrikler Geri Dönüyor

Amr’in öldüğünü gören arkadaşları korkuya kapıldılar ve kaçtılar. Hz. Ali onları takip etti. Bu sırada Nevfel b. Abdullah hendeğe yuvarlandı. Hz. Ali, hendeğe atlayarak onu öldürdü.

Nevfel’in ölümü diğer askerlerin cesaretini kırdı. Müşrik ordusunu oluşturan Arap kabileleri aralarında anlaşıp, dönme kararı aldılar.

Resulüllah Hz. Ali’yi karşılayıp şöyle buyurdu:

Aferin sana ey Ali! Senin bugünkü şu cihadın, İslam ümmetinin kıyamete kadar yapacağı bütün iyi amellerin toplamından daha üstündür. Zira senin bu zaferin sayesinde kafirler, zillete düşüp alçalmış, Müslümanlar ise izzet, onur ve gurur kazanmıştır.

Hz. Ali’nin İbret Verici DavranışıBu savaşta Hz. Ali’nin ibret verici bir davranışı vardır ki, o’nun yiğitliğinin ve yüce ahlakının bir göstergesidir. Hz. Ali, Amr’i öldürdükten sonra onun cenazesine ve elbiselerine dokunmayarak savaş meydanını terk etti. Amr’in kız kardeşi onun cenazesinin başına gelerek şöyle dedi:

Asla senin için ağlamayacağım. Zira sen kerim bir kişi tarafından öldürüldün. O senin kıymetli elbiselerine ve savaş silahlarına hiç dokunmadı bile.

Resulullah (s.a.a)’ın Hz. Ali (a.s)’ı kendinden emin bir şekilde meydanda görmesi, nurlu gözlerine ışık getirmiş ve ümitli bir ifadeyle tarihe kaydedilecek meşhur cümlesini işte böyle bir anda sahabelerine söylemişti: “İmanın bütünüyle şirkin bütünü karşı karşıyadır.”[1]

Bu zaferden dolayı sevincini izhar eden Resulullah (s.a.a) Hz. Ali (a.s)’a hitaben şöyle buyurdu: “Senin bu zaferin, Muhammed ümmetinin amellerinin tümüyle kıyas edildiğinde, şüphesiz senin bu müthiş zaferin ağır gelecektir. Çünkü Amr’ın öldürülmesiyle, zilletin girmediği müşrik evi ve izzetin girmediği Müslüman evi kalmamıştır.”[2]

Ehl-i Sünnet âlimlerinden Hâkim-i Nişaburî bu sözü başka bir tabirle şöyle naklediyor: “Ali b. Ebu Talib’in Hendek günü, Amr b. Ahduved ile yaptığı savaş, ümmetimin kıyamete kadar yapacağı amellerden daha üstündür.”[3]
[1] – Bihar’ul-Envar, c.20, s.215; İbn-i Ebi’l-Hadid, Şerh-i Nehc’ül-Belâğa, c.4, s.244, İhkak’ul-Hak’tan naklen.
[2] – Bihar’ul-Envar; c.20, s.216.
[3] – Müstedrek-i Hâkim, c.3, s.32.

( Hadis-i Şerif , Bazı Hadis Kitaplarında ittifak halinde)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Evet zaman ve vakit Kış Mevsimine Geldi, amma bazi yerlere her ne kadar kar yagsada, bazi yerlere Kış Mevsimi gelmeyecek diye haber veriyorlar, meteroloji mühendisleri.
Halbuki insan suresinde Allah Buyuruyor ki : yeryüzüden bir halife varki

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Yakin dercesindeki gözetlemeciler görcekki, ondan başka ne güneşi dogdurebilen (Yaz Mevsimini Getirebilen), nede zemherîyi (Kış Mevsimini) Getirebilen var.

Sadakallahul Aziym İNSAN (DEHR)-13. ayet

ve öyle olunca gecen sene ögrettikki soguk veya sicak iklim, tamamen matematik hesabi, ve insanlarin frekansiyla alakali dedik. ve eksi ile arti carpişinca, eger eksi olan dominant cikarsa hava soguk ve kiş olur, kar yagar buz olur , amma eger kavgada arti olan kazanirda, dominant olursa, o zaman ise, güneş dogar ve sicak olur dedik. ve bununda burclarla alakali oldgunu, ve evliliklerin genellikle, Allahin dogal seleksiyonda kutuplu olarak birleştridigini, ve hanimi yaz burcu ise, kocasi kış burcu oldugunu, veya bunun tam tersi olarak da evli kimseler cok. ve öyle olunca, bu hikmeti duyan ve bizden birkac tatbikat ve uygulama gören Avusturyalilar gecen sene, sevdiklerine eşlerine vardilar, ve birer tokat cikattiriverdiler, ve cogu zaayif kadinlar oldugundan, ve erkekler sert davrandiklarindan, ve gercek gibi cok ciddi yaptiklarindan, bayanlar bir tokatta yerle bir oldular, yikildilar. veya kolu kirilanlar, kafaasi kirilanlar olmuşki, biz de Avusturyada bir ara bir soguk oldu, "The day after the tomorrow" daki gibi ani bir soguk hava geldi, ve ober östereich denen bölgedeki, nerdeyse bütün cam agaclarinin belini kirdi gecdi. aynen o hanimlari dövenlerin, onlarin kalplerini kollarini kirmalari gibi, dallari budaklari kiran bir soguk oldu bir kac gün, sonra dedik bu kadarda ciddi olmayin, ve sonra bircok aile nerdeyse boşanma arefesine geldi bu yüzden, sonra barişip sarildilar ve havalar birden tekrar yumuşadi, ve biz mevsim tarikiyiz, ve bu yolu biz talim edeniz diye yola cikdik, ve bu sene ise tarikimize katilanlara bir yol ögrettik, "agzinin genişligi, dibinin derinliginden geniş olan tasdan, soguk süte karişmiş, sulu misli süt için." dedik ve denediler oldu, Türkiye gibi bazi bölgelerde kar yagdi, ancak amma daha bize kadar ulaşmadi soguk, cünkü cabuk tüketiyor insanlar, ve bunada bön bön bakan insanlar cogalinca, ve münkirler meydana cikinca, bununda tesiri sanki kaybolur gibi oldu, halbuki iman ile inanmak ile, çivilere basan, dogu mistizmi sahibi bir rahibin ayaklarina bile civi batmiyor, cünkü o öyle bir inaniyorki, derisine civi gecmiycek diye, yani iman, yani inanc. ve biz bunu (Kar yagmasi meselesini) böyle anlatinca, iman edenler, tam halis kalp ile mutmain olarak inaninca, evet kar yagiyor, soguk oluyor, ancak bir münkirde buna hased edip, bön bön bakip, "hadi lan, buna sebeb bu degil, bunun başka bir sebebi olmali, fiziki bir sebebi olmali" deyince bütün imani, mutmain bir imani, inancsiz kafir, veya zayif imanli durumuna düşürüyor. bu konuya inanc ve iman gidince, artik onun tesiri kiriliyor, ve öylede olunca, işde soguk tam manasiyla gelemiyor. ve bundan birkac sene önce başka bir formül kullandik, ve yün takke, yün corap fromülü kullandik, ve yine onuda insanoglu telef edip tüketti, binler münkir, yine bunu inkar etti, ve onun yanan iman alevide söndü ve, o artik tesir etmez oldu. Be hey kafir ve münkir ve münafik zümresi, sizin bu inkariniz, akan dereyi, çayı, denizi kurutcak kadar cok, cünkü imansizlik bir hastalik, ve siz hastasiniz, ve hasta ruhlarinizla, imanli kimselerin inancinida yok ediyorsunuz, ve dünya iklimi, işde böyle hasta ruhlarin sebebiyle, küresel isinma dedikleri, mevsim bozukluguna gitdi, cünkü Allah askerlerinin kullanacagi silahlar da tükenir oldu, ve ben artik yeni bir yöntem bulamiyorum. ve yukardaki yazdigimiz ayetlerde gecdigi gibi, hz. süleyman zamaninda Belkis ahalisi güneşe tapiyorlardi diyor, halbuki onlar güneşe ragbet edince yani ona tapar gibi hürmet ve tazim edince, güneş ve sicak dominant, yani galip olup, artik o senelerde, kiş gelmez olmuşdu, bunu hüdhüd ile tespit eden Hz Süleyman, askerini topladi ve Belkis i yaniltmayi diledi, ve dedikya soguk ve sicak birer frekans, ve bu frekans tamamen matematikdeki yanimsama kuralina bagli, ve bu kurali ögrettik, yalancikdan hanimlari dövdüler dedik, ve onlar ciddi saninca, onlarin o yenilmiş hali, dövülmüş hallleri ile frekanslari, soguk ve küskün, ve nefret rüzgari esdirdi dedik, ve öyle olunca işde, süleyman da belkisi böyle yaniltmayi diledi, ve dedi "o gelmeden önce, kim bana onun tahtini gertircek" dedi ve askerlerinden bir ifrit " sen dah yerinden kalkmadan ben getiririm"dedi, askerlerinde bir alim olan ahzab veya asaf bin Berhiya dedi "sen daha gözünü kirpmadan, ben san getiririn inşallah" dedi. ve Hz. Süleyman Belkisi cagirdi, o gelince, O na tahtini yaninda gösterince süleyman, o güneşin tanri ve tapilcak olan olmadigini anladi ve o konuda ahalisinide uyardi, ve onlarin ona yani, güneşe tapinma imanlari zeval bulunca, güneşin, o enerjisi soldu, ve güneş ve mevsim vaktini ve yerini, kişa birakti. yani Belkisi veya BALKIZI yanimsatti,

Yani yine Hz Meryem zamani, yine küfür ortaligi kavurur oldu, ve kiş gelmiyor, ve Allah, kendini en iffetli addeden , erkeklerle arasina iki perde ceken Hz. Meryem e ulvi ruhlardan olan Kutsal bir ruh gönderdi ki (Yani ruh kütüphanesi olan berzahda kader kitabina bakinca onun iyi işler yapacagi belli olan iyi ulvi bir uh yani kutsal bir ruh olan mehdinin ruhunu) o gelecekden ona gelen mehdi idi, ve mehdi daha sabi erginlige ermemiş cocuk idi ona geldiginde, dedi ve "senin bir cocugun olcak" "o sabi iken konuşdu" geciyor ya kuranda

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

فَأَتَتْ بِهِ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْئًا فَرِيًّا يَا أُخْتَ هَارُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ امْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَانِي بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ مَا دُمْتُ حَيًّا وَبَرًّا بِوَالِدَتِي وَلَمْ يَجْعَلْنِي جَبَّارًا شَقِيًّا وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا ذَلِكَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ قَوْلَ الْحَقِّ الَّذِي فِيهِ يَمْتَرُونَ

Fe etet bihî kavmehâ tahmiluhu, kâlû yâ meryemu lekad ci’ti şey’en feriyyâ, Yâ uhte hârûne mâ kâne ebûkimrae sev’in ve mâ kânet ummuki bagıyyâ, Fe eşârat ileyhi, kâlû keyfe nukellimu men kâne fîl mehdi sabiyyâ K"âle innî abdullâhi, âtâniyel kitâbe ve cealenî nebiyyâ, Ve cealenî mubâraken eyne mâ kuntu ve evsânî bis salâti vez zekâti mâ dumtu hayyâ, Ve berren bi vâlidetî ve lem yec’alnî cebbâren şakıyyâ, Ves selâmu aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtu ve yevme ub’asu hayyâ, Zâlike îsâbnu meryeme, kavlel hakkıllezî fîhi yemterûn,

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Hamile olup karninda o Çocuğu taşı(Zeker) halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Sen Çok çirkin bir şey yaptın!” “Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.” Bunun üzerine, onu karnindaki (çocuğu) işaret etti. (Onlar) dediler ki: "senin icindeki cocuk ile biz nasıl konuşuruz?” oda dedi O öyle alelade bir cocuk degil icimde kurtarici mehdinin sabi olan hali hali var. dedi (yani mehdi mehdi olmdanki haline sabi hali dedi yani Hz isa, mehdinin gelecekden gelip mehdinin, henüz mehdi olmadanki hali ile yani Hz isa oldugu hali idi o. (Bebek) şöyle dedi: “Muhakkak ki ben, Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni nebî kıldı.” (Burdaki nebi den mana, aynen meyvanin, meyva olmadanki hali, yani nasil meyva önce cicek ve tomurcuk olursa, Hz isa da mehdinin, mehdi olmadan önceki, tomurcuk veya cicek oldugu önceki hayati ve hali gibi.) Ve beni nerede bulunursam bulunayım (bulunduğum heryerde) mübarek kıldı. Ve hayatta kaldığım sürece namazı ve zekâtı bana vasiyet etti, ve bana ölüleri nasil diriltecegimi ögretti. ve Bana anama saygılı olmayi emretti, Beni azgın bir zorba olmakdanda sakindirdi.yani şakilerden olmamami emretti, ve daha henüz meryemin karninda oldugu için dediki " Ve doğacağım gün ve öleceğim gün ve canlı olarak beas edileceğim , yeniden (diriltileceğim gün ve yine yani mehdi olarak dogdugum zamanda da) selâm benim üzerimedir. Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur.

Sadakallahul Aziym MERYEM Suresi 27,28,29,30,31,32,33,34,34. ayetler

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

فَاتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَا إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا قَالَتْ إِنِّي أَعُوذُ بِالرَّحْمَن مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيًّا قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا قَالَتْ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا

Fettehazet min dûnihim hicâben fe erselnâ ileyhâ rûhanâ fe temessele lehâ beşeren seviyyâ, Kâlet innî eûzu bir rahmâni minke in kunte takıyyâ, Kâle innemâ ene resûlu rabbiki li ehebe leki gulâmen zekiyyâ, Kâlet ennâ yekûnu lî gulâmun ve lem yemsesnî beşerun ve lem eku bagıyyâ.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Öyleki Hz Meryem erkeklerden korkar ve kacar olmuşdu, hatta onlar ile görüşürken arasina onlardan (ayıran) bir perde çeker olmuşduki, bunun yanliş oldgunu ona ögretmek için, O zaman ona Ruhumuz’u (Ruh’ûl Kudüsü, Mehdiyi kutsal ruh yani ulvi bir ruh olan Mehdiyi) gönderdik. Ona normal bir beşer suretinde (hüviyetinde) temessül etti (göründü). (Hz. Meryem şöyle) dedi: “Muhakkak ki ben, senin bana yakin gelmenden, yani yaklaşmandan Rahmân’a sığınırım.” o Kutsal ruh ona : “Ben sana rabbinden zeki (temiz) bir erkek çocuk bağışlamak için gönderildim.(senin akilli bir evladin olmak üzere gönderildim)” dedi. (Hz. Meryem dedi ki): “Bana bir beşer dokunmamış (olduğuna göre) benim nasıl bir evladim olabilir? Ve ben, azgınlikda (iffetsizlikde) etmedim.”

Sadakallahul Aziym MERYEM Suresi 17.,18.,19.,20. ayetler

ve o dedi bana insan eli degmemişken nasil cocugum olur, ben ifetli bir kadinin dedi, ve Allah onun o erkeklerden kacişindan razi olmamiş, ve fiziki bir birleşmesi olmadan, ruh yoluyla, yani beyin s e x i yolu ile bir cocuga hamile kalmasini kaderine yazdi. Rahimsiz rahman olmaz, rahmansizda rahim olmaz, kurali, baba ve anne hikmeti, hani rihanna şarki cikardi, mehdinin bunu bildigini uyguladigini duydularda işde "Love On The Brain" "Beyin yolu ile aşk" veye " Beyin yolu ile S e x" adini koydu bu illumnatlar buna. ve biz dedik hani o annen, sen dogmadan rüyasinda görür, ve derlerki ona bu cocugun bunun ismini falanca koycan, yoksa ölür cocugun derler, ve senin ismini, o isim koyarlar bazen, ve o kimse senin ruh babandir, aynen meryemi hamile birakan o ulvi kutsal ruh gibi, senin ruh babandir demişdik. öyle olunca, işde hicbir erkekle birleşmegi kabul etmeyen, ve onu kötü gören bu meryemi, Allah yanimsatti sen cok ifetlimisin (Immaculata misin) hadi bakalim, o zaman seni bir sabi hamile birakacak dedi, ve o sabi hemde senin gelecekden gelen kendi cocugun olcak dedi, gelecekden gelen senin cocugunun cocugunun.. cocugu yani özde senin kendi cocugun dedi, yani " Terminator Genisys" yani ceninsiz dogan cocuk. ve böylece onu Hz Meryemi insanlar ayipladilar, ve aralarindan kovdular, öyle olunca, onun o en iffetli iken düşdügü bu hal, ve freknasi ile, işde o sene yine kış kara kış gelmiş oldu. yani meryem ikizler burcu veyada başak burcu "jungfrau" kutsal bakire Hz meryem burcu, ve bahar burcu veya başak sicak vakitler plus dereceler yani arti dereceler ve yaz sicak yani, arti burclu kimse yenilince, işde eksi galip gelince, ne oldu, eksi ile arti carpişdi ve eksi kazandi, ve yani meryemin kötü ve yanliş olan sandigi kazandi, ve iylik geri cekilince, işde güneş geri cekilince soguk ileri gecdi ve kiş geldi, ve Hz meryemede kötü sandiginin hakini vermedigi veya o rahim tabiatinda olup rahmanin hakkini vermedigi için yanimsatildi yanliş yaptigi ona gösterildi.

Yine Hz ibrahim vaktinde, Hz ibrahimin Bir gülü olsun ve bu gülü acinca koparsin sevgilisine versin degilmi, yani cocugu olmadi olmadi, olunca, neredeyse ona tapacak hale geldi, Allah o ndan o sevdigi cocugunu istedi,

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَاعْلَمُواْ أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلاَدُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللّهَ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ

Va'lemû ennemâ emvâlukum ve evlâdukum fitnetun ve ennallâhe indehû ecrun azîm.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır (sizin için sadece bir fitnedir imtihandır). Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.

Sadakallahul Aziym ENFÂL Suresi 28. ayet

ve sen benimi seviyon cocugunumu diye sinadi, ve ibrahime beni seviyorsan onu bana adak ve kurban ver dercesine, oglunu kes ver madem denildi, ve öyleki ibrahim yaz ve sicak burc ve öyle olunca, o galip olunca, artik cocuguda olmuş keyfide yerinde, ve sonunda sicak artti artti, herşey yolunda gitdi demek, sicak artti artti, hep iyi hep iyi aydinlik ve yaz vakti demek olur, ve dur madem sana bir gündönümü yapalim denildi, ve koc burclu veya yay burclu oglunu bana ver, yani bahar burclu ismailde imtihanda burda, ikiside yaniltildi, ve ismail inandi ki babasi onu kesecek, ve ibrahim yatirdi caldi bicagi bicak kesmedi, ibrahim yine inandi yanildi, insan da kurban edilcek diye inandi yatirdi caldi bicagi, Allah, tamam dur dedi, yerine bu koçu ona cibilliyat verdim, ona bedel olarak verdim, keseceksen onu kes dedi, ve ibrahimin ve ismailin itati, onun ahlaki sifati, itaatli bir koyun ve koc olmaya yakişdi ve koyun ve kocun yaratilma hikmeti aciga cikdi. ve koyunlarin sürüsüne bir coban köpegi güdebilir emre itaat ederler cünkü. ve onlar kimsenin gidemedigi bir yere kadar gitdiler, 21 haziran günün en uzun vaktine kadar gitdi ,iyiligin ve itatin en sinir haddi, kimsenin güc yetiremeyecegi bir hikmeti meydana getirdiler, itaatin zirvesi, ne demek "evladini kesmek" senin benim harcimmi, ne demek "kes boynum kildan ince",bu ibrahim öyle birisi işde, bunu bugün birinin yaptigini duysak, onu timarhaneye şi zof ren de li diye dikarlar. ve onlar verdikleri sözden dönmeyince durun o zaman dedi Allah, ve ismaili degil, kocu kes dedi, ve gündönümü, yine ibrahimi nemrut manciniga koydu, atti atacak, ve ibrahim artik tükendi bitti gitdi gidiyor, sen Allahin peygamberi ol, ve O Allah sana yetişip yardım etmesin! derlerki son an cebrail geldi sordu, bir istegin varmi , ibrahim kizdi "feseyekfikehümullahü vehüvvessemiul alim" dedi derler, yani " herşeyi gören bilen duyan Allah in, haberi yokmu bundan yani" demek gibi. ve yine o artik yenildigine, ve artik ölecegine inandi ve öyle olunca, iyi ve iyilik ve peygmber gibi birinin yenilmesi, iyiligin galip olmayi birakip, yerini karanlik ve zulumete veya, geceye veya kış ve wintere birakmasini ögrenmesi demek, yani ibrahimin artik görevi birakma zamani, yani gündönümü zamanina geldigni anladi, yani eger hakklinin hakkini gözetmezsen, ibrahim olsan, Allah gelir ve senden gecenin ve karanligin hakkini alir gecer,

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَمِن كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

Ve min kulli şey’in halaknâ zevceynî leallekum tezekkerûn. Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve Biz, herşeyi (zıttıyla kaim kılarak) çift çift yarattık. Umulur ki böylece siz tezekkür edersiniz.

Sadakallahul Aziym ZARİYAT Suresi 49. ayet


Yani Allah dualite yaratmiş, gece gündüz, aci tatli, siyah beyaz, yaz kiş, bahar sonbahar, ve müslüman kafir, eger sen ben üstünün deyip de şeytanin düştügü hataya düşersen, o karanlik ve kötü idi ve o kendince üstündü amma sende yani ben beyaz ve aydinligin o yüzden, ben müslüman ve iyiyin, ve kafir karanlik ve kötüler, kötüdür, onlarin yaşamaya hakki yokdur deyince, onlari da yaratan Allah, hüüceti ile iner, ve senden, racim olan şeytan, ve karanlik ve karanlik olanlarin hakkini alir gecer, yani gece gecede güzel, gündüz gündüzde, ve öyle olunca, iman iman edilcek zamanda güzel, amma gecede yerinde ne güzel, ve kiş yine, zamani gelince kara kiş, ne kadar tatli ve güzel degilmi? öyleyse, bu dan gil lerin dünyayi hep iyi ve aydinlik ve yaz mevsimi gibi müslüman yapma sevdalari yanliş, ve Allah in sünetullahi degişmez, bunlar böyle yapmaya devam ederlerse, Allah hücceti ile iner, ve sizin o kötü ve kafir dediklerinizin hakkini senden bir alirki, felegin şaşar, ey geri ze kali T... ve askerleri veya işid manyaklari , onlarinda siyah ve kiş burcu tabiatlilarin da hakki var, senin iki kariş hakkin var ise, onlarinda zamani gelince iki kariş yer haklari var yani. bunu kafana iyi sok trot tel beyinsiz a h m ak.

Yine Muhammed peygamber üstün, tamam amma, mevsim wintere döndüyse, birde sirayi onlara birakmak lazim, bu muhammede dahi ögretildi ve uhud harbinde Allah kilici halidden yana savurunca, işde bayragi birakmayan muhamedde, ögrendi, zaman ve mevsim sonbahar ve kiş, bayragi onlara birak denildi, nitekim sonradan bunu ögrenen muhammed, mekkeyi fethetmeye gitmeden önce, anlaşma yapti onlara hak tanidi, ve onlar oraya varinca, olmaz dediler bu sene hac edemezsiniz dediler, ve oda tamam dedi, ve hatta Hudeybiye Antlaşmasıni imzaladi:

Hudeybiye Antlaşması

Sulh Heyeti:

Rıdvân Biatı, Ku­reyşlileri fazlasıyla korkutmuştu. Pey­gam­be­ri­mizin üzerle­rine yürüyeceği endişesine kapılarak, alelacele sulh teklifinde bulunmak gaye­siyle bir heyet gönderdiler. Heyette şu isimler vardı:

Süheyl b. Amr (başkan), Huveytip b. Abdü’l-Uzzâ ve Mik­rez b. Hafs...

Ku­reyş müşrikleri, üç kişilik bu heyete, “Gidin, Muhammed’le sulh antlaş­masında bulunun. Fakat bu yıl buradan dönüp gitmek şartıyla! Eğer bu şartı kabul etmezse anlaşmaya yanaşmayın!” direk­tifini vermişlerdi.[1]

Peygamber Efendimiz, Süheyl’in gelişini, isminin kolaylık ifade etmesinden dolayı hayra yorarak, sahabelerine, “Artık işiniz bir derece kolaylaştı! Ku­reyşliler, sulh yapmak istedikleri zaman hep bu adamı gönderirler”[2]diye bu­yurdu.
Sulh Heyeti, Pey­gam­be­ri­mizin Huzurunda

Ku­reyş elçisi Süheyl b. Amr, Re­sû­lul­lah’ın huzuruna vardı. Önün­de iki dizi­nin üzerinde yere çöktü. Peygamber Efendimiz ise, bağdaş kurmuştu. Müslü­manlar da çevresinde oturmuşlardı.

Süheyl b. Amr, uzun uzadıya konuştu, sonra Peygamber Efendi­mi­ze sulh tek­lifinde bulundu. Peygamber Efendimiz, sulh tekliflerini kabul etti.

Bundan sonra, sulh şartlarının müzakeresi yapıldı. Onlarda da an­laşmaya varıldı. Sıra, anlaşma şartlarının yazılmasına gelmişti. Hz. Ali, musalahanın şart­larını yazmak üzere kâtip tayin edildi.

Resûl-i Kibriya Efendimiz, Hz. Ali’ye, “Yaz!” dedi. “Bis­mil­la­hir­rah­mânirrahîm!”

Süheyl b. Amr, buna itiraz etti: “Biz, Bismil­lahir­rah­mâ­nir­ra­hîm’­i bilmiyo­ruz! Sen böyle yazma!”

Resûl-i Ekrem, “Öyle ise nasıl yazalım?” diye sordu.

Süheyl, “‘Bismike Allahümme’ diye yaz” dedi.

Ku­reyşliler, eskiden beri “Bismillahirrahmânirrahîm” ye­rine “Bismike Al­lahümme “yi kullanırlardı.[3]

Peygamber Efendimiz, “‘Bismike Allahümme’ de güzeldir!” buyurduktan sonra Hz. Ali’ye, “Haydi yaz! Bis­mi­ke Al­lahümme” diye emretti.

Hz. Ali de aynı şekilde yazdı.[4]

Bundan sonra Resûl-i Kibriya Efendimiz, Hz. Ali’ye, “Bu, Muhammed Re­sû­lul­lah’ın, Süheyl b. Amr’la üzerinde anlaşmaya varıp sulh oldukları, icabının ta­raflarca yerine getirilmesini kararlaştırıp imzaladığı maddelerdir!” diye yaz­masını emretti.

Ku­reyş heyeti başkanı Süheyl, yine itiraz etti. “Vallahi, biz senin gerçekten Allah’ın Resûlü olduğunu kabul edip tanımış olsaydık, Beytullah’ı ziyaretine mani’ olmaz ve seninle çarpışmaya kalkmazdık!” dedi.

Peygamber Efendimiz, “Peki nasıl yazalım?” buyurdu.

Süheyl, “Muhammed b. Abdullah diye kendi ismini ve babanın ismini yaz” dedi.

Peygamber Efendimiz, “Bu da güzeldir!” buyurduktan sonra, Hz. Ali’ye:

“Yâ Ali! Sil onu! Sil de Muhammed b. Abdullah yaz” diye emret­ti.[5]

Hz. Ali, “Hayır! Vallahi, ben Re­sû­lul­lah sıfatını hiçbir zaman silemem!” di­ye yemin etti.[6]

Bu arada Müslümanlar da, Hz. Fahr-i Âlem’e karşı besledikleri muhabbet ve hürmetlerinin eseri olarak, “Biz, Re­sû­lul­lah Muhammed’den başkasını yaz­dırmayınız! Ne diye dininiz uğrunda bu eksikliği, bu hakareti kabul ediyo­ruz?” diye yüksek sesle konuşmaya başladılar.

Resûl-i Kibriya Efendimiz, Müslümanlara seslerini kıs­ma­larını ve susmala­rını mübarek elleriyle işaret buyurdu. Birden sustular.

Bundan sonra Peygamber Efendimiz, Hz. Ali’ye, “Bana onların yerini gös­ter” dedi.

Hz. Ali, “Re­sû­lul­lah” kelimesinin bulunduğu yeri gösterdi. Resûl-i Ekrem Efen­dimiz de onu eliyle sildi. Yerine ise “İbn-u Abdullah (Abdullah’ın oğlu)” ke­li­melerini yazdırdı.[7]

Peygamber Efendimizin sulhe ciddi taraftar olduğunu, sulhe giden yoldaki manileri ortadan kaldırmaya ne kadar gayret gösterdiğini, bu bir iki numune­den de anlamak mümkündür.
Musalaha Maddeleri

Müşrik heyetinin yukarıdaki itirazları, Müslümanların bu itirazları kabul etmek istemeyişleri ve Peygamber Efendimizin her iki tarafı yatıştırması so­nunda sıra mu­sa­la­ha maddelerinin yazılmasına gelmişti.

Resûl-i Ekrem Efendimiz ile müşrik murahhas heyeti arasında ge­çen ko­nuşmalardan sonra, şu maddeler üzerinde anlaşmaya varıldı:

1) Müslümanlarla müşrikler, huzur ve emniyet içinde yaşamalarını devam ettirmek için, birbirleriyle on yıl harp etmeyeceklerdir!

2) Pey­gam­be­ri­miz ve sahabeler, bu yıl Mekke’ye girmeyip geri dönecekler, ancak gelecek yıl yanlarına yalnız yolcu silahı olan kılıç bulundurmak şartıyla gelip Kâbe’yi tavaf edecekler ve ancak Mekke’de üç gün kalacaklardır. Müş­rik­ler ise, o sırada şehri boşaltacaklardır!

3) Medine’deki Müslümanlardan Mekke’ye iltica edenler Müslümanlara ia­de edilmeyecek, fakat Mekke’den Medine’ye velev Müs­lüman dahi olsalar ilti­ca edenler istendiği takdirde geri verileceklerdir.

4) Arap kabilelerinden isteyen Hz. Peygamberle, isteyen de Ku­reyş’le bir­leşmekte serbest olacaklardır.[8]

Ebû Cendel Hadisesi

Antlaşma maddelerinin yazılması bitmişti. Fakat taraflarca henüz imzalan­mamıştı.

Tam o sırada, zincire vurulmuş birinin, kendini Müslümanların arasına at­tığı görüldü. Gariptir ki bu, Ku­reyş murahhas heyeti başkanı Süheyl b. Amr’ın oğlu Ebû Cendel idi! İslam şerefiyle şereflenmesine, müşrikler, ayak­larını zin­cire vurmakla karşılık vermiş ve onu hapsetmişlerdi. Ebû Cendel, hapsedildiği yerden bir fırsatını bularak kaçmış ve Mekke’nin alt tarafından, kimsenin gö­remeyeceği yollardan bin bir zorlukla Hz. Re­sû­lul­lah’ın hu­zuruna çıkagel­mişti. O sırada babası Süheyl, henüz Müs­lümanların karargâhında bulunuyordu.

Ebû Cendel, bizzat babasının kendisine revâ gördüğü da­ya­nıl­maz işkence ve eziyetlerden kurtulmak için kendisini Hz. Fahr-i Âlem’in ayakları dibine atmış, ona iltica etmişti. “Beni kurtar!” diyordu.

Ne var ki az evvel yapılan antlaşma buna imkân vermiyor­du! Nitekim oğ­lunun geldiğini gören Süheyl, onu Pey­gam­be­ri­mizden he­men istedi:

“İşte! Sulh şartları gereğince bana geri vereceğin kişilerin ilki budur!” dedi.

Peygamber Efendimiz, “Biz, sulh sözleşmesini henüz imzalamış de­ğiliz!” buyurdu.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, iki müşkîl durumla karşı kar­şıya kalmıştı: Ebû Cendel’i geri vermek demek, onu bile bile eziyet ve işkence çemberi içine at­mak demekti; ver­me­diği takdirde, Ku­reyş heyeti antlaşmayı feshedecekti. Hâl­buki, birçok sebepten dolayı bunu istemiyordu.

Elinde başka çaresi kalmayan Peygamber Efendimiz, teessür içinde Ebû Cendel’i babasına teslim etmek zorunda kaldı.

Peygamber Efendimiz, babası tarafından alınan Ebû Cen­del’e, “Biraz daha sabret, biraz daha maruz kaldıklarına göğüs ger! Bunların ecrini, mükâfatını Allah’tan dile! Muhakkak Allah, senin ve yanında bulunan kimsesiz Müslü­manlar için bir ferahlık, bir çıkar yol halkedecektir” diyerek teselli verdi. Arka­sından da, “Onlara vermiş olduğumuz söze vefasızlık edemeyiz”[13]buyurdu.

Hz. Ömer’in Pey­gam­be­ri­mize Sorusu

Ebû Cendel, Ku­reyş müşrikleri tarafından geri alınırken, Hz. Ömer, Pey­gam­ber Efendimizin huzuruna vardı ve “Yâ Re­sû­lal­lah! Onu Ku­reyşlilere niçin ge­ri veriyoruz? Dinimiz uğrunda bu hakareti ne diye kabul ediyoruz?” diye ko­nuştu.

Resûl-i Kibriya Efendimiz cevaben, “Biz bu iş hakkında onlarla antlaşma yapmış bulunuyoruz! Dinimizde ahde vefasızlık yoktur!”[14]buyurdu.

Müslümanların Sadâkat İmtihanı

Sahabeler, çok arzuladıkları halde, Kâbe-i Muazzama’yı ziyaret ve tavaftan alıkonmuşlardı. Bunun yanında, Hz. Re­sû­lul­lah antlaşmayla, görünüşte aleyh­lerinde olan birtakım ağır hükümlerine gereği gibi nüfuz edemediklerin­den dolayı bu durum, sahabelerin son derece güçlerine gitti. Mânen rahatsızlık duydukları, hal ve davranışlarından bel­li oluyordu.

Kendi âleminde böylesine ağır şartlara evet demenin izahını bir türlü bula­mayan Hz. Ömer, huzura varmadan edemedi ve Pey­gam­be­ri­mize, “Sen, Al­lah’ın hak peygambe­ri değil misin?” diye sordu.

Resûl-i Ekrem, “Evet, ben Allah’ın peygamberiyim” buyurdu.

Hz. Ömer bu sefer, “Biz Müslümanlar hak, düşmanlarımız olan müşrikler ise bâtıl üzere bulunmuyorlar mı?” diye sordu.

Resûl-i Ekrem, “Evet, öyledir” buyurdu.

Bunun üzerine Hz. Ömer, “Bu halde dinimizi küçük düşürmeye niçin mey­dan veriyoruz?” dedi.

Resûl-i Ekrem, “Ey Hattab’ın oğlu! Ben, Allah’ın kulu ve Resûlüyüm. Al­lah’ın emirlerine aykırı harekette bulunamam. Bu muahede maddelerini kabul etmekle de Allah’a isyan etmiş değilim. O, beni hiçbir zaman zarara uğratma­yacaktır” buyurdu.

Bu sefer Hz. Ömer, “Sen, bize, Allah’ın nusret buyuracağını, gidip Kâbe’yi hep beraber tavaf edeceğimizi vad­et­miş değil miydin?” dedi.

Resûl-i Ekrem, “Evet, vadetmiştin. Ancak bu yıl gidip tavaf edeceğimizi söylemiş miydim?” buyurdu.

Hz. Ömer, “Hayır” dedi.

O zaman Resûl-i Ekrem Efendimiz, “O halde tekrar ediyorum: Sen muhak­kak Mekke’ye gidecek ve Kâbe’yi tavaf edeceksin”[16]buyurdu.
Hz. Ömer’in, Hz. Ebû Bekir’le Konuşması

Hz. Ömer, buna rağmen iç âleminde kabarmış duygularını teskin edemi­yor­du.

Bu sefer Hz. Ebû Bekir’in yanına vardı. “Ey Ebû Bekir!” dedi. “Bu zât, Al­lah’ın hak peygamberi değil midir?”

Hz. Ebû Bekir, “Evet, o, Allah’ın hak peygamberidir!” dedi.

“Peki, biz Müslümanlar hak üzere, düşmanlarımız olan müşrikler de bâtıl üzere değiller mi?”

“Evet, bizler hak üzereyiz, düşmanlarımız ise bâtıl üzeredirler!”

Bunun üzerine Hz. Ömer, “O halde, dinimizi küçük düşürmeye ni­çin mey­dan veriyoruz?” dedi.

Sadâkat timsâli Hz. Ebû Bekir, “Ey Ömer!” dedi. “O, Allah’ın Resûlüdür. Bu muahedeyi yapmakla Rabbine âsi olmuş değildir! Allah, onun yardımcısıdır! Sen, onun emrine itaat et!”

Hz. Ömer, tekrar, “O, bize Medine’de, ‘Beyt-i Şerif’e varacağız, tavaf edece­ğiz’ demedi mi?” diye sordu.

Hz. Ebû Bekir, “Evet” dedi; arkasından da sordu: “Ama sana, ‘Beytullah’a bu yıl gidecek ve tavaf edeceksin’ diye mi haber verdi?”

Hz. Ömer, “Hayır” dedi.

Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir, “Sen, muhakkak yakın bir zamanda Beytul­lah’a gidecek ve onu tavaf edeceksin!” dedi.[17]

Kurban Kesme ve Traş Olma

Resûl-i Ekrem Efendimiz, muahede ve musalaha işini bitirdikten sonra, sa­ha­belere, “Artık kalkınız, kurbanlarınızı kesip sonra başlarınızı traş ediniz!” di­ye seslendi.[19]

Ne var ki Hz. Re­sû­lul­lah’a sonsuz hürmet ve muhabbetlerine rağ­men saha­belerin hiçbirinde bu emir karşısında bir hareket görülmedi. Peygamber Efen­dimiz, emrini ikinci kere tekrarlamak zorunda kaldı: “Kalkınız, kurbanlarınızı kesip, sonra başlarınızı traş ediniz!”

Fakat aynı şekilde sahabeler, sanki bu emri duymamış gibi davranıyorlar, kurban kesme ve traş olma işine başlamıyorlar­dı.

Resûl-i Ekrem, emrini üçüncü kere tekrarladı: “Kalkınız, kurbanlarınız ke­sip, sonra başlarınızı traş ediniz!”[20]

Yine sahabelerden bu konuda bir hareket görülmedi.

Emrini üç kere tekrarlamasına rağmen, ashaptan kimsenin kalkmadığını gören Hz. Fahr-i Âlem, dönüp Ezvac-ı Tâhirat’­tan Hz. Ümmü Seleme’nin ya­nına gitti:

“Ey Ümmü Seleme! Nedir şu halkın tutumu? Onlara, ‘Kurbanlarınızı kesi­niz, başlarınızı traş ediniz’ diye tekrar tekrar söylüyorum; fakat hiçbiri emrime icabet etmiyor!” diyerek sahabelerin bu durumundan şikayet etti.[21]

Müstesna zekâ ve fazilet sahibi olan Hz. Ümmü Seleme, “Yâ Nebiy­yallah! Bu işi yapmak istiyor musunuz? O halde, şimdi dışarı çıkınız; sonra, ta kur­banlık develerini kesinceye ve berberini çağırtıp o seni traş edinceye kadar as­haptan hiçbirisine bir kelime bile söylemeyiniz” dedi; arkasından da ilave etti: “Çünkü sen kurbanını kesecek ve traş olacak olursan halk da öyle yapar!”[22]

Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz dışarı çıktı. Hiç kimseyle görüşme­den ve hiç kimseye bir şey söylemeden, ihramını sağ koltuğu altından çıkarıp sol omuzuna attı; kurbanlık develerini kesti ve berberi Huzaalı Hırâş b. Ümey­ye’yi çağırıp traş oldu.[23]

Bunun üzerine sahabeler de derhal kurbanlık develerini kesmeye ve başla­rını traş ettirmeye başladılar.

Hz. Ümmü Seleme der ki:

“Kurbanlıklara öylesine koştular, öylesine yığıldılar ki neredeyse birbirle­rini ezeceklerdi!”[24]

Sahabelerin, Re­sû­lul­lah’a muhalefet etmek için tekrarlanan emrini yerine ge­tirmeyip bekledikleri elbette söylenemez. Belki onlar, çok ağır buldukları mua­hede ve musalaha hükümlerinin vahiyle ortadan kaldırılacağını düşünü­yor ve bu vahiyle, Hz. Re­sû­lul­lah’ın verdiği emirden vazgeçeceğini umuyor­lar­dı. En azından, umre amel­lerini tamamlayabilmek için Mekke’ye girmeleri­nin temin edileceğini ümit ediyorlardı. Ve bunun gerçekleşmesi için de bekli­yor­lardı. Nitekim bu hususta herhangi bir vahyin inmediğini ve Hz. Re­sû­lul­lah’ın da kurbanlık develerini kesip, mübarek başlarını traş ettirdiğini görünce, on­ların da Resûl-i Kibriya’ya muhalefet etmiş du­ruma düşmemek için süratle kur­banlık develerini kesmeye ve başlarını traş ettirmeye başladıkları görülü­yor­du.

Server-i Kâinat Efendimiz, ashabıyla birlikte yirmi gün kadar kaldıktan son­ra, Medine’ye dönmek üzere Hu­dey­bi­ye’­den ayrıldı.

----
Yani burdan cikan derse gelince : senin kafir dediklerine de can veren, onlarin rizkini her an yaratan, onlarda coluk cocuk ev bark veren rabbinin, onlarin üzerinde bir emegi varken, sen onlari hice sayarsan, Allahin hakkini cignemiş oldugun için onun gadabina ugrarsin, o yüzden muhamed da hi, onlarinda hakki oldugu idrakine varinca, onlarla anlaşti, ve onlarada hak tanidi öyle olunca muhmmed olsan haklinin hakkini verecen azizim.
ve işde şimdi bu dangillerin yaptiklari mevsimi bozdu, biz üstünüuz, kafirler alcak kimseler, bilmem Atatürk yanliş adam, bilmem dindar olmayan, kafir, onlarin yaşama hakki yok gibi, bir fikre düşdüler. yemin olsun bu böyle devam ederse, o uzun deccal gününe gideriz, ve herkes müslüman olsa, yani hep aydinlik olsa, bize geceyi kim tekrar getirebilcek, düşünen varmi?
ve rabbimiz diyorki, ve hep yaz gibi aydinlik ve sicak olursa, suyunuzda giderse kim artik size yeniden suyunuzu getireebilir diyor.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَاء مَّعِينٍ

Kul e raeytum in asbaha mâukum gavran fe men ye’tîkum bi mâin maîn.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

De ki: “Gördünüz mü, o uzun sabahi (yani uzun gündüzün vaktini), şâyet sizin suyunuz kuruyup çekilirse, o zaman size icilcek bir suyu artik kim getirebilir?”

Sadakallahul Aziym MÜLK Suresi 30. ayet


---oOo---
Yine isa ya ölüleri diriltmesini ögretti, kim ögretti? mehdi ve gelecekden gelen adam. "ma dümtü hayye" geciyor ayete "ölüler nasil diriltilir." yani işde haşrin, yeniden dirilişin, o nun yani israfilin üfleyecegi boru ile olcagi söyleniyor, yani bir borunun ötmesi, bir frekans yaymakdir, yani öyle bir seski yine gecen haftaki sesin gücü vaazimiza atfen, israfilin borusu öyle bir seski ölüleri yerinden kaldiran bir frekans, öyle olunca, o frekansi isa yi onlar carmiha gerip öldürünce ona kim gönderecekde, o kalkacak, terzi kendi sökügünü dikemez derler ya, isa başkalarina o tilsimli sihirli sözü söyleyip diriltiyorda, isa ölünce, isaya kim söyliyecek, düşünen varmi, yani babam babam dedigi mehdi ona ögretti, ve mehdi ölünce, isa nin gelip onu diriltmesi lazim, isa ölünce de, mehdinin gelip onu diriltmesi lazim gibi bir durum, cünkü yalniz ikisi biliyor bunu, ve öyle olunca isa yi carmiha germeleri ve onu öldürmeye kalkmalari haberinin, taaa gelecekde biryerde olan mehdiye kadar varmasi 3 gün sürdü, ve 3 gün sonra mehdi duydu, ve onu kaldirdi, ve ayette onu öldüremediler diyor, yani 21 aralik ve gündönümü, yine ölümden velbease geciş, yani kiş dan bahara ölümden dirilişe, ve bahara canlanmaya geciş hikmetide isa ya verildi bu sebeble, ve o ve mehdi bilir nasil ölümden dirilişe gecilir, ve o komut nedir.

Hani Hz. Süleyman Dediki "Kim Bana Belkisin Tahtini Getirebilir."

Ve ben askerleimi toplayip diyorumki yaz veya kış mevsimi yine bahar veya sonbahar mevsiminin fiziki sebebleri olan, tamamen matematiksel bir hesabi var, onun da yaz gelince eksinin ve kötünün kafirlerin yenilip yerini güzelce sicaga ve iyilere gündüze birakmasi ve, winter kış gelincede iyligin bayraginin soguga karanliga birakilmasi ve yine bahar gelince yagmura sonbahar gelince yaprak dökmeye birakilmasi gerektigi hikmetini anladiysaniz . bugün bu elbab melbab deyip petrol putrol deyip savaş cikaran, mehdilik taslayip dünyayi, hitler gibi fethetmeye cikan bu ahmagin, yaniltilip, yanliş yaptigini ona gösterek, bu hikmeti ona gösteripde Kim Bana Winteri Kış Mevsimini Getirebilir . diyorum haydi kurnaz bir askerim bunu yapsin ve zemheriye varalim.

--oOo---

أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! ''

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 1 Kasım 2016 Salı

Original Kar © glan

Peygamber Duasi - Peygamber Niyazı

(Kar©glanin 25 Ekim 2016 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قَالَ هَلْ آمَنُكُمْ عَلَيْهِ إِلاَّ كَمَا أَمِنتُكُمْ عَلَى أَخِيهِ مِن قَبْلُ فَاللّهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

Kâle hel âmenukum aleyhi illâ kemâ emintukum alâ ahîhi min kabl(kablu), fallâhu hayrun hâfizâ(hâfizen) ve huve erhamur râhimîn.


Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yusufun tabir ettigi rüyadaki gibi, bölgelerinde kitlik olunca, Yakubun ogullari, yusufun sultan oldugu beldeye gittiler ki, sultan olan yusufdan, biraz yemelik bugday alabilsinler, ve orda yusuf onlari tanidi, ve babasini getirmleri için, Allah in ona ögrettigi yasal hile ile, bugday ölcegi kilesini, onlarin cuvalina saklica koydu, ve sonra kile kayip dedi ve arattirdi, ve onlarin cuvalinda cikinca o kile, dedi siz hirsizsiniz , misir kanununa göre onlardan birini rehin aldi, ve velilerini getirmelerini emreti, hayir hirsiz degiliz falan deselerde kendi ayni anasindan olma Bünyamini alakoydu, ve dedi hadi gidin babanizi getirin, yoksa size kardeşinizi geri vermem dedi , bu ahval üzre, babalarina Bünyaminsiz geri dönen kardeşler, durumu Hz Yakuba anlatinca, O dediki ayetin meali burada başliyor "Yakub dedi: diger kardeşiniz ( Yusufu) size emanet ederken kandigim gibi, yine nasilda kanmişimda, kardeşiniz (Bünyamini de) size emanet etmişim, amma Allah koruyucularin en hayirlisidir, ve hemde merhamet edenlerinde en merhametlisidir o."

Sadakallahul Aziym YUSUF Suresi 64. ayet
---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Eşya da uğursuzluk yoktur, Safer ayında uğursuzluk yoktur, baykuşun ötmesinde bir uğursuzluk yoktur."

( Hadis-i Şerif , Müslim, Selâm, 102)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular

"İslâm'da uğursuz sayma, kötüye yorma yoktur; en iyisi iyiye yorma dır (iyiye yorma vardir)."

( Hadis-i Şerif , Buharî, Tıb, 54)

Safer ayı, cahiliye Arapları tarafından uğursuz ay olarak tanınıyor ve bu ayda umre yapmak büyük günahlardan sayılıyordu. Resûlullah (asm) ise

“Umre her zaman helâldir!”

(Buhari, Hac, H. No:777)

buyurarak bu aya atfedilen uğursuzluk inancını kırmıştı.

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Sizden biriniz hoşuna giden bir rüya görünce, o Allah Teâlâ’dandır. Bu sebeple Allah’a hamdetsin ve o rüyasını sevdiğine anlatsın.
Hoşlanmadığı bir rüya görürse o şeytandandır. Onun şerrinden Allah’a sığınsın ve onu hiç kimseye söylemesin. O zaman o rüya kendisine zarar vermez.”

( Hadis-i Şerif , Buhârî, Ta’bîr 3,46; Müslim, Rü’yâ 3)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular

“Sizden biriniz hoşlanmadığı bir rüya görünce, sol tarafına üç defa tükürsün; şeytanın şerrinden de üç defa Allah’a sığınsın; yattığı tarafından da öbür yanına dönsün”

( Hadis-i Şerif , Müslim, Rü’yâ 5)

yani muhammed ,bu hadislerde gösterdigi gibi, kötü enerjiyi üstümüze cekmemiz için, öyle islamda ugursuzluk yokdur demişdir. cünkü insanin sözü duygulari hepsi bir frekans oluşturuyor, ve öyle olunca japon bilim adaminin su deneyinde oldugu gibi, kötü şeyleri dile getirince, kötü enerjiyi üstümüze cekmiş oluruz diye, onlari bundan sakindirmak için, işde islam iyi düşünmekdir manasinda söz söylemiş, fakat her ne kadar o öyle desede, aynen bir kamyoncu, eger mal taşiyor ise, o kamyona bir müşteri elma armut gibi faydali şeyler yükleyebilcegi gibi, bir adamda terörisritlere gidecek olan silahlari yükleyebilir, yahut insanlari zehirleyecek olan esrar e r o i n kacirabilir degilmi, öyle olunca kamyon sadece vasitadir. ona iyi şeyler yüklersen iyi şeyler taşir, yerine götürür, kötü şeyler yüklersen kötü şeyleri taşir. ve öyle olunca eger insanlarin kader diye bir durumu varsa, o kimseye gelcek olan iyi kader berat gecesi yazildigi, gibi kötü talih dedigmiz durumlarda yazilir, ve onun başina gelcek nimetler yazildigi gibi, bela musibet hastalik gibi kötü durumlarda vardir, öyle olunca o yazilan kaderin inna enzelnahude gecen, onu indirdik ayeti ile, gezen yürüyen kuran muhamed ise, ve o kuran kadir gecesinde indi ise, o zaman onun yaşayacagi bütün hadisatlar, yani kader cizgisi olan kuran yazilimi kadir gecsei iniyorsa, sonra zaman zamanda o kaderin tahakkuk ecdecegi fiziki sebeblerde semadan iner. öyle olunca, safer ayina bazi alimler demişki, bela ayi, cünkü muhammed o ayda ölüm hastaligina hummaya tutuldu demişler . ve ve bu ay senenin ikinci ayi, ve miladi aya gelen tarafi şubat ayi oluyor. ve miladi takvimde, o ay dört senede bir 29 ceker. yani öyle olunca dünyaya bazi insanlarin yazilimi kitabi, yani şubat 29 da dogacaklar, ancak her dört senede bir iniyor. yani muhammedin yazilimi kuran ise, bunlarin da bir kitabi ve kader yazilimi var, ve onlarin kitabi(kaderi) işde bu sefer ayinda iniyor. ve ve bunlar Ty. gibi zeykirlilerde olabiliyor, ve hitler gibi sapik da de olabiliyor. Adolf Hitler den elli tane yok, firavundan elli tane yok, yezidden elli tane yok, bir yezid demek, dört senede bir olduguna göre 4X365 =1460 eder, ve öyle olunca dünyada bunlarin orani, 1460 da bir demek olur. onlarda iyilerde cikabilir, hüsame gibi kilici boyundan uzun asker, yahutta böyle sapik zalimlerde cikabilir, ve bu kadar ileri giden, yani ay 28 cekmesine ragmen, yani kilicin kini 28 iken, bu kilic kinindan taşan kilic demek olur, öyle olunca, zeykirli zeykirli uzun deliler, lapidak ahmaklar olabilir. işde tehlikeli insanlar yani. ve fakat yinede bu bizim yorumumuzdur, kimseyi bu baglamaz, kabul edebilirsinizde, etmeyebilirsinizde, ve öyle olunca, yani safer ayinda tehlikeli insanlar zeykirliler de inebiliyor demek our, uzun deliler yani, yani ay 31 olsaydi 32 cekcekdi, hani dogum günü belli olmayanlara dogum tarihi olarak 13. ayin biri derlerya nüfusda. yani işde sinir tanimayanlar. lan dangil sinir 28 gün, nereye bunu delipde gecdin dersek, demeyiz amma, Allahin bir bildigi vardir diyoruz. ve öyle olunca o alimlerin dedigi safer ugursuzdur olabilir, amma yine muhamedden özür dilerim, bu sadece insanlar bu ihtimalide göze alsinlar diye sadece. düşman bilinirse, ona göre tedbir alinir, düşmani bilmezsen dost diye gelir, senin gelinin olur, işde ey muhammed sonrada senin torunun Hasan i şehid eder. işde yine ömeri şehid eder, müslümanin diye gelir, icimize girer ve ne naneleer yapar. ve ty. gibi türkiyeyi ve dünyayi savaşa sokupda, birda müslümanlik taslar, müslüman haksiz yere cana kiymazken, bu savaşda nesi, yine sinir tanimaz dangillarin sebebiyle işde busavaş da.

Japon bilimadamı Masaru Emoto İslam üzerine bir araştırma yaptı. Kuran okunurken Su moleküllerin en doğru dizilime kavuştuğunu gördü!

insan vücudunun yüzde 70’inin sudan oluştuğundan yola çıkarak Unutmayalım ki; insan bedeninin %85’i sudur. Düşüncelerimiz ve konuştuklarımız bedenimizdeki suya kaydedilir ve o kalitede yaşarız. Şeklimizi, sağlığımızı ve hayatımızı biz oluştururuz. Yaşam muhteşem bir enerjisel danstır, frekansların uyumu, birleşmesi, çatışması, aşağı-yukarı, sağa-sola, zıt yönlere dalgalanmasının dansı.Yaratıcı Japon bilim adamı Emotonun çalışmasında somut kanıtlarla insanın titreşimsel enerjisinin, düşüncesinin, kelimelerin, fikir ve müziğin, hatta son yaptığı çalışmalarda suya oynatılan filmlerin dahi suyun moleküler yapısını etkilediğini ispat etmiştir. Su bu gezegendeki yaşamın kaynağıdır. Beden bir sünger gibidir ve hücre denilen, sıvı dolu trilyonlarca odacıktan oluşur.
Yaşamımızın kalitesi sıvımızın kalitesi ile direk bağlantı halindedir. Su son derece uyumlu bir maddedir. Fiziksel şekli kolayca bulunduğu ortama adapte olur. Fakat değişen sadece fiziksel şekli değildir, moleküler şekli de değişir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehu kun fe yekûn.

Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.

Sadakallahul Aziym YASİN Suresi 82. ayett

Ve Quantum fizigi, bu gün sözün gücünü anlamiş oldu, bunu anlayan, ol deyince oloverir, ne demekde anlayabilir ve kafirler frekans ile cok şeyin degiştirilebildigini farketti.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي رَّبِّ زِدْنِي عِلْماً وَ فَهما و الحقني بالصالحين

Rabbişrah lî sadrî Ve yessir lî emrî Vahlul ukdeten min lisânî Yefkahû kavlî Rabbi zidni ilmen ve fehmen velhıkni bissalihin.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

"Ey rabbim. Göğsümü aç, genişlet. İşimi kolaylaştır. Dilimde bulunan düğümü çöz de, anlasınlar beni, Rabbim, ilmimi, anlayışımı artır, beni salihler (iyi insanlar) arasına kat! ”

Sadakallahul Aziym Taha süresi 25-28. ayetler ve 114. ayettten pasaj ve YUSUF-101 ayetten pasaj

Tefsiren Meal:
Rabbim göğsümü aç ve içimi dışıma çıkar ümmetimi dışarı çıkar ve emre itati kolay eyle ve emre itaati ihlal edenleri sıkıca bağla taaki bu sözümün tam manasiyla anlaşıldığı güne kadar yani "min lisânî Yefkahû kavlî" sözün gücünün anlaşıldığı güne kadar ahir zamana kadar mehdi ve isa zamanina kadar onlari bağlı tut
Rabbim zidni gününde akılın arttığı bereketin kalktığı günde onlari salihlerin arasina karıştır ki hak ile batıl anlaşılabilir olsun ak ile kara o gece vaktinde seçilebilecek bir ışıkk olsun yani gece ışığını bize nur olarak ver yani Rabbin kelimelerinin gücü yani kuranin ve tevratin gücü hissedilsin ki hak gelsin batıl zail olsun.

bu ayette diyorki musa sözün gücünün anlaşildigi güne kadar diyor, ve japon bilim adami sözün gücünü anlamiş, ve dünyayada su deneyi ile anlatmişmi? anlatmiş, hangi zaman bu, muhammed zamani degil, hz Ali zamani degil, bugün bugün, yani o gün işde, mehdinin zamanin sahibi oldugu günler, ve sözün gücü anlaşilmiş oldu şimdi. ve onlari salihlerin arasina kat kariştir diyor, ve yukardaki ayet her ne kadar kuranda farkli sure ve ayetlerde geciyor gibi olsada, o bütündür, onun asli aynen bu bütün oldugu hali gibidir, ve tek iki ayettir tamami. ve öyle olunca onun ümmetini icimize karişdirmiş bugün rabbimiz ve

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Sizler Yahûdîlerle muhakkak savaşacaksınız! Harp o kadar şiddetli olacaktır ki, hattâ taş: ‘Ey Müslüman! Şu arkamdaki bir Yahûdî’dir! Gel de onu öldür!’ diyecektir.”

( Hadis-i Şerif , Müslim, Fiten, 80)

bu hadisi uydurma diyenler, cünkü isayi carmiha gerenler yahudiler oldugu için, onlar, yani hiristiyanlar, yahudiye düşman, o yüzden bizide düşman etmek için, bu hadisi uydurdular diyenler olcakdir.

Ebû Hüreyre (ra) bildirmiştir: “Resûl-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurdu:

"Müslümanlarla Yahudiler harb etmedikçe kıyâmet kopmayacaktır. O harpte Müslümanlar (gâlip gelerek) Yahudileri öldürecekler. Öyle ki, Yahudi, taşın ve ağacın arkasına saklanacak da, taş veya ağaç; ‘Ey Müslüman, Ey Allah’ın kulu, şu arkamdaki Yahudi’dir, gel de onu öldür!’ diye haber verecektir. Sadece Garkad ağacı müstesna, çünkü o, Yahudilerin ağaçlarındandır.”(Müslim, Fiten, 82)

ve ingilizce gargat agaci veya muhamedin degi yahudi agaci demek "Judasbaum 'Ruby Falls'" Cercis canadensis 'Ruby Falls' diye geciyor, öyle olunca google de aratinca bu alttaki linkteki agac cikiyor

Juda yahudi demekdir, ve bu agac ergin olunca, yapraklari koyu bordo kirmizi renk aliyor, yine ayni agacin türlerini üretmiş kafir, ve idared denilen elmadada ayni özelllik gösteriyor, halbuki elma amma onunda yapraklari sonbaharda bordo kirmizi oluyor, cünkü yahudi agacina aşilamişlar, yine erik ceşitleri var, ve ida red deki "ida" yine "juda" anin kisaltilmişi, yani yahudi demek ida veya "juda red" yani yahudi kirmizisi demekdir.

Çivit nedir?

Mavi renkli bitkisel bir toz boyadır. Çamaşırların sarılığını gidermek için,

çamaşırın son suyuna konur. Çin, Yemen ve -Hindistan'da yetişen çivitotu

bitkisinden çıkartılır. Kırmızı, sarı ve yeşil olanları da vardır.

Bugün çivit, sanayide sentez yoluyla üretilir. Çivitin yapayi bromdan üretilir ve bromlu

türevleri de boyarmadde olarak kullanılır. İki bromlu çivit erguvan kırmızısı,

dört bromlu çivit (mavi ciba) mavi boya olarak kullanılır.

Brom Nedir?

Antoine Balard tarafından 1826 yılında keşfedilen halojen ametal.Yunanca dışkı

gibi koku anlamındaki bromosdan gelmiştir.

BEYAZ COLA CIKDI içdinizmi?

Kafir "CocaCola" yi çivtlemi beyazlatiyor?

COCACola "Katran Suyumu" Kuranda "Cehennem Suyu" geciyor buyüzdenmi insanlara iciriyor?

CocaColay i beyazlatipda cehennem suyu katran suynu, normal su diyemi satiyorlar?

(:::) Gibi "KARA" YI "AK" diye Satanlar bunlarmi ayni örgütmü?

Brom nedir Yapay civit neden üretilir Bromdanmi üretilir?

Brom yahudi agaci (GARGAT) yapraginin suyumu ?

Trabzon spor neden bordo mavi (Civit mavisi ve idared yahudi kirmizisi gargat yapragimi), o da mi?

mavi jean neden mavi kot jean kot (kot Bok demek dışkı yani) inceleyiceleri icinmi bu, bok analizi yapanlar icinmi bu pantolon icinde civitmi var
ida red nedir Yahudi kirmizisi (Gargat yapragi rengi) brom maddesinin rengi yada KIZIL ELMA hikayesi
illuminati örgütü üylerinin bahcesinde gargat agaci vardir bordo renkli yapraklari olan agacmi judas baum
Muhammed tuzakmi kurdu bu örgüte? o agac onlari saklaycak diye? onlar o agaci dikdi evlerine artik nerde yahudi örgütü (:::) örgüt var bulabiliriz bugün herkes liste tutsun Dost kim düşman kim belli olsun, bu agac tam rengini aldi, o agac olan her ev de bir yahudi var, örgüte üyeligi olan, hemde azili kafir olabilir, amma iyi musavilerde belki inandi ve o agaca siginmişda olabilir, bunlari bulmak artik bu kadar kolay. muhammede, bu tuzak için coooookca teşekkürler .
judasbaum rengi budur

---oOo---
Diyorki bazi hocalar, zikir veya tesbihat, öyle mesela,elli kere dilden sübhanallah demek degildir, cünkü Allah kuranda "güneş ve ayda tesbih ediyor" diyor öyle olunca, tesbih bir fiildir, onlar dönerek tesbih ediyor, yine atomlarin elektronlari cekirdek etrafinda dönerek tesbih ediyorlar, yani zikir ve tesbih o zaman fiildir, gaal yani sözle dilden demek degildir diyorlar.
Peki öylemi
ne dedik zaman sözün gücünün anlaşildigi gün, ve öyle olunca, buna delilimiz, kuran, zikir ve tesbih ayetleri için, Allah başina "gul" kelimesi koymuş, ve "gul" demek "de ki, söyle ki" demekdir. eger zikir, dil ile tesbih edip zikretmek, söylemek olmasa idi, Allah "gul euzu birabbil felek" demezde "fa'al euzu birabbil felak" gibi birşeyler derdi, yani git Allaha sigin, yani faal olarak sigin, Allaha git ve direge sarilir gibi saril sigin derdi, halbuki, öyle demiyorda, "de ki: tan yerini agartan rabbe siginirim" de diyor. yani demek söylemek, ve bunlar kurandaki zikirlerdir, ve ve işde Raşidi Zikirleride, bunlardan özel secme zikir olan ayetlerdir. ve alimler bu zikiri Allahin isimlerini veya kelimelerini, cümlelerini, deneyerek, ne sonuc verdigini sinamişlardir. ve yahut kuranda bir peygamber böyle dedi de, bizde ona şöyle şöyle yaptik, yardım ettik, gibi bir aciklamasi olan, ayetlerdirki, yani peygamber dualari niyazlaridirki, işde onlar zikirdir, ve öyle olunca, bir bitkiyi, bir maddeyi eczaci, deneye test ederek, nelere iyi geldigini teşpit etmişdir, ve ilac olarak üretmişdir, ve böyle olunca, hasta olan birisi, o ilacda neler var, bir test eden demez, doktor, mütehassis hekim yazdiysa, güvenilir bir hekim yazdiysa, alir ve hemen kullanir. ve onu zaten eczacinin, o ilaci bildigi kadar bilmesine gerek yok. yine ben her bokdan cakarin amma, araba tamiratindan cakman, sadece aküsünü kontrol ederin, yagini degiştirebilirin, ve tekerleklerini degiştirebilirin, amma bir ariza olunca, onu müteassis olmuş bir tamirciye gider, arizasini tamir ettiririn, herkesin tamirci olmasina gerek yok, bir bölgede 3 - 5 tamirci olmasi, o ordaki insanlarin ihtiyacini karşilyabilir, cünkü herkes tamirci olursa, kim doktor olcak, kim eczaci olcak, degilmi, o yüzden alimlerde, zikir ehlide, zikirleri, eczacinin test ettigi ilaclar gibi test eder, ve onun gücü, neye tevafuk ediyor bilir, ve şu kadar cekince, şu hassalari ortaya cikiyor, bildigi buldugu için, bu zikirleride sofilerine, ögrenmeyi taleb eden isteklilerine, talim edip ögretebilir. ve bunlar "gul" ayetleri ile sabit olup, "de ki" denilen yani zikir ayetleridir. ve zikir vardir. ve bunu yukardaki japon bilim adami ve, bugün quantum fizigide buldu keşfetti, sözün bir gücü oldugu keşfedildi ve
muhammed dedi: Ömer (r.a) hadisi:

“Ameller niyetlere göredir”

yani hatta dile bile gelmemiş olan, niyetimiz, amellerimizi teşkil ediyormuş, yani öyle olunca, işde devreye quantum fizigi giriyor, duyular ve duygular, yani sesden bile ötesi de keşfedilmek üzre. ve zikir eger nakşilerdeki kalp ile olursa, işde onun enerjisi aynen duygular ve halis niyetler gibidir, eger Hz Ali efendimizin yolu olan, cehri ise, dil ile söyleyerek ise, bu sefer frekans bazinda olan bir enerjyi temsil eder, onuda işde o japon bilim adami zaten keşfetmiş, yani sözün gücü zamanindayiz, yani o Hz musanin duasi niyazi olan, duasindaki anlattigi "yefkahu gavli" zamani, sözün gücünün anlaşildigi zaman yani. ve zikir işde sözün gücüdür, ve Allah diyorki yasin suresinde "O ol dedi, oldu" öyleyse, öyle bir güc varki, bu sözde, Allah "kün" "ol" deyince olduran bir güc varmiş yani işde.

ve yine yukardaki sözlerimize atfen, yine bakara suresi, kuranin ikinci suresi, yeni senenin ikinci ayini temsil eder, ve öyle olunca, bakara veya inek, verimli hayvan, etinden sütünden,.... öyle olunca muhammede boga burcu diyorlar, yani muhamedin ömer oldugu hali ile, o dögüşken kavgadan yilmayan cesur boga olur, yani savaşci ruh, ve yine habil gibi biride yaratilmiş, savaş kavga sevmeyen bir cibillyat, "sen vursanda, ben vurman." diyen bir zihniyet ve cibiliyattaki varliklar, ve aynen cuma namazi sadece cuma günü ve vaktinde kilindigi gibi, habilin yaratildigi bir gün ve ona tahsis edilmiş bir takvim var, o takvime uyan kimseler, habil tabiatli oluyor, ömer takvimine uyanlar, ömer tabiatli oluyor, ve buna astrologlar, burc ilmi diyorlar. ve onlar ise gökteki 12 gezegenin hareketleri ile sonuc verdigini tesbit etmişler, ve hani firinci amcanin börek pişirmeye ayirdig bir gün vardir, yahut hani ramazanda, ramazan pidesi pişirmek gibi işde, kainattada ömer gibi olcaklarin hamurunun bir takvimi ayi günü saati var, yine yezid gibi, firavun gibi olcaklarinda, bir günü, ayi saati var, işde safer için alimler, o ayde o sene dünyada olacak olan 320 000 bela iner, ve sonra, bütün seneye dagitilir diye yormuşlar, ve bu belalardan korunmak için, bizim raşidi zikirimize sonradan kattigimiz, baştaki calliigrapic resimde yazili olan ayetin zikir olan zikri, bir başka terkip ile, carşambalari cekmek o belalarin bize gelmesin engel olabilir belki demişler ve o zikir

BELALARIN 1. KAT SEMAYA İNDİĞİ AY"SAFER AYI"

(Efendimiz SAV bu ayda ölüm hastalığına tutulmuştur)
Safer ayında Levhi Mahfuz'dan birinci kat semaya 320.000 bela inmektedir. Bu belalar ve kazalar sene içine yayılmaktadır. Bir dahaki safer ayına kadar bu 320.000 beladan birinin size isabet etmesinden korunmak isterseniz, aşağıda tarif edilen namazları kılınız, tesbihatları yapınız. Aile efradınıza ve çevrenize de tavsiye ediniz. Bu namazları kılanların, bir dahaki sene aynı güne kadar (üzerine kat'i yazılmış yani ALLAH'ın Teâlâ'nın C.C., senin üzerinde gerçekleşmesine kesin hüküm verdiği kazalar müstesna) kazalardan korunacağı rivayeti vardır.

Safer ayının ilk ve son çarşamba gününün gecesinde, kılınacak namazdır;

peygamber Efendimiz (sav) safer ayının ilk çarşambası ve son çarşambası şu duayı 100 defa okumamızı tavsiye buyuruyorlar;

Ya dafial belaya idfa'annel belaya, fallahu hayrun hafizan ve huve erhamurrahimin. İnneke ala külli şey'in kadir.
Manası:Ey belaları defeden (Allah'ım)! Bizden belları uzak eyle. Allah (c.c) muhafa edenlerin en hayırlısı ve o merhametlilerin en merhametlisidir. O herşeye gücü yetendir.

Muharrem ayının bitişi Safer ayının başlangıcı neyi işaret ediyor.

Hemen başta belirtelim ki İslamiyette uğursuzluk yoktur. Böyle şeyler Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta vardır. Mesela Hıristiyanlar, "13" rakamının uğursuzluk getirdiğine inanırlar.
İmam­ı Gazali hazretleri, (Uğursuzluğa inanmak şeytandandır) buyuruyor. Eskiden, Arabistan'da yolculuğa çıkarken, bir kuş uçururlardı. Kuş sağa uçarsa, uğurlu sayıp, yola
devam ederler, sola uçarsa, uğursuz sayıp geri dönerlerdi. Hazret­i İkrime anlatır:

"Bir kuş ötüp geçtiğinde, oradakiler yorumda bulundular. İbni Abbas hazretleri de, (Hayra da, şerre de alamet değildir) buyurdu. Bir olayı hayra yormakta ise mahzur yoktur. Çünkü
Peygamber efendimiz, gördüğü şeyleri hayra yorardı. Hiçbir şeyi uğursuz saymazdı." (İ. Ahmed)

Bir şeyi uğursuzluğa yormak uygun değil, ancak "Şu iş veya şu ev bana uğursuz geldi" gibi sözleri söylemekte mahzur yoktur. Hadis­i şeriflerde buyuruldu ki:
(Müslümanlıkta uğursuzluk [bir şeyi kötüye yorumlamak] yoktur.) [Mektubat­ı Rabbani 3/41]

---oOo---

cübbeli diyorki azab meleklerini görünce "ben nakşibendi halideye kolundanin" de, sana azab etmezler diyor, halbuki orda bir mecaz var, yani cübbeli o ahiretteki meleklerden bahsetmiyor bence, ve o azab melekleri dedigi mecazen .... polisler, ve ve herhangi bir durumda onlarin azabina maruz kalirsaniz, deyinki : biz cübbeli cemaatiyiz deyin, onlar sizi birakir demek istiyor yani, herkes bunu ahiret meleklerine yordu, halbuki şimdi T Amcayi kicindan kicindan biraz menzil biraz cübbeli biraz mustaf islamoglu yönetiyor, ne oldu peki, feto yönetmeyince, bunlar yönetince durum degişdimi, yine degişen bişey yok, yine ayni zihniyet, atatürke düşman zihniyet, türke ve türkiyeye düsman olan zihniyet.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdugu rivayet ediliyor:

“…Yolun en faziletlisi Muhammed’in yoludur. En kötü iş ise sonradan icat edilenlerdir. Her bid’at dalalettir.”

Buhari İtisam 16

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in yine şöyle buyurdugu rivayet ediliyor:

“Hakikat şu ki kim benden sonra terk edilmiş bir sünnetimi ihya ederse, onunla amel eden herkesin ecri kadar o kimseye sevap verilir, hem de onların sevabından hiçbir şey eksilmeden. Kim de Allah’ın ve Rasulünün rızasına uygun düşmeyen bir dalalet bid’atı icad ederse onunla amel eden insanların günahları kadar o kimseye günah yükletilir, hem de günahlarından hiç bir şey eskitilmeden.”

Tirmizi, Müslim, Ebu Davud

peki bu hadislerin işiginda bu gün trafik kurallarini nasil aciklariz, yine medeni hukuk denilen yasalari, yine anayasayi nasil aciklariz, muhammed döneminde anayasa yokdu diye, TC. anayasasini yokmu saycaz, bidatmi saycaz , o günlerde araba icad olmamişdi diye, araba icat etmegi aynen bazi osmnlilarin, "tren gavur icadi, ben binmen" dedikleri gibi, bidatmi sayacagiz. gavur icadimi diyecegiz, ve araba icad edildi, arabalarin uyacagi trafik kurallari kondu. ve en son gelişme, tarfik lambaasi kondu kavşaklara, muhammed vaktinde, trafik lambasi yokdu diye, bunlara bidatmi diyecegiz yine. ve kirmizida durmak bidatmi, ugursuzlukmu addeticegiz, yahutta, yine yeşilde gecmek bidatmi, muhammed döneminde yeşilde gecmek yokdu, sonradan icad oldu, peki bunlarin hepsi sapiklikmi haaa, bu nasil hadisdir böyle, yeşilde gecmek kirmizida durmak bile, eger lamba trafikde yaniyorsa, o zaman kirmizi stop dur, yeşil gec, yoksa diskoda yanan sönen yeşil ile kirmizida, ne dur var, nede gec, degilmi? öyleyse yol bir muhammedin yoludurda yanliş bir rivayet, T amca köprü yaptik yol yaptik diye dingirdiyor, la n dan gil yolu sen icad etmedin, yol dünde vardi. istanbul köprüsü senden öncede vardi, sen yenisini yapinca ne oldu sanki, ve muhammeddende önce, isa vardi, isa yolu vardi, musa vardi, musa yolu vardi. eger onlarin yolu iptal olduysa, bunlar kiyamette kalkinca hangi yoldan gececekler o zaman, muhammedi degiller, onun kurallarina da uymadilar, onlar musevi idiler, o kurallara uydular, o zaman o yol iptal olmuş degil, mesala Afyondan istanbula yola cikinca, istersen eskişehir yolundan takip edip gidersin, istersende kütahya yolunu, hatta istersen Afyondan, Ankara ya gidersin, ankaradanda ucaga biner, istanbula gidersin degilmi, yani sen ankara ya gidince, ters tarafa gidince, ordan istanbul a yol gitmezmi sanirsin, yol Ankaradan istabula gitmiyecekde, Ankaralilar nasil gitcek istanbula o zaman degilmi? yani yollar, Allah a giden yollar , Allahin yarattiklarinin nefesleri sayisinca cokdur. yani, öyle yollar ne tükenmiş, nede kapanmişdir. dogru ve güzel bir fiil hiristiyanin elinden de cikmiş olsa bile, eger dogru ve güzelse, oda şeriattir nitekim TC nin kullandigi medeni hukuk yasalari franzsizlarin koydugu yasalardan alinti, ve trafik kurallarinida yine arabayi icad edenlerin koydugu gibi, onlar koydu diye biz, başka kuralmi bulacagiz trafige, bizde mavide gecelimmi diyecegiz, yine tirnak hadisindeki ve aşura orucundaki gibi onlara muhalefet olsun diye, bizde kendi trafik renklerimizi mi koyacagiz, o zaman işde almanyaya gitdin, ezan almanca okunuyorsa, ingiltereye gitdin ingilizce olur, sen ingilizce bilmiyorsan, ezan okundugunu bilmezsin, hele birde pop şarki gibi ezen okurlarsa, yahutta birde yaninda mozart piyanosu ile eşlik ederlerse ezani bilemez, o zman hepten sapitirsin.öyleyse, hakikat her zaman hak olandir. dogru olandir. dogruyu Allah, dilerse bir mecusidende söyletebilir, ve bizim bir sözümüz vardir :" herkesi her lafi dinlerim, herşeyi izlerim, bundan kasdim, o söyleyen anlatan mecuside olsa, hatta bir diken bile olsa, kasdim ondaki bali almakdir." dedik öyle olunca Allah dikenin icinede bir damla bal koymuş olabilir, onu ancak o istidatta olan birisi alabilir. yoksa işde böyle o mecusi bu alevi der gecer insan .
Hz Ali o yüzden "ilmi, çinde olsa da, gidip alin." buyurdu.
Güzellik heryerde aynidir, hak söz ve fiilde, muhamedden binlerce sonra da ortaya cikabilir,
ve o yüzden muhamed veda hutbesinde dedi :

"Burda olanlar olmayanlara anlatsin, olaki onlar, burdakilerden daha iyi anlayabilirler."

dedi ve bir sözü anlamaya yorum getirmenin önemini vurguladi, senin yorumun, benim yorumum, yani işde bu yahudi meselesini ben böyle yorumladim, o olaylarr öyle cereyan edince, benim beynimde böyle bir lamba yandi, ve ben onu sizlerede aktardim, amma sende başka bir işik ve yorum aydinlanmiş olabilir elbet, bunlar yoruma acik konulardir.

Mehmet Akif demişki "incitme yazikdir atani, düşün altinda binlerce kefensiz yatani." ve ben bunu düne kadar yorumlamamişdim, sadece dinlemiş gecmişdim, ve şehditler onlar diye yormuşdum, birkac gün önce acele ile evimin bahce kapisindan cikdim, ve acele ile yere bakmamişim, ve yerde ciplanmiş yatan sümüklü böcegi görmemişim ve vicciragini cikarip ezmişim, geri eve geldim, birde baksamki sümüklü böcek ezmesi var, ve bu işik yandi kafamda, yani kim o toprakda kefensiz yani ciplak yatanlar, sümüklü böceginin elbisesi yok, bazen ciplak kefensiz yürür, yine solucan kefensiz, yani ciplak, bir sözü söyleyene bak, birde söyletene bak, birde anliyanin sözüne bak, yani yorum farki azizim. ve dedikya kirmizi lamba trafikde yaninca "dur" yoksa evine kirmizi gece lambasi takinca, dur kaynaşma demek degil, yani bir olayin yorumu, o olay sende hakkal yakin derecesine ulaşinca aciga cikiyor, sen ondan uzakken, o sana yakin gelmiyor. ve o olaya kör bakiyon yani, ve “Şüphesiz Allah dehrdir” budur ve allah dehr dir zamandir, ve zaman insani erdirir azizim muhammed dogunca peygamber degildi kirk yaşinda peygamber oldu, amma oda peygamber oldukdan sonra gün gün erdi, nitekim elma elma dogar amma, önce cicek olur, sonra yumrucuk, sonra sulayinca meyva olur ve o güneşini alinca kizarir ve sonra tadi gelir, tadi gelmeyen bir elma bile, dişleri kamaştiran sasi bir tadi vardir. ve elma dogunca billah ermez, zaman ile erer, öyle olunca bizde, sizlerde, gün gün ermekdyiz, nereye eriyoz, hakkin ilim deryasindaki ucsuz bucaksiz ilimlerine eriyoz, ve hatta öyleki bazen dün duydugun bugün başka bir mana teşkil edebilir ve cünkü merdivenin alt basamagini terketmeyen üst basamaga cikamaz, önce alt basamagi terketcen, sonra üste basacan, yani öyle olunca dünü birakip gelecege yürümek lazimdir ve Atatürk istikbal göklerdedir dedi, yani gelecek göklerdedir dedi.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا

(Hz isa için) Ves selâmu aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtu ve yevme ub’asu hayyâ.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

“Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir).”

Sadakallahul Aziym MERYEM Suresi 33. ayet

Hz. Yahya için

ا يَحْيَى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ وَآتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّا وَحَنَانًا مِّن لَّدُنَّا وَزَكَاةً وَكَانَ تَقِيًّا وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُن جَبَّارًا عَصِيًّا وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا

Yâ yahyâ huzil kitâbe bi kuvvetin, ve âteynâhul hukme sabiyyâ. Ve hanânen min ledunnâ ve zekâten, ve kâne takıyyâ. Ve berren bi vâlideyhi ve lem yekun cebbâren asıyyâ. Ve selâmun aleyhi yevme vulide ve yevme yemûtu ve yevme yub’asu hayyâ.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) “Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl” dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah’tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi. (Hz. Yahya için) Ve doğduğu günde de ve öleceği günde de ve canlı olarak beas edileceği (yeniden diriltileceği) günde de ona selâm olsun.

Sadakallahul Aziym MERYEM Suresi 12-13-14-15. ayetler

ve evet bir sır dah vereyim, ve Allah kuranda, isa ve yahya için diyorki " dogdugun güne öldügün güne ve yeniden dirilcegin güne selam olsun diyor" bu ayeti düne kadar böyle güzel yoramamişdim, dün işik yandi, ve gavur dediklerimiz marsa uydu yolladilar, yani biz, cok daha önce mars in zekeriyayi veya yahyayi ve onun uydusu durumundaki bir kaya parcasinin da yahyanin temsili oldugunu yazmişdik. ve eger onlar mars sistemini temsil ediyorsa ayni dünyamiz ve ay gibiler, ey bilim adamlari, marsda yeniden canlanma ve hayat olabilceginin müjdesi bu ayetler, eger başarabilirsek, "yahyanin dirildigi güne selam olsun" hadisesi gercek olur, ve marsda dünya gibi canli olur, yine isa venüs ve venüsde de aynen marsdaki gibi, daha ilerde yine canlandirilabilir demek olur işigi yandi bende yani bu ayetleri oraya bagladi bana gelen ilham ile beynim. Haydi gayret edip calişin, o güne varalim bakalim ey insanoglu, ey calişkan akilli bilim adamlari..

Biz Avusturyada 13 küsür sene taşcilik yaptik ve taşcilik demek, taşlari demir ile döve, döve delik delip, sonrada onlari hesapli parcalara ayirarak kayalari işe yarar hale getirmek demekdir. ve arapca taş Hacer demekdir Mekede öpülen o "Hacerül Esved" Kara Taş demek yani esved kara hacer taş ve bizler hacer dövenleriz schremsli taşcilar olarak, taşi demir ile dövüp delip adam ediyoruz ve demir şeytanin maddesi dedik. taş kalpli insanlara yararli faydali olayi ögretiyoruz, bir işe yarmasini ögretiyoruz ve dedik, ve yay burcu cok iyi niyetli ve özünden veren insaoglunun cok kolay kadirilani, ve öyle olunca ona vermemesini ögren dedik, ve günler geceye mevsim sonbahra yol alirken, akrep burcuna geldik, ve akrep işde yengec ile eş olup vermeninde iyi ve verimli olmaninda fazlasinin araz oldugunu anlayan, ve o yüzden insanlara faydali ve verimli olmayi terkedip onlara zarar verebilme derecesine cikan ve akrep ve ynegec yenmez icilmez ve o yüzden vermemesini becerebilen bir burc, amma onunda ondan gecmsi lazimki, terakki edebilsin, ve daha bir üste gecmesi için, onunda yine yay burcuna atlamasi ve evliya burclu bir horuz olmasi için, erkenci horuz ve israfil askeri olabilmesi için, işde gerektiginde verimli ve gerektigindede kazik atabilen ciftligini koruyabilen, biri yani horuz, ve eger evliya horuz olursa, yine "bir tane siyah kili olmayan, bembeyaz horuz olan eve, şeytan girmez." dedi muhammed. neden o öyle, iyi ve verimli bir horuz, ve israfil askeri ki, sabah namazi bekcisi, sabahin bekcisi, ve sabahin askeri ki, dogdugu günden ölcegi güne kadar sabah namazi vakti uuyklamayan bir cibillyat, ve icine siyah enerji katmayan, ve beyaz enerji temsili beyaz horuz, yani

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ

lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm.

"O’nu ne bir uyuklama ve ne de bir uyku hali tutmaz."

Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 255. ayetten pasaj

ayetine mazhar olan kimse ve namaz ona farz oldukdan sonra, bir vakit sabah namazi kacirmayan bir asker, ve öyle degilseniz bile, buna gayret eden bir askerimiz, sesi güzel bir müeezzin olur en azindan, ve onu dogurcak, anne tavukda, işde o daha anne karnina düşünce, besmele ile yiyip, besmele ile icecek, besmelesiz bir lokma yemiyecek, ve birde cocuk dogasiya, bir vakit sabah namazini kacirmadan, her sabah güneş dogasiya kadar, uyanik olcak. ve sabahin ilk fecrinde ayakda olan bir anne olcakki, böyle onu görünce şeytanin sokak degiştirdigi bir ömer cibillyatli, sabah askeri israfil veya rafael horuzu olsun. eger sabah namazlarini kacirirsa cilli horuz olur, ve en sonunda, horoz yerine tavuk olur, ve beyaz tavuk, sonra kacirdigi sabahlar adedince cili cogalir, ve cilli tavuk cibilliyatinda dogar, yay burcu mümin kadinlar demek olur, oglanlarda yay burcu evliyalar, israfil askeri horuz cibillyatli müminler demek olur, herkesin istidat ve yetenek meselesidir ciblliyati, ve demir şeytanin maddesi dedik, taşi demir deliyorda, demiri işlemek için demiri, ise yine bir başka demir deliyor, demiri demir kesiyor, sert demir deliyor. hart metal diyorlar onlara, yani almancasi "harta bursch" lar diyorlar sert erkekler diyorlar. yani lutiler lutilik ederken, Allah tatildemiydi diyecen, kim yartatti bu lutilik edenleri diyecegiz, babammi yaratti bunlari, bunlar kim o zaman, LUTi = Ho mo se x uel ilişki kuran demek. "Herkes kaderini yaşar yarim" hikayesi azizim yani.

Muhamed bir an mescitte otururken, ona bir işik geldi, ve dedi "hah işde şimdi, şeytan kicina kuyurugunu sokdu ve üredi dogurdu." dedi yani kendi kendini tiken mahluk, varmi böyle bir cibilliyat? var Allah yaratmiş, erkek erkege cima haram, ayni cinsin ayni cinsle s e x yapmasi haram, amma lutiler erkek erkege tikiniyorlar, yani harta puştlar, yani kendi kendin tiken şeytan cinsi bunlar, o muhammedin dedigi hadisde gecen, kendi kendini tiken şeytan, yani erkek erkege s e x dmek kendi cinsini tiken demek. demirin demiri delmesi demek ayni cinsin ... hani birileride diyordiki "çiviyi çiviye söktürürün ben." öyle olmasa idi bunlar, ve Allah bunlari yaratmasa idi, böyle bir ahlak olmasa idi, ve böyle bir elementin yapisi dünyada olmasa idi, demiri nasil delecekdik peki, demiri ne ile kesecekdik, belki allah başka bir yöntem ve yasada koyabilirdi amma, ona da böyle bir tabiat yasasi koymuş, işde demir demiri deliyor, demirin sert olani, diger demiri deliyor, veya yine onu kesip adam ediyor. hani bunu söyledik diye lutilik yasaldir, serbesttir demedik. lafi kicindan anlamayin amma, Allah, onlarida yaratirken, bunlarida hesap etmiş, bunu bilesiniz ve ayiplamayasiniz, neden diye vehimlere düşüp yadirgamayasiniz diye dedik.

Yeni sözümüz ve genel bir kural

"Her helal, helal olmayabilir, her haramda, bazı durumlarda, haram olmayabilir." yani bunuda ögren ey insanoglu, yani birine aspirin veya aci biber, dokunup alerji yaparken, bir digerine fayda vren bir ilac ve yiyecek olabilir, degilmi? Asprin ne herkese faydalidir, nede herkese zararlidir demek gibi birşey yani.
yine ikinci sözümüz
"Uçmak için, yerçekimi yasasına karşı gelmen gerektiğini anladığın gün, (her haramda, bazı durumlarda, haram olmayabilir.) bu sözümüde anlayabilirsiniz."

anladinizmi ah ma k deccal ve onun gibi avanak abdiler.


أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِن


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! ''


--oOo---

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 25 Ekim 2016 Salı

Original Kar © glan

Görmek Göz ile mi Yoksa Gönül ilemidir

(Kar©glanin 18 Ekim 2016 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقًا مَّا تَرَى فِي خَلْقِ الرَّحْمَنِ مِن تَفَاوُتٍ فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرَى مِن فُطُورٍ ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنقَلِبْ إِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِأً وَهُوَ حَسِيرٌ

Ellezî halaka seb'a semâvâtin tibâkâ(tibâkan), mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut(tefâvutin), ferciıl basara hel terâ min futûr. Summerciıl basara kerrateyni yenkalib lieykel basaru hâsien ve huve hasîr.

Sadakallahul Aziym MULK Suresi 3. ve 4. ayet

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kerede Gönül gözünü (Kalp gözünü yani basiretini) ona cevirde bir daha bak!
Gelecekteki halin nasil görünüyor, nicedir. Sonra tekrar tekrar bak (Ey insanoglu) basiretin sana gösterecekki gelecegini nasil mahvettigini, ve nasil yenildigini hüsrana ugradgini sana göstercekdir. Yani tefsiren meal verirsek öyle rable savaşmaya falan kalkma, sonun semada yazili, tercihlerden bir tercihi sececeksin, iyi bakarsan senin sonunun da bir göneşin sönmesi ile son bulacagi yazili zaten, sende teb a nda bir gün hepiniz sönecek yok olcaksiniz, yeni bir oluşum için dürülceksiniz, boşuna öyle daglari ben yarattim havasina falan girme yani.yukarda sen gibi binlercesi her gün bir tanesi, sönüp yok olmaktayken, nedir bu senin kafa tutmalarin, sen ancak kendi zalimliginle kendi sonunu hazirliyon diyor rabbimiz, görmedin mi futurunu gelecegini nasil mahevediyon diyor, yani düzenini bozan, ve enerjisini yitren her yildiz sönüyor cöküyor, öyleyse, sen bundan ders alirsan ancak belki kurtulursun, dünyanin herhangi bir yerinde birisi gözlerini hayata kapadigi gibi, yukardada hayata gözlerini kapayan yildizlar var, ve sonra senin yildizinda, eger enerjisi biterse, oda gözlerni kapayacak ve sönecek. bizim güneşimiz bizim iyliklerimizin güzelliklerimizin enerjisinin aciga cikdigi merkez, ve muhammed ben güzel ahlaki tamam etmeye geldim dedi . öyleyse muhammedi yüz üstü birakma, iyilikleri umutlari bitirme her güzellik ve iyilik aydinlik demek , ve güneşimizin enerjisi demek, ve sen eger zulumeti ve karanligi cogaltirsan, o zaman işde kendi sonunu hazirlamiş olursun, bir densizin yapacagi bir yanliş domino taşi etkisi gibi bütün kainatin cökmesine sebeb olabilir, yani ey insan, kaderin bir nevi elinde, ya güzeli dogruyu bulup, işik sacmaya devam eden bir güneşe sahip olursun, yada kararip sönen bir güneşe sahip olursun, ve muhammed "yoldaki bir taşi kaldirmakda güzellikdir." dedi, öyleyse sen tuulu ömür istiyorsan, önce güneşe işik olcak olan güzelliklere yapiş, her günah gözde bir leke yaptigi gibi, her günah güneşdede kara lekelerin oluşmasina sebeb, ve o yaralar cogalinca, anlaki, senin sonun yakin demekdir, her ne kadar dünyanin gündüz kadar geceye de ihtiyaci varsada, gece ve karanlik sadece iyiligin ulaşmadigi yer demek yani. ve bedende oksijenin gitmedigi yerde kara leke oluşur, cünkü orasindaki hücre oksijensizlikden ölür, ve icine cöker, ve kanserde böyle birşey işde, ve güneşdeki lekede böyle, ve hayat sen iyi oldukca devam eder, yoksa kötülük hayatin bekasini saglamaz, yol tek yönse, yapacak birşey yok, ya basiretinle semaya bakip, gelecegini kurtarirsin, yada Allahla savaşmaya kalkar, ve hazin sonun yukarda yazili diyor rab, bak nasil mehvediyorsun diyor. velhasil kelam.

Sadakallahul Aziym MULK Suresi 3. ve 4. ayet

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Bu günler Aşura Günleri yani ayni günler yin e Kerbela hadisesi oldu. Yani Hz Hüseyin öldürüldü, yani şehid edildi. gavur ayni gavur degişen birşey yok, domuz ayni domuz yine, yani Hz Hüseyin i öldürünce, kainat öldürenlerin eline gecmedi, kainat yine onu yaratan Allah in mülkü , o gün vahdeti vücut her ne kadar Hz Hüseyin sede , Hüseyin ölünce Allah ölmedi, Hz Hüseyin deniz kenarindaki kumlardan bir tane kum, ne ise, oda o kadar yani. o nun kumlarin icinden eksik olmasi, Allahin mülkünden ne eksiltirse, o kadar eksiltebilir, yine onun olmasi, o kumlara ne katarsa, o nu katabilir ancak. ve yine biz yukardakini yazinca, gavur bir yeri oksijensiz birakip patlatti, ve orasi nereymiş diye işaretlemek için , (:::) gavur cürmünün işgal ettigi yeri gördünmü, igne kadarcik bir yeri temsil ediyormuş o senin sinadadigin yer anladinmi.
Ey gavur! peki sen işaretledin cok güzel, senin bendeki yerini ögrendin amma, bende senin bulundugun yerleri ögrendim, ben şimdi elimin biriyle senin bulundugun yerlere şöyle vurursam, ve ben vahdeti vücut isem, sende neler olcaginida biliyonmu bakalim angut trottel. amma yine diyorum: isa carmiha gerilince, o ruhullahdi, allahin ruhu olmuş idi, amma O'nu siz carmiha mihlayinca, pipisini kesince, Allahi hadim etmediniz, (:::) gavur, isa da ayni Hz. Hüseyin gibi, kumlardan sadece bir kum idi, onu ele gecirmekle falan, Allah' i ele geciremezsin, O'nu öldürmekle falan Allah' i öldüremezsin. yine Mehdiyi ortadan kaldirmakla kesmekle bicmeklede bir yere varamazsin an gut , cünkü O'ndada durum ayni. Bizler Allah' in mülkünde deniz kenarindaki, milyonlarca kum tanesinden, sadece bir kum tanesi kadariz, cürmümüz o kadar ancak, dilerse bizi dev yapar, dilerse kumlardan bir kum yapar, işde o yüzden eş şek gözüyle degilde, insanin kalp gözüyle bak semaya, vicdaninin sesini dinle, gönül gözünü acda bak diyor Allah. "Basiret" demek "Gönül Gözü" demek dir yani orda mülk suresinde Allah yoksa "ferci il basara" demezdi "ferci il ayneyn" "Ayn" göz demek "aynenyn" iki göz demek ve "Ayneyn" ile bak derdi, gözlerinle bak derdi, amma Allah "ferci il basara" diyor, yani acda gönül gözünü öyle bak, ne kadar ahmaksinki, kendi sonunu kendin hazirliyon diyor, anladinmi kah pe ga vur. ben yanarsam, sende benimle yancak olansin anladinmi kah pe ga vur, sanma bu dünya sana kallir, sen ancak kendi kendine tuzak kuran, bir Ah mak olursun ancak.

---------------

Hâtemü’l-Enbiya Efendimizin pâk ruhları artık Âlâ-yı İlliy­yîn’e [En Yüksek Makama] yükselmişti. Ezvac-ı Tâ­hi­rat, üzerine bir örtü örttüler ve feryada başladılar!

O sırada annesi tarafından “Hz. Re­sû­lul­lah’ın son anlarını yaşadığını” ha­ber alan Hz. Üsame, hareket etmeyip or­dusuyla Mescid-i Şerif’e gelmişti. Hâ­ne-i saadette feryat ve figanın yükseldiğini duyan ashap, kalplerinden vu­rul­muşa döndüler. Sanki gök kubbe bir anda başlarına yıkıl­mış gibiydi. Herke­sin nutku tutulmuş, gözler damla damla keder ve hüzün akıtıyordu.

Hz. Ömer, cesaret ve adalet timsâli Hz. Ömer bile kendisini bu dehşetli ânın tesirinden kurtaramadı; hatta herkesten daha çok dehşete kapılarak şöyle ba­ğırdı:

“Re­sû­lul­lah ölmemiştir ve sağdır! Ona sadece, Hz. Mûsa’ya ârız olan saika gibi bir saika ârız olmuştur. Kim ‘Muhammed öldü’ derse, onu kılıcımla iki parça ederim!”

Hz. Ebû Bekir o sırada Sünh mahallesindeki evinde bulunuyordu. Yürekleri dağlayan haberi kendisine ulaştırdılar. Gönlünün bir parçasının adeta koptu­ğunu fark eden Hz. Ebû Bekir, süratle hâne-i saadete geldi.

Dehşet ve hayret içinde, Fahr-i Kâinat’ın mübarek yüzlerini örten örtüyü kaldırdı. Yüzü, tecessüm etmiş bir nur idi. Eğildi, tâzim ve hürmetle pâk ve nurlu alınlarından üç kere öptü. Akan gözyaşları arasında dilinden dökülen kelimeler şunlar oldu:

“Ölümün de hayatın gibi temiz ve lâtif, yâ Re­sû­lal­lah!”[2]

Sonra da Ehl-i Beyt’e teselli verdi.

Hz. Ebû Bekir, hâne-i saadetten çıktıktan sonra Mes­cid-i Şerif’e vardı. Hz. Ömer’in “Re­sû­lul­lah vefat etmedi” söz­lerini duymuştu. Bunun üzerine şöyle ko­nuştu:

“Kim ki Muhammed’e (a.s.m.) tapıyorsa, bilsin ki Muhammed (a.s.m.) öl­müştür. Kim ki Allah’a ibadet ve kulluk ediyorsa, bilsin ki Allah, Hayy’dır, ölümsüzdür.”

İbn Sa’d, a.g.e., c. 2, s. 268; Buharî, a.g.e., c. 3, s. 95

Sonra da şu ayet-i kerimeyi okudu:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم


وَمَا مُحَمَّدٌ إِلاَّ رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِن مَّاتَ أَوْ قُتِلَ انقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ وَمَن يَنقَلِبْ عَلَىَ عَقِبَيْهِ فَلَن يَضُرَّ اللّهَ شَيْئًا وَسَيَجْزِي اللّهُ الشَّاكِرِينَ

Ve mâ muhammedun illâ resûl(resûlun), kad halet min kablihir rusûl(rusûlu), e fein mâte ev kutilenkalebtum alâ a’kâbikum, ve men yenkalib alâ akıbeyhi fe len yadurrallâhe şey’â(şey’en), ve se yeczîllâhuş şâkirîn.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

“Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce birçok peygamber gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse, siz ardınıza dönüverecek misiniz? (Dininizden dönecek veya savaştan kaçacak mısınız?) Kim ardına dönerse, el­bette Allah’a hiçbir şeyle zarar verecek değil; fakat şükredip sabredenlere, Al­lah muhakkak mükâfat verecektir!”

Sadakallahul Aziym ÂLİ İMRÂN Suresi 144. ayet


Bu ayet-i kerime, Uhud Muharebesi’nde, “Muhammed öldü­rüldü!” şâyiası üzerine nâzil olmuştu. Ashap, onu belki yüzler­ce, bin­lerce defa okumuş ol­dukları halde, o andaki teessür se­bebiyle bir anda unutuvermişlerdi sanki!

İşte, yalnız metanetini muhafaza eden Hz. Ebû Bekir bu­nu unut­mamış ve as­haba hatırlatmakla en büyük hizmeti ve vazifeyi ifa etmiş oluyordu.

Bu hitabe ve bu ayet-i kerimeyi hatırlamaları üzerine sahabeler, kendilerine geldiler. Bir anda toparlandılar ve şaşkınlıklarını üzerlerinden attılar.

Daha sonra Hz. Ebû Bekir, şu ayet-i kerimeyi okudu:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

إِنَّكَ مَيِّتٌ وَإِنَّهُم مَّيِّتُونَ

“(Ey Resûlüm!) Elbette sen de öleceksin, onlar da ölecekler!”

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

(Ey Muhammed!) Şüphesiz sen öleceksin ve şüphesiz onlar da öleceklerdir.

Sadakallahul Aziym ZUMER Suresi 30. ayet

Metanetini yitirmeyen Hz. Ebû Bekir, bu hitabesiyle, o zamanki İslam cemaa­tine büyük bir hizmet ifa etmiş oluyordu.

Ashab-ı güzin artık Kâinatın Efendisinin bu dünyadan göçmüş olduğunu anlayıp kabul ettikleri gibi, Hz. Ömer de “Re­sû­lul­lah ölmemiştir!” sözünü söy­le­mekten vazgeçerek ken­dine geldi.

Evet; Medine, Medine olalı beri, Kâinatın Efendisinin kendisine teşrifiyle duy­duğu sevinç kadar hiçbir sevinç duymamıştı. Şimdi ise, aynı Medine, en bü­­yük hüzün ve keder ânını yaşıyordu; adeta, semâlarını hüzün ve kederden bir kara bulut kaplamıştı.

---oOo---

Breee trot tel Ga vur ka fir , Muhammed in ölmesiyle, Allah mülkünü ve saltanatini hakimiyetini kaybetmedi - Yine Allahligini Kaybetmedi - Yenilmiş de olmadi. nitekim akli olanlar anlar ki, ondan önce isa da ölmüşdü, yine bişey olmamişdi, yine ondanda önce Musa vardi, Musa da ölmüş dü, Musa ölünce, Allah ölmemişdi ki, bunu anlayacak kadardami aklin yok de li gavur, senin derdin ne de, Mehdi ile bu kadar ugraşirsin angggg gggguuuuuut.

---oOo---

Herkes "Ma Huluga Leh" Ne için gelmişse dünyaya onu yaşiyor, dedik demirin bükülmezligi, onun secde etmeye itirazindan olduki, işde azazil itiraz etdide o yüzden demir oldu, egilmez bükülmez demir oldu dedik. Herkesin bir elementi maddesi oldugu gibi, bir cibilliyatida onun sebzesi meyvasi, bir cibilliyatida onun TAHILI, bir cibillliyatida onun balik hali, sudaki hali, bir cbilliyatidia onun toprakdaki hali, börtü böcük hali, bir cibilliyatida onun havadaki hali, uçan cinsden olan kuş hali vardir, ve yine sifati olan bir hayvan hali vardir, yine elementi vardir madenleri vardir, gazlari vardir, öyle olunca Hz Hüseyinin cibilliyati olan AYVA meyvasidir ki
işde Hz Hüseyinde :

Cebrail Aleyhisselam cikininda ayva nar getirince Hüseyin ayvayi kapar, Hasan nari kapar, üzüm mehdiye kalir.
ve ayva öyle bir meyvadirki ona bogaz aligi denilir, yani işde o hz hüseyinin susuz son yutkunuşu ile canini teslim edişi. halbuki ayvanin suyu olmasina ragmen, insanin bogazini alir bazi ayvalar, işde o Hz. Hüseyinin ahirete geçerkenki susuzlugunu temsil eder, ayvayi yiyen hüseyin lik nedir tatmiş olur. ve ve mevsimnin ilk ayvasi dalindan düşünce, demek olurki o gün aşura, hz hüseyinin şehadet şerbetini icdigi gün. 30 Eylülde bizim hicret yolcumuz yola cikmiş, öyle olunca Muharremin 1 i perşembe gecesi yani 29 Eylül oluyor perşembe akşami oluyor ve 7 Ekim sabahi hanim bahcedeki ayvamizdan düşmüş bir ayva buldu. bizim dedigimiz aşura günü 6 Ekim perşembe düşmüşler . öyle olunca Namik Kemal Zeybek amca diyorki alelviler aşurayi iki gün sonra kaynatir cünkü hüseyinin şehid edildigi gün degil, iki gün sonra, hz hüseyin soyundan kalan son er, Hz Zeynel Abidininin ölmedigini ve yaşadigini ögrendikleri, iki gün sonra kaynatilir diyor. ve öyle olunca Hz Hüseyin muharremin onunda degilde 8 inde öldürülmüş olur ve iki gün sonrada aşura yani muhrremin 10 u dmek olur yani muharremin 10 u demek 10 taneden fazla peygamberin kurtuluş günüdür, öyle olunca muhammedinde soyunun kurtuldgu gün olmuş oluyor yani. 7 Ekim de bulduk ayvayi ve 6 ekimde düşmüş ve öyle olunca 6 Ekim 8 Muharrem olur ve iki gün sonra "8 Ekim 2016 demek = Muharremin 10 u" Demek olur. ve ayvanin bogaz alikligini giderip rahatca yemek için, her dilimin üstüne tuz yada şeker ekipde yiyiniz, o zaman bogaz aligi olup, yutkunmanizi engellemez inşallah. bu da bizim formülümüzdür. Armut ayva nar sonbahar meyvalari ve yazdan kişa dönüş ve soguklarin başlamasi gecenin uzamasi ve erken hava kararmaya başlamasi vakti ,ve yani zulumet ve karanlik vakti, hal böyle olunca, dünyanin ömrününde yin bir döngüsü olan sonbahar kiş arasina geldik, ve işde arap devletlerinde cikan fitneler, şimdide yeni suriye ve IRAKDA başlatilan bu yeni savaş, yeryüuzünde yani kuzey yarimküredeki sert rüzgarlarin esmesine sebeb oluyor, yani bu hüseyin zamaninda öyle sertki hüseyinin başini koparmiş. yani Ergin Ayva dalindan, bir sert rüzgar esiverince, hafif ermiş olaninin boynunu koparir ve düşüverir degilmi. öyle olunca, işde bir zalimin estirdigi bir sert rüzgar da Hak takdirinde olcak olandir yani. o sert rüzgarlar, işde ilk hüseyini canindan edeer, işde cibilliyat azizim cibilliyat, daha hala algilamayacakmisiniz, insanoglu halife yeryüzüne hailfe. sen nesin? kimsin? nerden geldin? nereye gidiyorsun? sifatin cibliyatin ne? ona bak "nefsini ve sifatini cibilliyatina erip bulan, rabbinede erip bulabilir" işde. ve bu fitneler yine neyi gösteriyor hak rüzgarinin bu sefer karanlikdan tarafa olupda estigini gösteriyor . ve allahin geceye ve soguka kişa da müsade verdigini gösteriyor, soguk kuzey rüzgarlarini, ve muhammed dediki bir vakit gelcekki

“ölen niye öldürüldüğünü, öldüren de niçin öldürdüğünü bilmez.”

Ebu Ümame (ra)'nin naklettiği bir hadiste Rasulullah (sav):

“Öyle fitneler olacak ki, o zaman kişi mü’min olarak sabahlayıp kafir olarak akşamlayacaktır. Ancak Allah’ın ilim vermek suretiyle ihya ettikleri müstesna “

buyurarak bilgili insanların hiçbir zaman fitnenin tuzağına düşmeyeceklerini haber vermiştir.

tefrikayı Rasulullah (sav) şöyle ifade eder: “Yahudiler 71 fırkaya, Hıristiyanlar 72 fırkaya ayrılacaklardır. Benim ümmetim ise 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan 72’ si cehennem de biri cennettedir. O da cemaat yani Ümmeti Necat veyahut Mehdi cemati dir .
(Hadis)

Cünkü mehdi aşikare peygamber olmadigindan, onun ümmeti denmez, onun zamanina erişipde ona tabi olanlara onun sözüne uyanlara Mehdi cemaati denilir.

Bir başka hadislerinde Efendimiz (sav) : “Kim cemaatten bir karış ayrılır, sonra da ölürse, cahiliyye ölümüyle ölmüş olur” buyurmuştur.


Burada bahsettigimiz cemaat Fetocularin cemaati degil tabiki

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“…Sizden kim Deccal’e yetişirse, ona Kehf suresinin ilk ayetlerini okusun. Deccal, Şam ile Irak arasında bir mevkide çıkar. Sağa gider ifsat eder, sola gider ifsat eder. Ey Allah’ın kulları! Sebat edin!”

Burda Saddam hüseyin zamaninda Irakda başliyan ilk savaşin, decalin cikma alameti oldugudur, ve fitne irakda başlayip saga sola gidecek, gittimi gitdi , ondan kurtulmanin yöntemi kehf suresinin önemli olan ayeti 10. Ayeti,orda diyorki rabbimiz kuran da kehf suresinde

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا

Esteuzubillah

İz evâl fityetu ilâl kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ raşeden.

Sadakallahul Aziym Kehf Suresi 10. Ayet

bu ayetin başindaki kelime fityetü degil fitnetü dür ve ayette buyruluyorki kehf ashabi dedilerki "Rabbimiz, fitne cikinca bizi Raşidin emrine ver" dediler.

Peygamberimiz buyurdular

" Ashab-ı Kehf, Mehdi‘nin yardımcıları olacaktır."

(Kitab-ul Burhan)

herkes bu Kehf suresi 10. ayeti okuyup, "Rabimiz dünyayi Raşidin emrine ver" diye dua etmedikce, ve gelip ona tabi olmadikca bu fitneler bitmez.
Peygamberimiz yine buyurdular:

"Hacer-i Esved'le Makamı İbrahim arasında ona (Hz. Mehdi (as)'a) biat ederler. "

(Sünen-i Ebu Davud, 5/94; El-Kavlu'l Muhtasa Fi Alamatil Mehdiyyil Müntezar s. 20)

Burdaki Hacer-i Esved mekkedeki hacer degil, biz daha önceki vaazlarda gezen yürüyen Hacer-i Esved in bulundugu yerdeki Mehdiden bahsettik, takip edenler bilecekdir, öyle mehdiyi mekkede falan beklemeyin, bu fitnelerde mehdi mekkeye falan gitmez, ve zaten o hac görevini ifa etdi bile, iki kere hac edip sünnetten şaşmak da olmaz.

Esteuzubillah

Rabbena atine min ledünke rahmeten ve heyyi i lene min emrine Raşeden.

Rabbimiz Dünyayi Raşidin emrine ver.

---oOo---

işde sistem sistem icinde, sistem sistem icinde, semaya bakinca, o mülk suresindeki ayeti ele alip, semaya bakinca, bunu görecekdir insanoglu, yani ey kafir ga vur, öyle mehdiyi öldürmeyi falan planlama onu öldürünce kainati falan ele geciremezsin, yine Allah i falan esir alamazsin. cünkü dedikya bizler kumlar icinde ki bir kum tanesiyiz, yani o gün bu vahdeti vücut görevi Hz Hüseyine verilmişdi, ve onun elinden almaya kalkakan yezid gavuru aldimi, alamadi, cünkü hüseyin bütün insanligi icinde barindan bir Vahdeti vücut bir kumuydu, yani bir sistemdi, onun hücreleri bütün insanligi temsil eiyordu, amma Allah onun icine girip vahdet yapiyordu, ancak onu zalim yezid şehid edince, bir üste gecince veya bir alta gecince Hz hüseyinde bir üst yildiz sistemine bagli idi, yani oda hüseyin olmadan önce, anne babasinin sistemindeki bir kum tanesi onlarin bir hücresi degilmiydi. emme elindeki emme kolundaki emme bacagindaki bir hücre idi, o erdi de hüseyin olmadimi? öyle olunca hüseyin ölünce, sistem cökmedi sadece bir üste cekilldi, bu sefer fatma ve ali sistemi, yanin onlarin icinde sadece bir kum onlarin icindeki vahdeti vücud olmadigi hali , vahdet degil yani, o sistemdeki ali öldürüldü, o da bir bir başka sistemin parcasi olan kum tanesi degilmiydi yine, semadaki yildizlar sistem sisteme bagli, ve sistmlerin bir cogu samanyolu denilen sisteme bagli, samanyolu, bir tane galaksi demek sadece, galaksilerden bir galaksi, galaksileri de toplayan bir büyük sistem var yine,......
Peki ALLAH Nerde? "Nerde ALLAH" hangi sistemdeki sen onu tutupda dövüvercen yada sövüvercen a geri ze kali gavur kafir.

Hocanin biri diyorki : size birisi, bir kötülük yaparsa, Allaha tevekkül edin ve hasbünallah deyin Allah havale edin diyor, cikmazlarin icinden bununla cikarsiniz diyor,
Tamam güzelde hoca, 3 haftadir ayni meseleyi anlatiyon haaala an gutlar anlamadi haala anlamadi. yani Allah yedirir doyurur amma, seni doyurmak için gökten öyle sofra inmez, Allah hücceti ile inip melekleri ile gelip sana aş keş pişirip, yada bugday ekip bicipde doyurmaz , ya nasil doyurur, ahmet amcada tecelli edip, vahdet gösterip, ahmet amca olur, ciftci ahmet amca olur bugday eker, sonra degmenci mehmet amca olur, o un yapar, sonra Amine teyze olur, o hamur yapar, sonra firinci ziya bey olur, o ekmek pişirir, ve hanimin veya anen fadime sultan olur, oda yemegini pişirip önüne koyarda, öyle riziklandirip doyurur seni, varmi başka yol, yukardan hun inen varmi, yooook öyleyse nasil oluyorda sen öyle tevekkül ediveripde, bütün işleri sen Allah a havale EDIYON BRE SALAK HOCA.
Muhammed Allah a karşimi ki
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Sizden her kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin. Eğer eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle düzeltsin, ona da gücü yetmiyorsa, kalbiyle düzeltsin (kalbiyle o kötülüge buğz etsin). Ve işte bu ise , imanın en düşük mertebesidir.”

( Hadis-i Şerif , Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 70)

Hangi tevekkülden bahsediyon sen ah mak hoca, hani muhammed niye kötülük yapana karşi tevekkül et dememiş de, böyle demiş demek yokmu? yoksa sen ah mak misin?
işde Allah, karinin haniminin eliyle doyurdugu gibi, yine bir kötülügüde falanci asker amca olur, yada polis amca olur hakim amca olur, eliyle koluyla düzeltir, yok asker ve polis degilse, o zaman biz gibi diliyle düzelten bir Alim olur, yine alimde degilsen, halkdan biriysen, o zaman bari bu iş, kötü bir iş de icinden de, ben bunu begenmedim de de kurtul, imanin kurtar, ahmak Türkiyeli, görmüyonmu bu catal kafa dünyanin başina ne coraplar örüyor, haala grömüyonmuda bunun yanlişina şak şak yapiyon ah mak, bu gidişat senin yarin imansiz gidecegine delildir. imanin en zayifi kötülüge karşi en azindan bugzedeninki dedi muhammed, senin bu kadarcikdami imanin yok bee ah mak.

---oOo---

Muharem hicret ve Üçüncüsü Allah olan iki dost ve Peygamber Efendimiz (s.a.s) Mağara Hikayesi

"Üçüncüsü Allah olan iki dosta kimse zarar veremez."

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مَا يَكُونُ مِن نَّجْوَى ثَلَاثَةٍ إِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ إِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَا أَدْنَى مِن ذَلِكَ وَلَا أَكْثَرَ إِلَّا هُوَ مَعَهُمْ أَيْنَ مَا كَانُوا ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

E lem tera ennallâhe ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), mâ yekûnu min necvâ selâsetin illâ huve râbiuhum ve lâ hamsetin illâ huve sâdisuhum ve lâ ednâ min zâlike ve lâ eksera illâ huve meahum eyne mâ kânû, summe yunebbiuhum bi mâ amilû yevmel kıyâmeti, innallâhe bi kulli şey’in alîm.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Allah’ın göklerde ve yerde olan herşeyi bildiğini görmedin mi? Üç kişi arasında gizli bir konuşma olmaz ki, onların dördüncüsü O (Allah) olmasın. Ve beş kişi (arasında gizli bir konuşma) olmaz ki, onların altıncısı O (Allah) olmasın. Ve bundan daha azı veya daha çoğu, nerede olurlarsa olsunlar, mutlaka O (Allah), onlarla beraberdir. Sonra kıyâmet günü, yaptıklarını onlara haber verecektir. Muhakkak ki Allah; herşeyi en iyi bilendir.

Sadakallahul Aziym MUCADELE Suresi 7. ayet

Peygamberimiz ve Hz.Ebubekir Sevr mağarasına yaklaştıklarında Peygamberimizin ayakkabısı parçalanmış mübarek ayağı kanıyordu. Hazreti Ebû Bekir, Kâinatın Sultanı’nı sırtına alarak mağaranın kapısına kadar getirdi.

Ay, her tarafı gündüz gibi aydınlatıyordu. Hz. Ebû Bekir, Peygamber Efendimiz’den (sas) müsaade isteyerek mağaraya önce kendisi girdi.

Maksadı, yılan, çiyan gibi haşerat varsa onları zararsız hale getirmekti. Mağaranın içinde her hangi bir haşerat görünmemekle beraber duvarlarda yılan delikleri vardı.

Ebu Bekir, (ra), gayet iyi bir kumaştan dikilmiş olan gömleğini hemen üstünden çıkartıp parçalayarak bu delikleri tıkamaya başladı. Az sonra bütün delikleri tıkamış fakat yere yakın noktadaki birine çaput yetmemişti.

Bu son deliği de ayak tabanı ile kapattıktan sonra Resulullah’ı içeriye davet etti.

Çok yorgun düşmüş olan Sevgili Peygamberimiz, arkadaşının dizine başını koyarak uyumaya başladı. Efendimiz (sas) uyurken bir yılan, dışarıya çıkacak başka hiçbir delik bulamayınca içeriden Hazreti Ebû Bekir’in ayağını soktu. Ebû Bekir’in canı öylesine yandı ki kendini ne kadar sıktıysa da zehirin etkisinden göz yaşlarını tutamadı. İstemeden akan damlalardan bir ikisi de Efendimizin mübarek yüzünü ıslattı.

Peygamberimiz(s.a.v.) hemen uyandı ve mağara arkadaşına niçin ağladığını sordular.

- “Yılan”dedi Hazreti Ebu Bekr. Ayağımı yılan soktu ya Resulallah!”

Sevgili Peygamberimiz, yaraya mübarek tükrüklerinden birazcık sürdüler; acı derhal dindi.

Bu esnada Peygamber Efendimizin peşindeki Allah düşmanları Ebu Kürz ve yanındaki insanlar Sevr Mağarasına çıkan izleri tesbit etmiş geliyorlardı… Mağara ağzına gelen bir örümcek, çok kısa bir zamanda kapıyı ağları ile tamamen örttü. Sonra bir güvercin, bu ağlara hemen bir yuva yaptı; yuvaya yumurtladı ve üzerine yattı. Ve kapının önünde âniden bir ağaç yükseliverdi.

Derken, Allah düşmanları, yirmi metre kadar yaklaştıklarında sesleri işitilmeye başlandı. Sesler yaklaşınca Hz. Ebû Bekir çok üzüldü ve göz yaşlarını tutamadı.

Peygamberimiz (sas): “Niçin ağlıyorsun?” deyince:

-”Ya Resulallah! Korkum kendim için değil. Şayet size bir zarar gelirse İslâm dîni mahv olur.” Efendimiz Hz. Ebu Bekir’i teselli ederek:

-”Hayır, üzülme. Allah bizimle beraberdir.” dedi.

Hz. Ebû Bekir tekrar:

“İşte mağaranın ağzına dayandılar; eğilseler bizi görecekler.” deyince

Peygamber Efendimiz (sas) Allah’a karşı büyük bir tevekkül içinde Rabbinin korumasından en ufak bir ümitsizliğe düşmeden arkadaşına cesaret veriyor ve:

“Üçüncüsü Allah olan iki dosta kimse zarar veremez.” diyordu.

Ebu Kürz, şaşkın ve neş’esi kaçmış bir şekilde:

“İzler buraya kadar. Ya yere girdiler, ya da göğe uçtular. Garip, çok garip!.” deyince biri:

“Ee! Belki içerdedir… diye fikir yürüttü.

Bunun üzerine Ümeyye bin Halef şöyle dedi:

-”Dediğin söze bak! Güvercin, biz yaklaşırken uçtu. Yumurtaları da yuvada sapasağlam. Bu örümcek ağı, belki Ebû’l-Kâsım’ın doğumundan evvel bile vardı. Şayet mağaraya girmiş olsalardı ağ bozulmuş, yumurtalar da yere düşmüş olurdu.”

Bütün hepsi ayaklarının altında yuvarlanan taşlarla birlikte çekip gittiler. Kâfirlerin bütün ümidleri kırılsın ve aramaktan vazgeçsinler diye Peygamber Efendimiz (sas) mağarada üç gün üç gece daha kaldılar. Mağaradan sağ salim çıkabilecekleri fikrine sahip olduklarında Efendimizin talimatı ile Âmir ve Abdullah adında iki sahabi birer deve getirdiler. Bir deveye bu ikisi binerek yol göstermek için öne düştüler; diğerine de Peygamberimiz binerek arkasına da Hz. Ebû Bekir’i aldı ve Medine’ye doğru hicretlerine devam ettiler…

----------------

Hocanin biriside diyorki: iyilige mahallenden başliyacan ailenle kardeşinle komşun ile iyi olcan diyor .
Evet hocam haklisin, cekirdek güzelse, meyvada güzel olur, cekirdek aile ve efradin ise, o zaman sen iyiligi yaymaya icden başliyacan, fakat sen diyorsunki, sana kardeşin kötülük etse bile "hayir ben kötülük etmeyecen, ve iyi olcan" diyecen diyorsun. bu olmadi hocam.
cünkü habil kabile "sen bana elini kaldirsanda, ben sana elimi kaldirmam" dedi. Ne oldu? sonunda Kabil kayayi Habilin başina vurdu öldürdü gecdi, ve dünya düzeldimi artik, o iyi olunca, habil adam oldumu? hayir bilakis dahada güclendi trottel oldu, kizida aldi kacdi, ve calgi cengi, zina, küfür, eglence ondan türedi, kötülügün babasi oldu. Eger birisinin cibilliyati kötü ve cirkin olarak yaratildiysa, bilki, o mikrop ise, mikropa "aman, canim, kuzum" deyip okşamak la o adam olmaz, o yine mikrop, yine mikropdur. istersen senin eline bir şiringa grip mikropu verelim, sen ona, "BALIM, cicegim, dalim ,kuzum,canim, cigerim" de sev ve "bak, sen bana el kadirsanda, ben sana el kaldirmam." de dur. ve sonra onu sana şiringalayalim, o senin dediklerin, hic ona tesir etmişmi bakalim bakalim. sen hasta olcanmi, yoksa olmaycanmi bakalim, mikrop mikroptur kardeşim. ve zaman isa ile Mehdi zamani ve isa dediki "Göze göz, dişe diş" eger onun şeriatina bu uyuyorsa, mehdininde şeriatina uyar, yok öyle "vursan, boynum kildan ince" laflari, vurana iki kere de ben vururum . sende bunu anla tamammi hocam, iyiligi nerde kullanacan iyi düşün, yanliş bilgi yanliş ellerde harcanir gider.

أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

'' Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! ''

--oOo---

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 18 Ekim 2016 Salı

Original Kar © glan

Hasbiyallah veya Hasbünallah veya Surullah Nedir?

(Kar©glanin 10 Ekim 2016 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

الَّذِينَ اسْتَجَابُواْ لِلّهِ وَالرَّسُولِ مِن بَعْدِ مَآ أَصَابَهُمُ الْقَرْحُ لِلَّذِينَ أَحْسَنُواْ مِنْهُمْ وَاتَّقَواْ أَجْرٌ عَظِيمٌ الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُواْ لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَاناً وَقَالُواْ حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ فَانقَلَبُواْ بِنِعْمَةٍ مِّنَ اللّهِ وَفَضْلٍ لَّمْ يَمْسَسْهُمْ سُوءٌ وَاتَّبَعُواْ رِضْوَانَ اللّهِ وَاللّهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ

Ellezinestecâbû lillâhi ver resûli min ba’di mâ asâbehumul karh(karhu), lillezîne ahsenû minhum vettekav ecrun azîm. Ellezîne kâle lehumun nâsu innen nâse kad cemeû lekum fahşevhum fe zâdehum îmânâ(îmânen), ve kâlû hasbunâllâhu ve ni’mel vekîl. Fenkalebû bi ni’metin minallâhi ve fadlin lem yemseshum sûun, vettebeû rıdvânallâh(rıdvânallâhi), vallâhu zû fadlin azîm.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Onlar yaralandıktan sonra da Allah’ın ve Peygamberinin davetine uyan kimselerdir. Onlardan güzel davranıp iyilik edenlere ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara büyük bir mükâfat vardır. Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, “İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun” dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler. Bundan dolayı Allah’tan bir nimet ve lütufla galibiyet ile geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir.

Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 172. - 173. ve 174. Ayetler

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ

kul hasbiyallâhu.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

De ki: “Allah bana yeter!

Sadakallahul Aziym ZUMER Suresi 38. ayetten pasaj

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

Fe in tevellev fe kul hasbiyallâh(hasbiyallâhu), lâ ilâhe illâ hûve, aleyhi tevekkeltu ve huve rabbul arşil azîm.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Bundan sonra eğer onlar dönerlerse, o zaman onlara şöyle de: “Bana, Allah yeter (kâfidir), O’ndan başka ilâh yoktur. Ben, Allah’a tevekkül ettim (güvendim). Ve O, azîm arşın Rabbidir.”

Sadakallahul Aziym TEVBE-129. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

Feseyekfikehumullahu, ve huves semiul alim.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Allah, onlara karşı seni koruyacaktır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 137. ayetten pasaj


---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

İbrahim aleyhisselam ateşe atılırken, “Hasbiyallahü ve ni’mel vekil” (Bana Allah’ım yetişir, O ne iyi yardımcıdır) dedi.

( Hadis-i Şerif ,Hatib )

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Allahü teâlâ, Davud aleyhisselama şöyle vahyetti:

Bir kul, kullara değil de bana ihlasla tevekkül ederse, herkes ona tuzak kursa, ona mutlaka bir çıkış kapısı açarım. Bir kul da bana değil mahluka güvenirse, bütün yükseliş sebeplerini keser ve çöküş yollarını kolaylaştırırım.

( Hadis-i Şerif , İbni Asakir )

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Hasbünallahdaki sesiz harfler o kelimenin arapca harfleridir öyle olunca "hsbn" ve "ketebe beteke" kurali vardir evir cevir başka bir mana, halbuki kök ayni, amma cevirdikce evirdikce başka manalar ortaya cikar arapcada dedik, ve böyle olunca "hsbn" hesab hasib en iyi hesap yapan demek olur, ve bunu cevirirsek bu sefer "hsbn" mesela "shbn" yani sahaben yani ashabin seni en iyi koruyacakdir manasi ortaya cikar, yani muhammedi en iyi koruyan ashabi degilmiydiki, yani ellerini onun önüne siper edipde iki elini yitiren "Allahin iki eli yedullah" yada "ubeydullah" lakabi alan onun eshabi degilmiydiki, yine diger eshabida ayni şekilde onu en iyi koruyanlar oldu, ve öyle olunca güneşimiz cevher olunca, onu ilk etrafin daki, ayni göz ceperi gibi saniyede 33 tur atan merkür gibi, veya saniyede dünyanin etrafini 24 defa dönebilen şeytan aleyhillane yani jupiteri temisleden THOR ve THURSDAY yani jupi demek yani jupiter burclu yani oglak burclari gibi veya merkür demek mitwoch haftanin ortasi demek ve diyorlarki merkür demirden demirden olsaydi merkür thursaday olmazmiydi, Halbuki THURSADAY kizgin boga oglak burcu ve haftanin perşembe gününü temsil eden jupiterin günü degilmi, yani KECi BURCU VE O iLLUMINATI SEMBOLU OLAN KECi KAFASI VEYA şeytanin temsili olan kafa, öyle olunca jupiterde yine güneşimizi korumakla görevli olan onun müslüman olmuş olan şeytani olmazmi, bunun manasida hani demişdiya muhammed

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

-Herkesin bir şeytanı vardır.
Ashabı o zaman sordular
-Senindemi Ya Rasulallah?
- Evet benimde, fakat benimki müslüman oldu (veya Benim şeytanım, bana teslim oldu.) buyurdular.

( Hadis-i Şerif , Tirmizi, A. Müsned)

öyle olunca güneşe yaklaşincami sifir noktasi, yoksa uzaklaşincami diye bir soru ortaya cikar, cünkü jüpiter uzakdaki gezegen, halbuki merkez güneş ve varligin dogdugu yerse, ve yokdan var olan yerse, o zaman güneşimiz ilk var olan, ve sifrin bire döndügü yer, yoklukdan karanlikdan aydinliga geciş noktasi, ve öyle olunca bütün kainatin ve varligin var olma sebebi olan nokta, yani Muhammed ve onu korumakla sorumlu ise, yine en yakinlari, en yakindaki merkür, en yakin. sonra venüs. sonra dünya. ve ay sonra mars,... devam ediyor, öyle olunca Allah göz yaratmiş, gözün hemen yanina göz kapagi koymuş, onu korusun diye, yani göze iki veyada 3 arkadaş ashab vermiş, yani sahabe vermiş, kapak, kirpik ve kaş, yine insana ciger ve yürek vermiş, onu korusun diye hemen ona arkadaş, 12 kaburga vermiş deyince, dank etmesi lazim kafanizda, haa 12 li kim var, yakup ve yusuf, öyle olunca gögüs bölgesindeki 12 kaburga, yakup ve yusuf makamini temsil ediyor demeniz lazimdi, dedinizmi ben demeden önce, hayir. peki öyleyse deyin o zaman, yani işde bütün peygamberler bu kainati korumakla yani yürüyen kainat, insan denen halifeyi ashablariyla bereber korumakla görevli birer melek ordusu demek olur. ve öyle olunca, insanin korunmasi ise kainatin korunmasi demek olur, ve öyle olunca, yine gögüs kafesinin üstünde iki tana et yastik, meme, yani airbag yastigi yaratmiş, peki onlar kim? yine dişler 32 tane, ve onlari korusun diye iki tane dudak, airbag yastigi vermiş, kim onlar, dedik daha önceleri, adem ve evlatlari dedik, ve onlari söz incitir kirar, iki dudagindan cikacak olana dikkat et diyor rab, yani adem oglunu söz yikar, her derde belaya katlanirda, bir söz yigidi yikar, öyle olunca insan duygulu varlik, onun duygusunu bozmamak lazim. ve öyle olunca jüpiter uzakda olmasina ragmen, nasil oluyorda sifira yakin oluyor peki deyince, jupiter ise 12. ay ve ocak burcu ve 12. ayin yani aralagin sonu demek, senenin sonu demek, son yani hudut oglakda bitip oglakda başliyor, öyle olunca en uzak, yani kiş burcu olmaasina ragmen, en yakin yani sona en yakin oldugu için, sifra yakin yani ayni saat 00:00 gibi son yani yahutta 24:00 gibi yani son 24 müş, peki kimde? ay burclu kimsede son tabanca, hatta 24 olmaz, 23:59 dan sonra 00:00 olur degilmi, öyle olunca ay burclu kimselerin son haddi 23,59 lu tabanca, yine siz artik jupiyi ve digerlerini düşünün ondan sonra, ocakda başliyan oglak ise 1 li, isa ocak 1 isanin dogumu, öyle olunca isa yi hadım etmeye kalkan yine bu gavurlar ve onun penisilin olmasina sebeb olmuşlar, tabancasi 24 lü, ve varken, yok olmasina sebeb olmuşlar yani, işde o yüzden isanin dogumu hiristyanlarca 24 aralik diye kutlanir, ve fakat hadim etmişler, önünü kesmişler carmihdayken, ola ola, kala kala bir kalmiş, ve ocak 1 demek isa demek, miladi yilbaşi, ve penisilin bakterisi, birli varlik demek, en kücük pipili varlik demek, penis silin silin (ince kücük) penis öyle olunca, hani dedikya, şeytan aleyhillanenin itiraz edipde secde etmemesi, onun demir olmasini sagladi. demir o yüzden kolayca egilip bükülmez, amma daha cook sonralari davud ve süleyman tarafindan, onada egilmesi ögretilmiş, ve ondan sonra demir dünyamizda işlenip kullanilmaya başlamiş dedik, işde herkesin hayat serencami, onun maddesinin ne olcagini da ispat etmiş oluyor ,ve deniyorki hadisde

En büyük makam, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmaktır. Hasbiyallah, Allah bana yetişir, kâfi gelir demektir. İbrahim aleyhisselam, ateşe atılırken, Hasbiyallah ve ni’mel vekil dedi ve kurtuldu. Allahü teâlâ, Davud aleyhisselama şöyle vahyetti:
(Bir kul, kullara değil de bana ihlasla tevekkül ederse, herkes ona tuzak kursa, ona mutlaka bir çıkış kapısı açarım. Bir kul da bana değil mahluka güvenirse, bütün yükseliş sebeplerini keser ve çöküş yollarını kolaylaştırırım.)

[İbni Asakir]

ve yine Hz Osman'ın şehit edilirken şehadet kanının damladığı süre Bakara süresi'nin 137. ayet-i kerimesidir.“Bana dünyadan üç şey sevdirildi: Açları doyurmak, çıplakları giydirmek ve Kur’an okumak.” diyen Hz. Osman (ra), tam bir Kur’an-ı Kerim âşığıydı.

Halifeliği döneminde isyancıları zor kullanarak bertaraf etmeyi teklif edenlere, “Benim için kan döküldükten sonra ölmektense kan dökülmeden önce mazlum olarak ölmeyi tercih ederim.” diyordu. Oruçlu olduğu bir gün, evinde Kur’an okurken mazlûmen şehîd edildi. Aziz şehidin mübarek kanı, okumakta olduğu Mushaf’taki “... Onlara karşı Allah sana kâfidir. O, her şeyi işiten ve bilendir.” (Bakara, 137) ayet-i kerimesi üzerine damlamıştı.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

فَإِنْ آمَنُواْ بِمِثْلِ مَا آمَنتُم بِهِ فَقَدِ اهْتَدَواْ وَّإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّمَا هُمْ فِي شِقَاقٍ فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

Fe in âmenû bi misli mâ âmentum bihî fe kadihtedev ve in tevellev fe innemâ hum fî şikâk fe se yekfîke humullâh (humullâhu), ve huves semîul alîm.

Bundan sonra eğer onlar da, sizin O'na (Allah'a) îmân ettiğiniz gibi îmân etselerdi o takdirde hidayete ermiş olurlardı. Ve eğer dönerlerse (yüz çevirirlerse), böylece o taktirde onlar, sadece bir ayrılık içinde olurlar (Allah'ın yolundan ayrılmış olurlar). Allah, (onlara karşı) sana kâfi gelecektir. O, en iyi işiten ve en iyi bilendir.

Sadakallahul Aziym Bakara Suresi 137. Ayet

Bu ayetlerdeki Allah koruyucu olarak yeter manasindaki bu hasbunallah ayetleri neden onlarda hukuk etmemiş o zaman, osman şehid olurken, isa carmiha gerilip pipisi kesilirken, yine hz hüseyin ve kerbelaya geldik bugünler muharrem ayi ve aşura kerbela haftasi, o zaman onlar şehid olurken Allah neredeydi tatilemi cikmişdi diyesi geliyor insanin degilmi? yine bu günlerde yurdumuzda onlarca askerimiz polisimiz yine şehid veriliyor, nedir bunlarin hali, Allah nerde deyince, işde isa nin penisilin olabilmesi için 24 lü tabanca ile dogup 24 lü olmasi yetmiyor, yani 12 ay ve oglak burcunun bir ucu 24 lü tabanca aralik da, diger ucuda yeni sene ve ocak ayi ise, 1li tabanca var onun bir ucundada. penisilin olabilmesi için, onun tabancasinin elinden alinmasi lazimmiş degilmi, öyle olunca o penisilin olacakmiş degilmi, yani ocak 1 olabilcekmiş degilmi, yine el evvel Allah, yani sayilar sifirdan sonra bir ile başlar, sonra en büyük sayilarda mesela milyon demek, milyon tane bir demek olunca, el Ahirde Allah, en kücük 1 oldugu gibi ,en büyükde yine bir, yani isa hem en kücük iken, hemde en büyük, 23:59 da o yine yani, zaten bu konuda

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

(Kader, tedbirle, sakınmakla değişmez.)

[Taberani]

Bunu iyi bilen hazret-i Hasan ve hazret-i Hüseyin, Levh-i mahfuzda kaderlerini gördükleri için mübarek dedelerinden yardım istemediler. Peygamber efendimiz sevgili torunlarına, hazret-i Ali de oğullarına, yardım istense gerekli yardımı yapmazlar mıydı? Elbette yardım eder, çocuklarını tehlikeden korurlardı. Kaderlerini bildikleri için yardım istemediler.

Müslüman, dinin emrine uyarak tedbir alır, ama tedbirine güvenmez, takdir ne ise o olacağına inanır. Tedbire güvenmek tevekkülü bozar. Tevekkül, kalbin, her işte, Allahü teâlâya itimat etmesi, güvenmesi demektir.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Tesiri sebeplerden bilip, Allahü teâlânın kuvvetiyle tesir ettiklerini bilmeyenler sapıktır. Sebeplere tesir kuvvetini Allahü teâlânın verdiğine inanan ise, hak yola kavuşmuş olur. Her iki tehlikeden kurtulmuş olur. (Mektubat, 1/110)

Tedbirini aldıktan sonra, Allahü teâlânın takdirine bağlanan, tevekkül sahibidir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ خُذُواْ حِذْرَكُمْ فَانفِرُواْ ثُبَاتٍ أَوِ انفِرُواْ جَمِيعًا

Yâ eyyuhâllezîne âmenû huzû hızrakum fenfirû subâtin evinfirû cemîâ.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ey iman edenler! (Düşmana karşı) tedbirinizi alıp, küçük birlikler hâlinde, yahut topluca savaşa gidin.

Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 71. ayet


Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Şu beş şey imandandır: Allah’a teslimiyet, kaderine rıza, işini Allah’a havale etmek, ona güvenmek, musibete sabır.

( Hadis-i Şerif , Bezzar)

Kaza ve kaderimizi, başımıza gelecekleri bilmediğimiz için, tedbir almak gerekir. Tedbir almak, sebeplere yapışmak dinimizin emridir.

(Dürer, Redd-ül-muhtar, Dürer, Kuduri, Mebsut)


Tedbir almak tevekküle aykırı değildir. Sebeplere yapıştıktan sonra tevekkül edilir. Devesini dışarı bırakıp tevekkül ettiğini söyleyen birisine,

mescide gelip devesini baglamadan boşa birakipda mescide giren bir müslümana sordu
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
-Ne ile Geldin?
- Devem ile.
-Deveni ne yaptin? diye sordu o da cevaben
-Allah tevekkü ettim veyada Allah ve peygamberine emanet ettim. dedi onun üzerine peygember aleyhisselam

-Deveni bağla, ondan sonra Allah’a tevekkül et. buyurdu.

(Tirmizi)

Bir başka hadis-i şerifte de, (Akıllı olan kimse tedbir alır) buyuruldu. Tedbir almamak kibirdendir. Tedbiri almalı, ama istenmeyen bir durum meydana çıkarsa, Allah’a tevekkül etmeli.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
(Tedbir almakta acizlik gösterme! Tedbire rağmen bir işe gücün yetmezse, “Hasbiyallahü ve ni’mel-vekil” de!)

[Buhari]

Ebu Eyyub-el-Ensari, Hasan ile Hüseyin’in Resulullahın huzurunda oynadıkları sırada huzurlarına girince, (Ya Resulallah, bunları çok mu seviyorsun?) diye sordu. Peygamber efendimiz de, (Nasıl sevmem! Bunlar benim dünyada öpüp, kokladığım iki reyhanımdır) buyurdu.

Reyhan kokusu ile meşhur feslegen bitkisidir öyle olunca onlar (Hz Hasan ile Hz Hüseyin) iki reyhan ise iki koku iseler, onlar nereyi temsil ediyor vücutta, neden ikiside şehid oldular, deyince onlar şehid olurken allah neredeydi diyesi geliyor insanin, ve öyle olunca reyhan koku ise, koku burundan koklanir, ve koku alma duyusu burundadir, ve cennetin şehidlerin girecegi kapisina Muhammed Reyyan veya Reyhan kapisi diyor.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Her amel sahibi için ayrılan bir kapı vardır ki, onu işleyen kimse, Cennetine o kapıdan çağrılır.”

(Müsned, II/449)

Cennetin sekiz kapısı vardır: Salat, Cihad, Reyyan(Reyhan), Sadaka (Zekât), Hac, Af, Eymen (Sağ, mübarek) ve Zikir-İlim kapısı.

yani işde cenneti Adn denen cennetin kainattaki baş kismi oldugunu cokca kere yazdik söyledik, ve öyle olunca ordaki burun ise reyyan veya kokularin girdigi kapiyi temsil ediyor ve kokular birde hava o kapidan kainata veya cennete ve vücuda dahil olur, ve onun iki kapisi vardir yani burun iki deliklidir, yani hasan ve hüseyini temsil eder, onlarin koku olmasi için işde gül koklanmak için kesilir, rengini de kandan almişdir, cünkü biz bir zamanlar mor gül satin aldik, dikdik fakat gül mor acmiyor, hafif pembe aciyor, megerse ögrendikki mor gül, dibine mavi gübre dökünce, onun rengi boyasini su ile yutan pembe gül, mavi ile birleşince meger öyle mor oluyormuş, yani dogal mor renkte gül yokmuş ögrenmiş olduk, işde hakiki kirmizi gülde rengini, altina damlamiş şehit kanindan alir, yani yere dökülmüş kanlari toplayan güle, kirmizi gül deniyor, yani öyle olunca, kirmzi gül, işde muhammedin ermiş meyva vermiş hali, yani muhmmed gül kokardi diyorlar, be azizim, insan yediginden kokar, sogan ye sogan kokar, gül yersen kokulu gül, veye gül yagi icersen terin gül kokar, bizim kar yagdirmak için sütün icine mis katindaki ögrettigimiz hikmetin sadece bir kismida bu sebebdendir yani, sen önce yemesini icmesini ögren ey insan demekdir bu, ve insan ya yediginden ya icdiginden, yada kokusunu icine aldigindandir. kötü koku icine alanda kötü kokar tabikine. öyle olunca, reyyan veya reyhan kapisi burundur ve onlarin ikiside şehiddir, ve şehid olmak kokcak kadar ermek demekdir, her cicek koku vermez, koku veren varsa onlar şehidlerdir, onlar işde parfümeri ve mis sanayisindeki kokuyu oluştururlar, yani senin madenin ne azizim, sen ona bak.

ve işde Zikri Raşidi evradimizi ve Raşidi tarikatimizin intisab duasini yayinladik, ve yani tarikata girmek için ne yapmak lazim yazdik, ve yani intisab duasi kirk gün okununca, yani 40 gün ardi ardina olmasi şart degil, 30 gün okudun, iki gün okuyamadin, tamam iki gün sonra devam et taaa 40 oluncaya kadar, kirk olunca senin gücün bu tarikata girmeye yeter demek olur, ve girince birinci siniflar için Raşidi zikirlerinin sadece o "hizbül kebir" i tek bir defa baştan aşagi günlük okunur, yani o onlu tekrar edilenleri, birinci siniflar sadece bir defa okur, yani düz baştan sona bir defa günlük okuyabilenler, ve bu onda ahlak olunca, en az 40 gün sonra ikinci sinif için başvurabilirler, ve ikinci sinif o 10 defa tekrar edilcek denilen yerleri 2 defa tekrar edecek olan siniflar, yani işde bunun sebebine gelince, suya atilan bir taş öyle bir dalga oluştururki halka halka, ilk halka, ikinic halka, işde sur ve kale, bu duamizdir, ve bir defa okuyan etrafina bir tane kale ve sur ördü demek olur, ikinci siniflar iki kaleli, iki surlu. 3, 3lü ve en son 10 surlu bir sistem oluştururuz, bunun manasida, ilerde sizler farzlarin yaninda yapilan on haslet kazanirsiniz, ve onlar müstehab sünnet ve mübah gibi güzelliklerdir, ve şeytan size savaş acinca, en diş kaleye gelir, ve sizin bir kaleniz varsa namaz ve farzlarin dişindaki sünneti calinca, iceri ve farza girer, yani tek kaleli sünnetli sofi, yani sünnetleri eda eden sofidir. yine iki kaleli ikinci sinif sofiler, farzlari yapar sünnetlerin cogunuda bilir ve yapar, ve sonra mekruhlardanda kacinirlar, öyle olunca farz cevher, ve ic merkez, güneş gibi, sünnet onu koruyan göz kapagi gibi, sonra kirpik yani, mekruhlari terk gibi,sonra kaş yani müstehablar gibi,......
yani surullah demek işde kainati ve dini koruyan edeb ve ahlaklar demekdir, yani "namaz dinin diregidir" ve namazi ne korur? işde sünnetler vacipler,........

Rabbim, Sofilerimi ve Askerlerimi kalelerini surlarini koruyanlardan eylesin.

--oOo---

أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 10 Ekim 2016 Pazartesi

Original Kar © glan

Gaybın anahtarları yalnızca Allah ın katındadır
لايعلم الغيب إلا الله

(Kar©glanin 5 Ekim 2016 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ

Sadakallahul Aziym EN'AM-59 ayet

Ve indehu mefâtihul gaybi lâ ya’lemuhâ illâ huve, ve ya’lemu mâ fîl berri vel bahr(bahri), ve mâ teskutu min varakatin illâ ya’lemuhâ ve lâ habbetin fî zulumâtil ardı ve lâ ratbin ve lâ yâbisin illâ fî kitâbin mubîn

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.

Sadakallahul Aziym EN'AM-59 ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ

Kul lâ ya’lemu men fîs semâvâti vel ardıl gaybe illâllâh(illâllâhu) ve mâ yeş’urûne eyyâne yub’asûn

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

De ki: “Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler, ancak Allah bilir. Onlar öldükten sonra ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler.”

Sadakallahul Aziym NEML Suresi 65. ayet

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Geçmiş ümmetler içinde vukuundan önce bazı gaybları haber veren keramet ehli zatlar var idi. Ümmetimden de Ömer onlardandır."

( Hadis-i Şerif , Buhari, Müslim)

Evet, Allah’tan başka gaybı kimse bilemez. Bilir demek küfürdür. Bir gün Resulullah efendimizin devesi kayboldu. Münafıklar bunu fırsat bilip, (Hani göklerden, Cennetten, Cehennemden bahsediyordu. Kaybolan devesinin yerini bile bilmiyor) dediler. Münafıkların bu sözü Resulullah efendimize ulaşınca,

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular

"Vallahi ben ancak Rabbimin bana bildirdiklerini bilirim. Şu anda Rabbim, bana devemin nerede olduğunu bildirdi. Devem, şu anda falanca yerdedir."

buyurdu. Tarif edilen yere gidip deveyi bir ağaca bağlı olarak buldular.

( Hadis-i Şerif , Mevahib-i ledünniyye)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

5 Bilinemeyen (Mugaybati Hamse) diye bilinende gecenler

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

إِنَّ اللَّهَ عِندَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْأَرْحَامِ وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ مَّاذَا تَكْسِبُ غَدًا وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ بِأَيِّ أَرْضٍ تَمُوتُ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

İnnallâhe indehu ilmus sâati, ve yunezzilul gayse, ve ya’lemu mâ fîl erhâmi, ve mâ tedrî nefsun mâzâ teksibu gaden, ve mâ tedrî nefsun bi eyyi ardın temût(temûtu), innallâhe alîmun habîr

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Kıyametin ne zaman kopacağını yalnız Allah bilir. Yağmuru nereye, nasıl ve ne kadar yağdıracağını da yine O bilir. Rahimlerde olanın iyi, kötü, ölü, diri, müslüman, kâfir vs. nasıl olacağını da yine O bilir. Hiçbir kimse yarın başına ne geleceğini sevgi mi, nefret mi, günah mı, sevap mı, kâr mı, zarar mı bilemez. Yine hiçbir kimse yeryüzünün hangi parçasında ve nasıl öleceğini de, asla bilemez. Herşeyi bilen ve herşeyden haberdar olan, yalnızca Allah'tır.

Sadakallahul Aziym LOKMAN-34 ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَى غَيْبِهِ أَحَدًا إِلَّا مَنِ ارْتَضَى مِن رَّسُولٍ فَإِنَّهُ يَسْلُكُ مِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ رَصَدًا لِيَعْلَمَ أَن قَدْ أَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَأَحْصَى كُلَّ شَيْءٍ عَدَدًا

Âlimul gaybi fe lâ yuzhiru alâ gaybihî ehadâ, İllâ menirtedâ min resûlin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihî raşadâ.Li ya’leme en kad eblegû rısâlâti rabbihim ve ehâta bimâ ledeyhim ve ahsâ kulle şey’in adedâ.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

O , gaybı bilendir, gaybını Resûllerden razı oldukları (tasarruf rızasına ulaşmış olanları) hariç, hiç kimseye izhar etmez (açıklamaz). O taktirde, muhakkak ki O (Allah), onların önünden ve arkasından yol gösterici mürşidler sevkeder ki , Gerçekten de Rablerine elçilik yaptıklarını, hükümlerini tebliğ ettiklerini bilsinler diye, ve onların her hâlini de bilgisiyle kavramış, kuşatmıştır ve her şeylerini, bir bir sayıp tespît etmiştir.

Sadakallahul Aziym CİNN Suresi 26. , 27. ve 28. ayetler

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلَكِنَّ اللّهَ يَجْتَبِي مِن رُّسُلِهِ مَن يَشَاء فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرُسُلِهِ وَإِن تُؤْمِنُواْ وَتَتَّقُواْ فَلَكُمْ أَجْرٌ عَظِيمٌ

ve mâ kânallâhu li yutliakum alâl gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihî men yeşâu fe âminû billâhi ve rusulihî, ve in tu’minû ve tettekû fe lekum ecrun azîm.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve Allah sizi gayba muttali edecek (gaybı bildirecek) değildir. Ve lâkin Allah, resûllerinden dilediği kimseyi seçer (gaybı o resûlüne bildirir). O halde, Allah'a ve O'nun resûllerine îmân edin. Ve eğer âmenû olur ve takva sahibi olursanız, o zaman sizin için "Büyük Ecir" vardır.

Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 179. ayetten pasaj


Gaybi bilgi nedir? Gaybı kimler bilebilir?


Gayb, duygu organları ile veya hesap ile, tecrübe ile anlaşılmayan şey demektir. Gaybı ancak Allah bilir. O, Âlim-ül-gayb [gaybı bilen]dir (Haşr 22) ve Allâmül-guyûb [gaybları en iyi bilen]dir. (Sebe 48 )

Bu konudaki birkaç âyet meali şöyledir:
(Allah’ın, gaybları en iyi bilen olduğunu hâlâ anlamadılar mı?) [Tevbe 78 ]

(De ki: Gaybı bilmek Allah’a mahsustur.) [Yunus 20]

(Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir.) [Hud 123, Nahl 77]

(De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka bilen yoktur.) [Neml 65, Hücurat 18]

Gaybı Peygamberler de bilmez. Bu konudaki birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:

(Ben gaybı da bilmem.) [Enam 50, Hud 31]

(Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır.) [Enam 59]

(De ki: Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim.) [Araf 188]

Gaybı cinler de bilmez. Bir âyet meali:
(Cinler gaybı bilselerdi, zelil edici azap içinde kalmazlardı.) [Sebe 14]

Falanca hoca, filanca falcı gaybı biliyor demek küfür olur. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Falcının, büyücünün veya başka birinin gaybdan verdiği haberlere inanan, Kur’an-ı kerime inanmamış olur.) [Taberani]

Allahü teâlâ dilerse, Peygamberlerine bazı gayblarını bildirir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قَالَ لَهُ مُوسَى هَلْ أَتَّبِعُكَ عَلَى أَن تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْدًا

Kâle lehu mûsâ hel ettebiuke alâ en tuallimeni mimmâ ullimte ruşdâ.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Mûsâ O na (Hz. Hızır a), “Sana öğretilen Raşid bilgilerden bana da öğretmen için sana tabi olabilirmiyim?” dedi.

Sadakallahul Aziym KEHF Suresi 66. ayet

Gaybları bilen, ledünni ilme sahip olan bu zatın Hazret-i Hızır olduğu bildirilmiştir. Resulullah efendimize ise, birçok gayblar bildirilmişti. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Saflarınızı tamamlayın. Çünkü sizi elbette arkamdan da görüyorum.) [Müslim]

(Rükû ve secdeleri düzgün yapın, Allah’a yemin ederim ki, sizin rüku ve secde yaptığınızı arkamdan görüyorum.) [Buhari, Müslim]

Gözde görmeyi yaratan Allahü teâlâ, diğer uzuvlarda da görmeyi yaratmaya kadirdir. Nitekim bir fok baligi bile biyiklari ile görebiliyor, yine kedi öyle, gece görebiliyor ve duvarin arkasindakini duyabiliyor, yine yarasalarda radar sistemi mevcut, yine yunuslarda sonar sistemi mevcut, ve Allah diledigi kulunada bu hassas cihazlardan birsini nasip edip takabilir yani, hatta o hayvanin cibilliyatini taşiyan her kulunda o hayvanin sahip oldugu hassas cihazlardan nasipdar kilar. Resulullahın bu arkasini görme ve gece görme mucizesini inkâr eden, Allah’ın kudretini inkâr etmiş olur. Resulullahın gündüz aydınlıkta nasıl görürse, gece karanlıkta da aynen gördüğü Buhari’deki hadis-i şerifte bildirilmiştir. cünkü o bir aslan(yani kedi) yani güneş burcu kimse.

Evet, Allah’tan başka gaybı kimse bilemez, ancak, Allahü teâlâ bildirirse Resulü de, evliyası da bilebilir.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Kalbleriniz temiz olsa idi, siz de benim duyduklarımı duyardınız."

( Hadis-i Şerif , Ahmed, Taberani)

Bu hadis-i şerifteki gibi kalbi temiz olan Hazret-i Ömer, Medine’den İran’daki ordusunu görüp, komutanı Sariye’ye, “Dağa yanaş” demiştir.

(Ş. Nübüvve)

Zikri Raşidi Evradımızın 9_3. babda yer alan

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ

Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.

Sadakallahul Aziym BAKARA-3 ayet


bu ayettte gecen "O nlar" zümresine ilhak olmak için, bizde bu ayeti kendimize önder aldik, ve onu 10 defa günlük tekrar ile, onada ayine olmayi diledikki, yani onu o ayeti gösteren birer ayna olmayi, bizlerde hem gayba inanip, Allah in, gaybi bilgileri, cin suresinde gectigi gibi, yani Raşidi bilgileri bizlere ve askerlerimize de bildirmesi için, duamiza ve evradimiza dahil ettik ki, hem üc hassaya sahip olacsgiz bu zikire devam ile, hem namazlarini birakmadan kilarlar hikmeti, hem gaybi bilirler, yani ininirlardan kasit, yani insan gayba nasil inanir,

Hz. Ali(r.a) birgün minbere çıkarak cemaate,

'' Arş-ı ala'nın aşağısından yeryüzüne kadar ne varsa herşeyi bana sorabilirsiniz. Benim şu göğsümde (kalbimde) derya gibi ilimler var.Resulullah(s.a.v) benim ağzıma şerefli tükürüğünden tükürdü, o tükürük hala ağzımda duruyor( O'nun bereketi ile dilimden hikmetler akmaktadır). Canım kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, eğer bana izin verilseydi Tevrat ve İncildeki bütün ilimleri insanlara anlatırdım ve herkes beni tasdik ederdi.''

Hz. Ali'nin (r.a) bu konuşmasını yaptığı mecliste Yemenli bir adam vardı. Bu adam kendi kendine;

''Bu çok büyük laflar ediyor. şunu bir rezil edeyimde görsün gününü!''dedi. Hz.Ali'ye (r.a) yönelerek,

'' Sana bir sorum var!'' dedi.

Hz. Ali(ra),
'' Beni zora düşürmek ve imtihan etmek için değil, bir şeyler öğrenmek için sor''dedi.

Adam
'' Beni buna sen zorladın, Ey Ali! sen hiç rabbini gördün mü?''
diye sordu.

Hz.Ali (ra)
'' Ben görmediğim bir rabbe ibadet etmem!'' dedi.

Adam
'' O'nu nasıl gördün?''diye sordu.

Hz.Ali (ra)
'' O'nu baş gözü göremez; fakat kalpler O'nu imanın hakikatı ile (Allah'ın verdiği bir nurla) görür. Rabbim birdir ve tektir, ortağ yoktur. O birdir,ikincisi yoktur. Tektir,benzeri yotur. O, zaman ve mekanla sınırlanmaz. Duyu organları ile hissedilemez ve Hiç bir ölçü ile ölçülemez!''

Hz Ali'nin (ra) bu cevabı üzerine Yemenli adam bayılıp yere yığıldı.
Ayılıp kendisine geldiğinde,

'' Vallahi bundan sonra imtihan ve utandırmak için kimseye soru sormayacağım'' dedi.

yani insan gayba nasil inanir, bir hüccet olunca degilmi
nitekim musa zamanindaki insanlara Allah emretseydi "sizler ucak denen aracin varligina iman etceniz, inancaniz" diye emir buyursaydi, yani ucagin varligina iman edin diye bir ayet indirseydi, bu ayet belki o devirde, gaybi bir bilgiye iman olcakdi, ancak Raşid Halife zamaninda, bu bilgi gaybi degil, cünkü artik ucak icad edilmiş olcakdi degilmi, o halde bazi bilgiler, her ne kadar gaybide olsa, onlar bir ileride, aynen ucak gibi şehadat bilgisi dahilinde olacak olanlar olabilir, nitekim o mugaybeti hamsede (5 Bilinemeyen) de aynen bu gibidir, yoksa Allah, kesinlikle kimse bunlari bilemez manasinda buyurmuş degildir, anladinizmi ah mak lar sürüsü.
Nitekim Muhammed zamaninda olan isra yolculuguna, yani peygamberin daha mekkeden, mescidi aksaya kadar, göz acip kapanincaya kadar gittigine inanmiyorlardi, bu gaybi bir bilgi idi, bu gün ucak icad oldu, iki saatte gidilebilir degilmi? amma düşünün tele portasyon veya vücud transferi icad oldu diyelim o zaman, bir anda bir yerde, diger anda diger yerde olabilirsin degilmi, yine mirac olayi bugün bile tam manasiyla ile kavrayamadigmiz bir bilgi amma, bu bilgi, ilerde bunun mümkin oldgunu bize ispat edecekdir.
o zikirimizden ücüncü olrakda "kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar" hikmetine ram olacagiz inşallah.

Şehadat Bilgisi Nedir? Denilince

islamin beş şartindan birisi olan kelimeyi şehadette biz derizki:

"Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh" mübârek sözü. Mânâsı şöyledir: "Görmüş gibi bilir ve inanırım ki, Allahü teâlâdan başka, varlığı lâzım olan, ibâdet ve itâat olunmağa hakkı olan, hiç ilâh, hiçbir kimse yoktur. Görmüş gibi bilir, inanırım ki, Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem, Allahü teâlânın hem kulu, hem peygamberidir. O'nun gönderilmesi ile, O'ndan önceki peygamberlerin dinleri tamâm olmuş, hükümleri kalmamıştır. Ebedî seâdete, kurtuluşa kavuşmak için, ancak O'na uymak lâzımdır. O'nun her sözü, Allahü teâlâ tarafından kendisine bildirilmiştir. Hepsi doğrudur. Yanlışlık ihtimâli yoktur."

bilmek üc türlüdür

ilmelyakin Aynelyakin Hakkalyakin Nedir?

ilmelyakin, Aynelyakin, Hakkalyakin Ne Demekdir?..

Allahu Teala Kuranda Bilmenin Dört yolu oldugunu anlatiyor bu ayette : İlmel yakîn (Alim bilgisi), Cehalet bilgisi(Cahil Bilgisi), Aynel yakîn(Nazari Bilgi Görsel Bilgi) ve Hakkal yakîn(Sathi ve şehadet Bilgisi)

İlmel-yakîn(Alim bilgisi): ilimle bilmek,Bir bilgi bir burhan ile bilmek, bir delil ile bilmek
Cahil Bilgisi: Karanlik bilgi ,Körü körüne inanmak,bir bilgiye a,b,c şıkkı vermeden cahilce bu böyledir diye kalbin diger bilgilere ve şıklara kör bakmasi.
Aynel-yakîn (Nazari Bilgi Görsel Bilgi):gözle görerek bilmek,
Hakkal-yakîn (Sathi ve şahedet Bilgisi): Her şeyi ile bilmek, vakıf olmak demektir. yani bir bilgiye bizatihi icine girip olaya bizatihi şahit olarak bilmek.

Birer misal ile aciklayalim:
Semada yani gökyüzünde ay oldugunu önce bir ilim ile bilmek yani bilim adamlarinin bilgisi ile yani birer burhan ve deliller ile bilmek: o aydir 29 günde dünyanin etrafinada döner ,... v.s.

bu bilgi ilmel yakindir.

Sonra cahil bilgisi ile bilmek: farenin aya bakişi gibi aaah şu koca peynir cennetine varsamda şu koca peynirden yesem diye ay i peynir zannetmek zanni bilgi. her ne kadar biz ona, ay peynir degil desekde inanmazsa, o peynir derse o zaman işde, ona hayir o peynir demesi, zanniyla bilmek olan, cahil bilgisi ile bilmek olur.

Sonra ücüncü aynel yakin bilmekde: ayin hilal dolunay hallerini gözetleyip, yerden onun dünyanin uydusu olduguna, gözlede bakip ilmel yakin bilgisine bizzat, gözlerlede müşahede edip bilgisinin artmasi ile bilmesidir.

ve hakkal yakin bilgisi ise artik onun dünyanin uydusu olduguna kanaat getirince, füzeye binip ,gidip bizzat aya varmak, ayak basmak ve, evet burasi dünyanin uydusudur, şu şu madenleri vardir ,şu şu özelikleri vardir ,diye tafsilatlica, bizzat gidip onu şehadet bilgisi ile bilmeye, hakkal yakin bilgisi denilir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِين

لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ

ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ

ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ

Sdakallahulaziym Tekasür suresi 5 - 6 - 7. Ayetler

Esteuzubillah

Kellâ lev ta’lemûne ilmel yakîn(yakîni).
Manasi: Hayır, keşke siz, İlm'el Yakîn (kesin bir bilgi) ile bilseydiniz.

Le terevunnel cahîm(cahîme).
Manasi: Mutlaka cahîmi (alevli ateşi) göreceksiniz.(Bizim yorumumuz:Cehalet Karanligini göreceksiniz)

Summe le terevunnehâ aynel yakîn(yakîni).
Manasi: Sonra mutlaka onu Ayn'el Yakîn ile (gözünüzle) de görseniz.

Summe le tus’elunne yevmeizin anin naîm(naîmi).
Manasi: Sonra o sordugunuzun için de kendinizi buluverirsiniz

Tekasür suresi 5 - 6 - 7. Ayetler

şehadet bilgisi ise bizzat ya ilmen ya gözle görüp yada bizzat hakkal yakin yanina varip olayin icine dahil olup girip bilmek ile olur.
peki Allah bize müslümn olmamiz için, Allahin ilahligina şehadet etmemizi istiyor, ancak biz Allahi ne gördük, nede hakkiyla bilebildik, o zaman bu bilgi gaybi bir bilgi iken, biz nasil olurda şehadet etcegiz deyince

Abdullah b. Ömer, Resulullah (asm)'ın bu hususta şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Cennetliklerin en aşağı derecesinde olan bir insan, bahçelerine, hanımla­rına, hizmetçilerine ve oturacağı koltuklara bin yıllık bir mesafeden bakacaktır. (Yani bin yılda gidilebilecek kadar bir sahaya sahib olacaktır.) Cennetekilerin, Allah katında en üstünü ise her gün sabah akşam, Allah'ın yüzüne bakacaklar­dır." Resululah sonra

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ

Vucûhun yevme izin nâdıratun. İlâ rabbihâ nâziratun.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İzin günü (Müsade edilen günler- Ahirzamanda ) Rab’lerine bakan, pırıl pırıl yüzler vardır.

Sadakallahul Aziym KIYAME Suresi 22. ve 23. ayetler

âyetlerini okudu.

Ebu Hureyre (r.a.) diyor ki:

"Bir kısım insanlar: "Ey Allan'ın Resulü, biz kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz?" dediler. ResuluIIah da "Siz, ayın on dördünde ve altında bulut­ların bulunmadığı bir anda ayın görülmesini tartışır mısınız?" buyurdu. Onlar, "Hayır, Ey Allah'ın Resulü," dediler. Resulullah: "Altında bulutların bulunmadı­ğı bir anda güneşin görülmesi hususunu tartışır mısınız?" buyurdu. "Hayır!.." de­diler. Resulullah: "İşte siz, Rabbinizi böylece göreceksiniz." buyurdu.

( Hadis-i Şerif , Buhari, Ezan, 129, Rikak, 52; Müslim, İman,299, Hadis no: 182)

Ebu Said el-Hudri diyor ki:

"Resulullah sağ iken bir kısım insanlar ona: "Ey Allah'ın Resulü, biz kıya­met gününde Rabbimizi görecek miyiz?" dediler. Resulullah: "Evet (göreceksi­niz) Siz öğle vaktinde, gökte bulutların olmadığı aydınlık bir anda, güneşin gö­rülmesinde sıkıntı çeker, birbirinizle tartışır mısınız?" buyurdu. Onlar: "Hayır." dediler. Resulullah: "Sizler, ayın on dördünde, gökte bulutların bulunmadığı ay­dınlık bir anda ayı gönnekte sıkıntı çeker, birbirinizle tartışır mısınız?" buyurdu. Onlar: "Hayır." dediler. Resulullah: "Sizler kıyamet günüde, Aziz ve Celil olan Allah'ı görmekte ancak bu haldeki güneş ve ayı görmekteki sıkıntı ve tartışma­nız kadar bir sıkıntı çekecek ve tartışmada bulunacaksınız." buyurdu.

( Hadis-i Şerif , Buhari, Tefsir el-Kur'an, Sure: 4, 8; Müslim, İmam, 302, 1 Hadis no: 183)

yani bir gün mirac mucizesinde olanlara bizlerde şahid olacagiz, ve Rabbimizi görecegiz, bazi adamlar erken davranip, hadi Allah gelsinde görelim, kimmiş diyorlar. Az sabret, o da olcak, amma ömrün kifayet etmezse, cayma bu sözden, reankarnasyon yap, git git gel, ve bir gün muhakkak bu gercek olcak, cünkü kiyamet suresi, o herkesin kiyam ettigi günde Ahirzamanda bu olcak olan dir diye kuranda geciyor, cünkü kiyamet suresinde gecen ayettir bu.

Cerir b. Abdullah diyor ki:

"Biz Resulullah'ın yanında oturuyorduk. O ayın ondördünde aya baktı ve şöyle buyurdu: "Şüphesiz ki sizler, bu ayı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksi­niz ve onu görmekte, kalabalıktan dolayı sıkıntı çekmeyeceksiniz."
( Hadis-i Şerif , Buhari, Tevhid, bab: 24; Müslim, Mesacid, 211, Hadis no: 633)

Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.) Resulullah (s.a.v.)in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"İki cennet gümüştendir. Kapları ve içlerinde bulunan her şeyleriyle. İki cennet de altındandır. Kapları ve içlerinde bulunan her şeyleriyle. İnsanların, altın cennetlerinde Rabblerine bakmaları ile kendileri arasında, sadece Rablerinin yüzündeki azamet perdesi bulunacaktır."

( Hadis-i Şerif , Müslim, İmam, 297, Hadis no: 181)

---oOo---

Bir başka hususa gelince semanin katmanlarina yolculuk ederken dikkat edilcek bir husus şudurki,
Kabeye gidince dedik oradaki ilk safin SIKLIGI ikinci safin SIKLIGI,.... dördüncü safin SIKLIGI,.... gösteriyorki semanin son katmanina varinca orasi aynen demir elementinden daha sert bir maddeden oluşuyor olabilir, cünkü demirdeki elektronlar, bu kadar sik durup birde hizli döndüklerindendir, onun demir gibi olmasi dedik. öyle olunca kabeye gidip haccedenler bu tefekkürümüzü anlayacaklardir,ufku acik olan anlar, ancak ikinci husus şudur ki dikey olarak yükseldigimizde ise, dünyamiz bir tesbih danesi, güneşimiz bir başka tesbih danesi, yine mars öyle, jüpiter öyle , öylede olunca tesbihin üst danesinin tam altinda, ikinci tesbih danesinin başi başlar, onunda kicinin altindan, ikinci tesbih denesi devam eder, öyle olunca, bir adam ona yakişmayan ameller işler tutunca, adaminda mesala iki üc tane cocugu varsa denilirki " bre adam, götünden üc dene köy dökülmüş senin, daha bu ne angutluk denilir" yani kicindan köy dökülmek hikayesi, aynen bu tesbih denelerinin dizilimi gibidir, sen ananin ferc uzvundan inmedinmi yeryüzüne, daha önce nerdeydin?Babanda, babandan yine babanin ferc uzvundan inmedinmi, yani kicinin hemen yan komşsundan indin geldin, nerdeyse üstüne oturdugu kismindan indin geldin, öyle olunca kicindan dökülmüş olur senin sülbün, ve öyle olunca KICINDAN köy dökülmekde, senin cocugun oldu, onunda cocuklari, cogununda cocuklari derkeeen bir köy oldu. bizim köyde dehmenler vardir, yani almanyanin ayakkabi firmasi Deichmanlar,yani aynen almanlar gibi sari sacli mavi gözlüdür bu sülale, yani alman IRKI, ve nerededyse köyün yarsnini onlar kaplar, öyle olunca, o ilk dehmenin götüden bir köy dükülmüş olmazmi, has, has alman IRKI Deichmen IRKI, veya Deichmanlar sülalesi, bizim yine hanim tarafindan akrabalarimiz, yani ey almanlar, sizler bize hanim olmuşsunuz zaten, yani alaman gelin sizsiniz, yine niye Türk oldugunuzu inkar ediyorsunuz germenlar türkdür, Germiyan ogullari diye gecer, ve sizin babanizin kicindan dökülen köysünüz,köy degilse kasaba, kasaba degilse kent, kent degilse eyalet, eyalet degilse, işde alamanlar denilen devlet dökülmüş ilk başa bakinca, yine Türksünüz ve bir Türkün kicindan dökülenlersiniz, şimdi bu yaptiginiz edebsizlikde ne öyle " Türkleri begenmemek " sümüklü böcek kabugundan cikarda "hak tuuuu" dermiş, cikdigi kabugu begenmezmiş, siizde inip geldiginizi kicimi begenmiyorsunuz sari ahmaklar, hepimiz KARDAŞIZ, Türkünden alevisine alevisinden ermeni "Kim Kardashian" ina kadar hepimiz kardeşiz nedir bu düşmanlik hikayeleri ahmaklar sürüsü, habil ilede kabil kardeşdi, amma o ahmaga laf söz gecmedi de, kardeş katili oldu, sizde ayni kabil olmagaa mi calişiyorsunuz haaaaaa??????????????? yani işde semaya dogru dikey olarak olan ilerlemede tesbih üstünde tesbih vardir : anan, baban, babannen, deden, diye devam eder gider, işde tesbih üstünde tesbih, birinin kici birini başinin üstünde, veya birinin ayaklari birinin kafasinin üstünde, veyada insanin delik kismi nere? biri agzi biri kıçı, öyle olunca onlari tesbihe dizince ayaklari üstte olmaz, birnin kicinin altinda birinin kafasi var demek olur, delikden gecer cünkü tesbih ipi azizim, oralarda insanin iki delik kisimi, dikey delik kismi yani velhasil kelam.
Hepimiz kardeşiz "Kim Kardashian" iz amma nereye kadar, avustralya ya brezilyaya ilkbahar gelcek ilik rüzgar escekki, onun için onlar bu sözümüzü alacklar tatbik edecekler, kuzey yarimküreye ise, sonbahar geldi, ve cetin ve sert rüzgarlar esecekki yapraklari sarsisp döksün, yani bizde sert sözlör sert rüzgarlar gecerli hala, o söz güney kutbundakilere gecerli, "sana söylüyon kizim, sen anla gelinim" yani, arif olan anlar sesli vaaz da yok bu kisim anlmayanlara aciklama yaptik sonradan, hepinizn ismini arif koymadik ki, hemen anlayiveresiniz degilmi.

Rabbim, benim ve askerimin gaybi bilgisini artirsin inşallah.

--oOo---

أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 5 Ekim 2016 Çarşamba

Original Kar © glan

Sünnet Nedir , Neden ve Nasil Sahibine Teslim Edilir?

(Kar©glanin 26 Eylül 2016 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلًا

ve len tecide li sunnetillâhi tebdîlâ.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Allahin sünnetini Kimse iptal edip degiştiremez. (Allahin koydugu kanun ve yasalari bozamaz, yerine yenisini getirmeye kimsenin gücü yetmez.)


Sadakallahul Aziym Fetih suresi 23. ayetten Pasaj

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

لاَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الأَوَّلِينَ

Lâ yu’minûne bihî ve kad halet sunnetul evvelîn.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Onlar zaten devam edip gelen Sünnete de iman etmezler (Allahin yasalari olan kurallari olan sünnetullahinida kabul etmezler , insan iki gözlüdür, kelebek ucar, canavar parcalar, iki hidrojen bir oksijen su olur, gibi yer cekimi yasasi gibi yasalarida kabul etmezler, onada itiraz ederler "bunlarin bir ZIDDI olmali degilmiydi" derler sanki.)

(Sadakallahul Aziym HİCR-13 ayet)

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir."

( Hadis-i Şerif , Ebu Davud, Melahim, 1)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Şüphesiz Allah Teâlâ her yüz sene başında bu ümmetin dinini tazeleyen (Bir Müctehid ) alim ve onu yetiştirici bir kadro bir cemaat gönderir."

( Hadis-i Şerif )

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُّبِينًا

Ve mâ kâne li mu’minin ve lâ mu’minetin izâ kudiyallâhu ve resûluhu emran en yekûne lehumul hıyeratu min emrihim, ve men ya’sıllâhe ve resûlehu fe kad dalle dalâlen mubînâ.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, artik hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için, o konudaki işleri konusunda, tercih kullanma hakları kalmamiştir. Kim Allah’a ve Resûlüne bu konuda karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.

Sadakallahul Aziym AHZAB Suresi 36. ayet


Yine Kuranda yaniltici bir ayet, ya kuran yanliş tasnif edildi, yahutta ben intenernette böyle görüyorum, bilen ve anlayan varsa dikkat etsin:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

لْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ فإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ

Kul etîûllâhe ver resûl(resûle), fe in tevellev fe innallâhe lâ yuhibbul kâfirîn.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

De ki: "Allah'a ve Resûl'e itaat ediniz." Bundan sonra eğer dönerlerse, o taktirde muhakkak ki Allah, kâfirleri sevmez.

Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 32. ayette


diye geciyor halbuki o "fein tevvellev" ayetinden sonra ise

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

Fe in tevellev fe kul hasbiyallâh(hasbiyallâhu), lâ ilâhe illâ hûve, aleyhi tevekkeltu ve huve rabbul arşil azîm.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Bundan sonra eğer onlar dönerlerse, o zaman onlara şöyle de: “Bana, Allah yeter (kâfidir), O’ndan başka ilâh yoktur. Ben, Allah’a tevekkül ettim (güvendim). Ve O, azîm arşın Rabbidir.”

Sadakallahul Aziym TEVBE-129. ayet

gelmesi lazim, cünkü cümle öyle olunca tam denk oluyor, yoksa cümle manasiz oluyor iki suredede, ve nitekim tevbe suresindeki o ayeti bir öncesinden ele alirsak

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ إِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

Lekad câekum resûlun min enfusikum azîz(azîzun), aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bil mu’minîne raûfun rahîm. Fe in tevellev fe kul hasbiyallâh(hasbiyallâhu), lâ ilâhe illâ hûve, aleyhi tevekkeltu ve huve rabbul arşil azîm.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Andolsun ki; size, sizin içinizden azîz bir Resûl geldi. Sizin üzüldüğünüz şey, O'na ağır gelir (O'nu üzer). Size çok düşkün, mü’minlere şefkatli ve merhametlidir. Bundan sonra eğer onlar dönerlerse, o zaman onlara şöyle de: “Bana, Allah yeter (kâfidir), O’ndan başka ilâh yoktur. Ben, Allah’a tevekkül ettim (güvendim). Ve O, azîm arşın Rabbidir.”

Sadakallahul Aziym TEVBE Suresi 128 . ve 129. ayet

nasil bir mana düşüklügü, Allah böyle manasi düşük bir ayetmi gönderir hic, ya tasnif bozuk, yada bu ayet yine illuminati kafir köpeklerince degiştirilmiş ve dogrusu bizim dedigimiz gibi olmasi lazim degilmi?

yine bu sefer egeer ALİ İMRAN Suresi 32. ayet teki gibi olsa, yine mana düşük

لْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ فإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ

Kul etîûllâhe ver resûl(resûle), fe in tevellev fe innallâhe lâ yuhibbul kâfirîn.

De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.

Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 32. ayet

nasil bir mana bozuklugu, bu senelerdir varsa, hicmi farkeden olmadi, yani ya tasnif yanliş, ya bu ayetleri birileri oynuyor, ve akillardan kitaplardan silen bir güc var.

bu ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قُلْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

Kul etîûllâhe ver resûle, Fe in tevellev fe kul hasbiyallâh(hasbiyallâhu), lâ ilâhe illâ hûve, aleyhi tevekkeltu ve huve rabbul arşil azîm.

deyince mana tamam oluyor, bunu gören bilen bir benmi varim, nerde bu tefsirci mealci gecinen kara cahil a h m a k hocalar haaaa, uyuyormu "yöneticimiz uyuyormu" ????????

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Benden sonra nebi gelmeyecek, alimler gelecek, halifeler gelecek, onlara tabi olan bana tâbî olur, onlara asi olan bana asi olur."

(Sahih buhari 9.cilt 1409.hadis, Sahih buhari 11.cilt sayfa 181)

33/AHZAB-40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen). Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah'ın Resûl'ü ve Nebîlerin (Peygamberlerin) Hatemi'dir (Sonuncusu). Allah, herşeyi en iyi bilendir.

13/RA'D-7: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihî), innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd(hâdin). Ve kâfirler derler ki: “O’nun üzerine Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?” Sen, sadece bir uyarıcısın ve bütün kavimler için hidayetçi vardır (zamanın her parçasında ve bütün kavimlerde).

"Her devirde beni temsilen 1 kişi var. Hz.isa (A.S.)'ı temsilen 3 kişi var. Hz.Musa (A.S.)'ı temsilen 7 kişi var. Hz.ibrahim (A.S.)'ı temsilen 40 kişi var."

Hadis-i Şerif

"Benim ümmetimin varisleri israiloğullarındaki nebiler gibidir." Hadis-i Şerif

"El ulamau verasetul enbiya, hukemau ulamau kedau en enbiyaye min fekhihim. Alimler, Resulullah'ın varisleridir, hikmet sahibi alimler, fıkıh açısından nebiler seviyesindedirler."Hadis-i Şerif

“4291...Rasulullah (SAV)'in şöyle buyurduğunu rivayet etti dedi. Allah (c.c) bu ümmete her yüz yıl başında dinini yenileyecek birisini (bir müceddid) gönderecektir."

(Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/412. Melahim hadis no: 4291)

"Yeryüzü Halilürrahman (AS) gibi (kullara acıyan) kırk (abdal) kişiden katiyen hali kalmaz. Onların sayesinde size yağmur verilir. Onların sayesinde (dünyevi ve uhrevi) zafere kavuşturulursunuz. Onlardan (yani O hak dostlarından) biri vefat eder etmez derhal Allah (cc) yerine başka birini tayin eder."

(Ramuzel Hadis 4384 Nolu Had. Şer.)

"Kim Bana itaat ederse muhakkak ki Allah'a itaat etmiş olur. Kim Bana isyan ederse, Allah'a isyan etmiş olur. Her kim İmam'a (Kamil Mürşide veya Devrin İmam'ına) itaat ederse, muhakkak ki Bana itaat etmiş olur. Her kim İmam'a isyan ederse, muhakkak ki Bana isyan etmiş olur."

(İbni Mace 8/2589)

"Size Allah'a karşı takvayı, başınıza siyah bir köle bile gelse emrini dinleyip ona itaat etmenizi tavsiye ederim. İçinizden yaşayacak olanlar cok ihtilaflar göreceklerdir. Benim sünnetime ve MÜRŞİD HALİFE MEHDİLERİN sünnetlerinin yolundan ayrılmayınız. Bu yola sımsıkı sarılınız, sonradan ortaya çıkanlardan kaçınız, çünkü her bid'at dalalettir."

(Ebu Davud ve Tirmizi)

"Muhakkak Hak Teala (cc) Hz.leri bu ümmete bais eder gönderir. Her yüzyılda (asırda) bir kimse din işlerini yeniler, tazeler, ba'seder. Sizden bir taife halkı Hakk'a (cc) davetle meşgul olurlar. Bunlar ehli haktır. Bu kimseler din işlerini yeniler, tazeler. Bu Allah’ın dostları, Allahu Teala’yı kullarına sevdirirler."

(Sahih-i Buhari; Müslim, Sünen-i Ebu Davud, 5/100) (Yeb’asü lihazihil ümmeti Alâ ra’si külli mieti senetin men yüceddidü leha diyneha")


Eger Deccaliyet kuruldu, ve dünyayi fesada ve fitneye ugratiyorsa, onun karşisinda duran kimse ve grubada "mehdi cemaati" "Dogrular Cemaati" demek olur, ve eger alimler peygamberlerin varisleriyse, o halde yusuf suresinde gecen

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ

Rabbi kad âteytenî minel mulki ve allemtenî min te’vîlil ehâdîs, fâtıras semâvâti vel ardı ente veliyyî fîd dunyâ vel âhırati, teveffenî muslimen ve elhıknî bis sâlihîn.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

“Rabbim bana mülk verdin. Ve olayların tevîlini (yorumunu) bana öğrettin. Semaları ve yeryüzünü yaratan, Sen benim dünyada ve ahirette velîmsin (dostumsun). Bana görevimi müslüman olarak tamam ettir, ve beni salihler arasına kat.”

Sadakallahul Aziym YUSUF-101 ayet

zikrimizin "111_1". bab ina da bu zikiri dahil ediyoruz artik, ve 3 defa tekrar edilcek.

ve orda gecen "rabbim bana olaylarin tevilini yani yorumunu ögrettin" ayeti bizim üstümüzde de şükür ki tecelli ediyor, öyleyse bizde Hz Yusufun olaylarin tevilini anlama mirasini devralanlardaniz, o yüzden, hem buna şükür olarak, bu ayeti her gün 3 defa tekrar edecgiz ki, hemde askerlerimizde de bu hikmet tecelli etsin, ve olaylari hak gözüyle görsünler, yorup tevil etsinler inşallah.

_---___

O halde Fetih suresi 23. ayette gectigi üzre SÜNNET DEMEK: Tebdil edilemeyen, yani iptal edilemeyen yasalar, Allah kanunlari demekmiş, ki bunlar kurandan bir ayette olur, yahut kainattaki kevni ayetler de olur, hepside Allahin yasalaridir, ve onlar ile bu kainat rayinda yüzmekdedir, onlari bozmak, düzeni bozmak olur, ve atomu parcalayan parcaladi amma, neden parcaladi, inkar için parcaladi, itaat için degil, yani bütünü bozan, kafir güruhu, niye, yine Allahin yasasina, Allahin yasasinin tersi olcak birşey ile, savaşmak, ona karşi savaşmak için, bu büyük a h mak lik dir,
işde Allah Dualite koymuşki, yani aci tatli, kara ak, yani onun (ka fir in) inkarindanda hakka giden bir yol var.

yukardaki ayette gecen "fe innallâhe lâ yuhibbul kâfirîn." "Allah kafirleri sevmez" ayeti nasil bir tezattirki bu, insan sevmedigi birini hic evine misafir edermi, zorla girmeye kalksa bile kovar degilmi, öyleyse bu kafirleri besleyip büyütüp, onlara rizik veren, ve birde cocuk verip üremelerini de saglayan Allah, nasil oluyorda onlari sevmiyor oluyor, ben sevmedigimi yanima yöreme sokmam kardeşim, o halde Allah, bunca kafiri niye mülkünde barindiriyor o zaman, burda bir nüans farki var kardeşim, sevmiyorda madem niye haala yaratip duruyor o zaman, bunca kafiri babammi yaratti kardeşim, yani yine ya ayetin tasnifinde yada diziliminde bir hata gözüküyor , sevmeyen yanina yöresine sokmaz, onlara bir cift göz degil, bir igne bilenem vermez, amma veriyorsa haala onlari yaratiyorsa, bir hikmet var bunda demek yokmu, insanca düşününce "kendine isyan etcek olani, niye yaaratir acaba" demek yokmu!

işde insan bir şeye bir olaya hak te`vili ile bakinca, onu dogru yorumlarsa, yani onu fitratina uygun şkilde kullanip ona uygun davarnirsa, Allahin sünnetine uymuş olur, peygamberin sünneti ise, aynen Hz. Yusufun olaylari yorumlamayi bilmesi hikmeti gibi, muhammed de ayni hikmetle donatildi, ve öyle olunca, onun olaylari dogru yorumlamasina biz, sünnet diyoruz, ve Allah buyurdu:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى

İn huve illâ vahyun yûhâ.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

(O’nun söyledikleri), sadece O’na vahyolunan vahiydir.

Sadakallahul Aziym NECM Suresi 4. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ وَمَن تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا

Men yutiır resûle fe kad atâallâh(atâallâhe), ve men tevellâ fe mâ erselnâke aleyhim hafîzâ.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Kim Resûl'e itaat ederse, böylece andolsun ki Allah'a itaat etmiş olur. Ve kim yüz çevirirse, o taktirde Biz seni, onların üzerine buna zorlayici muhafız olarak göndermedik.

Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 80. ayet

(Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]

yani o ki Muhammed kainata bakinca, Hakkin yasalarini yerli yerince görünce, bizlerede tavsiye olarak, o kainatta okuduklarini, yani hangi durumda nasil davranirsak, sünnetullaha, yahutta fitrata veya arapca olarak " ma huliga leh " Yani o şeyin yaratiliş hikmetine uygun davranmiş oluruz, onu tavsiye etmiş oldu, ve onlarda boş şeyler degil diye, bizat cenabi mevlaca kuranda onaylaniyor, o vahiysiz boş konuşmaz denilerek yani.

ve öyle olunca ve sünneti kullanmada edeb, onu yerinden etmeden kullanmak edepdendir, nasil yani denince, önce sünneti şu örnekle tarif edelim
Elektrikci olan birisi, elektrik ögrenince, artik onu elektrik carpmaz diye bir kural yok, amma o elektrikci eger elektrik yasalarini bilirse, ve onlara uygun hareket ederse, elbete elektrik onu carpmaz, cünkü onun fitratina uygun davrandigindan, yoksa elektrik gecen ciplak kabloyu alinca eline, onu da carpar, amma elektrikci bilirki o nu izole edilmiş bir aletle, elleyip dokununca onu carpmaz, bunu bildigi ve ve böyle ve benzerei kurallarina uygun davrandigi müddetce onu elektrik carpmaz, ne zaman bunlari unuttu, yada yanildi, o zaman o nuda carpar. yani işde sünnet te böyledir, Allahin koydugu yasalara harfiyyen uymak gibidir, cünkü herhengi bir yasayi cignemek, aynen ciplak kabloya dokunmak gibidir.

öyle olunca ashabi kiram muhammedden gördüklerini duyduklarini ve tasdik ettiklerini, hep muhammed şöyle derken duydum, şöyle yaparken gördüm, gibi anlatmişlar, bu ne demekdir, işde senelerdir sanatcilarin elde etmeye calişdiklari telif hakki yasasi gibi yani, ve bunu ben buldum degil, bu muhammedin sözü, bu muhammedin ameli diye anlatmak, onu yerinden etmemek olur, onu onun elinden almamakdir, amma hani bir şarki falancinindir, onu ondan izin alip okumak gibi, amma okudukdan sonra, yine yerine iade etmek lazimdir, benlige gecirilmez, cünkü o ilk hak sahibinin eseridir, Hak Tealanin yasasi sünnetullahidir, o dahi Allahdan vahiy ile almişdir, öyle olunca, yercekimi yasasini bulan, onun ziddi olaninida bulmaya calişan kafir gibi, ben buldum amma, ben bu yasaya uymak zorunda degilim gibi bir lüksü yok, ne diyor ayette "Allah ve Rasulü, bir konuda karar kilinca, halkin onda secme reyi kalkar artik, ona uymak mecbur olur." diyor, öyle olunca , işde bizimde sizlere ögretiklerimiz, bizim kainattan okuyabildiklerimizdir, mizan terazisi herzaman kurulu, mizana vur, yani kainat düzenine vur, tart bak, uyuyursa kainat yasalarina al, test et uyuyorsa al, uymuyorsa alma kardeşim.
düşününki bir kac elektrikciden oluşan bir grubu, bir inşaata yollayacak bir elekrik şirketi, onlara kullancaklari alet erdevatida verir, mesela bazi ölcüm aletlerinden sadece bir tane vardir, mesala tornavida pense her ne kadar her elektrikcinin kendine ait olsada, bir ossiloskop veya FI schlater test cihazindan mesala bir tanedir, veye diger ölcüm aletleri veya diger alet erdevattan mesala darbeli maktap hilti gibi dende bir tane olabilir, ve onlardan (Elekrik işcilerinden) hangisine lazimsa o alir arabadan, kullanir, sonra geri yerine koyarki, diger elektrikciye lazim olunca, o da yerinde bulsun, ve alsin işini yapsin degilmi, işde sünnetlerde böyledir, geri iade etmek lazimdir, ögrendin denedin ve tatbik ediyorsun, artik onu sahibine iade edersin,peki nasil iade edersin, sende birinemi anlatcan, mesala biz ögrettiysek dersinki Raşit hocadan duydumki, şöyle şöyleymiş, test ettim, evet öyle, diye anlatir ögretirsin, amma benlige gecirirsen, o zaman ben, bana lazim olunca, veya bir başka mümine vermem gerekince, o alet veya sünnet , erzak deposunda yoksa geri gelmediyse ,arada bul artik, ve işde unutulan sünnetler, hep böyle yerine koyulmadigindan, ya diyorlar senedi zayif, yada hasen degil, yani halbuki, alan onu yerine koyarken, dogru koysaydi onlarin senedinin hasen oldugu ortaya cikacakdi, ancak işde her sünnet bir yasaya dayanir, ve bir ayetlede teyid oluyordur, öyle olunca, mizana vurunca, onun dogru veya yanliş oluşu ortaya cikar, ve böylece işde, Zikri Raşidi Evradimizin 111_2. Bab ina ekledigimiz zikiri bu yüzdendir. Yani Rabbimizin sizlerede bizlerede, de Hz. Yusufa verdiği, olaylari anlama ve tevil etme hikmetinden, bizede vermesi için lazim olan zikirimizdir, yani onun frekansini yakalayan her kimsede, ayni hikmet aciga cikar yani,
Bu sebeble bu zrikirmize de devam ediniz.

son bir nükte ile vaazi hitama erdirelim
Bazi ah mak lar riyazet yapip yemeden icmeden kesiliyor, güya riyazet ile melekleri cinleri görcek, haber alcak onlardan, halbuki halusinasyon görcekler, başka degil, amma işde riyazet edip oruc tutuyor,
yemeyip icmeyince aylarca, Sen melek olmuyon, yada Allah olmuyon, be yin siz ahmak, Allalh yemez icmez diye yemeyip icmeyip, sonrada Allahlik tasliyacak ah mak, yemez icmez sicmaz diye tuvaletede gitmez oluyorlar.
Lan dan gil senin yaptigini daglar taşlarda yapiyor, yemiyor icmiyor, ve de sicmiyor, ahmak daglar taşlar yemeyince Allahmi oldu gaari, ah mak. eger böyle yememeye icmemeye sicmamaya devam edersen, yeni versionun senin, dünyaya taş olurda gelirsin, bir daha ne yer, ne icer, taş olursun taş ah mak, gelir bir ah makda seninle taharet eder belkide, istinca taşi olarak kullanir seni, cokda mataf bir durum degil yani, yada başina cekicle tokmakla murcla civi ile vurup yararlar, parca pincik ederler, kaldirim taşi olursunda, sokak köpekleri tiydiri üstüne, yada kara taş kömür olursun da sobada yakarlar seni, merakliysan bunlara, yeme icme sicma.
Halbuki Allah insanin FITRATINA, yani insani yiyen icen ve birde tuvalet yapan varlik olarak halketmiş, dedikya fitratina uygun davranmayan, o nu da bozar, mizanida bozar, düzenide bozar, düzeni bozan elekritikciyi, nasil elekrik carpar, belkide öldürüse bile, aynen bu yemeyip icmeyip de düzeni bozan, saidi nursinin arkadaşi gibi, yemez icmez isen, geberi gidersin, kimden aldi o akli, saidden, ahmakla ahmmak arkadaş olur zaten, hocasi kimde talebesi kim olcak birisi feto ahmagi birdigeride de typ ahmagi işde.

Rabbim, askerlerime, sünnetullaha uymayi nasip etsin, aldiklari sünneti benlige gecirmeyip, aynen "Grundig" bir televizyonun üstündeki "Grundig" yazisini sökmek gibi olan, ögrendigi bir hikmeti, kendi bulmuş gibi davranmayip, aldığı yeride yad ederse, gelen bir başkasida o hikmete erer, yoksa o hikmet arada kaybolur gider, Rabbim, aldiklarinizi geri koymayida nasip etsin.

--oOo---

أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 26 Eylül 2016 Pazartesi

Original Kar © glan

Mevsim Gecişi Sonbahara Giriş ve Yavaş Yavaş Ziya ve Alfa Hareketinin Terkedilmesi

(Kar©glanin 21 Eylül 2016 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم


وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ


Ve sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minhu, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn.

Meali :
Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.

CASİYE Suresi 13. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeten, kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâe, ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek(leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn.

Meali : Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz Seni, hamd ile tesbih ve seni takdis ediyoruz.” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ

Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda ve sehharaş şemse vel kamere le yekûlunnallâhu, fe ennâ yu’fekûn.

Ve muhakkak ki "Gökleri ve yerleri kim yarattı, Güneş ve Ay’ı kim (size) musahhar (emre amade) kıldı?" diye sorarsam mutlaka, "Allah" derler. O halde o misyonun, size yükledigimin kiymetini bilip, ona sahip cikin, yüklenin onu artik ,yani kainati yönetin artik.

ANKEBUT Suresi 61. ayet


"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

iman Nurdur ki yani işik kaynagidir ki, Akil Kalp ve ruh onun ile görüp aydinlanir, ziya ve güneşimizin işigi ise, gözümüzün görmesi için olan işik kaynagidir.
öyle olunca temsili misal ile küfür ve imani ayciklayalalim.
DENEY: Gece bir vakit, lambayi yakalim ve karşimiza bir yere bir adet su dolu bardak koyalim, işde ziya ve işik gözümüzümn o bardagi görmesi ve itminaan olmuş olarak orda bardagin ve suyun oldgunu önce ilmen, sonra bardaga ve suya bakarak aynel yakin, sonrada bardakdaki sudan birazcik icerek hakkal yakin bilince, ve sonra ordaki bir arkadaşimiz veya eşimiz dostumuz, lambayi bir müddet kapasin ve söndürsün ve tekrar acsin. lambayi kapatinca ordaki bardak ve su yok oluyormu soralim. lambanin kapanmasi, karanlik olmasi onun var olmasina helal getirmez degilmi. ve böylece ziya ve nur gözümüz için lazim olan amma, eger biz o sudan bir miktar icdiysek, ve bardaga dokunduysak, artik kim bize karanlik olunca, orada bardak yok diye inandirabiblir degilmi. ve iman işde hakkalyakin,o bardagin orda olduguna, tam huzuru kalp ile inanmiş olmamizdir. ve inkar ise küfür ve şirk ise, lamba sönüp karanlik olunca, orda bardak yok denmesi gibidir, halbuki orada bardak yok demek ile, ordaki bardak yok olmaz, ve lamba söndü, iki dakika sonra lambayi tekrar yaksak, bardak orda hazir ve nazirdir degilmi, öyle olunca kafirin, Allahi inkar etmesi, onu aynel yakin görememesinden ve hakkal yakin bilmemesinden, birde aklinin onu görebilmesi için, imaninin olmasi lazim, ve imaninin olmamasindandir, yoksa imani olsa, orda, bardagin karanlik olunca kaybolmayacagini bilir, yani tevhid bu dur ki lambayi söndürmek olan kismi " LA ilahe" orda hicbirşey yok, yani karanlik görmüyoz, sonra lambayi yakinca, evet var ve orda demek gibi olan kismi ile "illallah" ve bu yüzden, inkar ve küfür, ya gözün görmemesinden kaynaklidir, yada aklin görmemesinden kaynaklidir, ikisi ayri kulvarlardir.

ve vaaz sohbetlerimizin birinde dedikki :

Ey insanlik görmezmisiniz
Güneşin feri yok, bu sene nerdeyse bizde yaz bile olmadi .
yani güneş işigina arapca Dziya
ضي

denilir.yani Ziya sizin anlaycaginiz ziyanin yani glow un yani
güneş işiklarinin yansimasi azalmiş yeni vaazimizin konusu alfa beta
gama işimasi yani radyoaktivite, kisacasi güneşimizin ziyasi tükenmiş
malesef son ziyalar bitmek üzere yani ey insanlik kimse ikizler burcu
cocuk yapmak istemiyor galiba cünkü ikizlerin kadini doyumsuz olabilir
dedik diye kimse ikizler cocugu yapmaya yanaşmiyor ve böylce güneşimizin
hic erkek ziya bebeleri, dişi ziya olmaz fakat ve ikizler burcu
kalmamiş, ve kadin ikizler ve erkek ikizler cocugu kalmamişki
güneşimizin ziyasi bitmek üzere, olanlarda göcer ise ziya kalmaz . aaa
ben size ne diyen a lafi kicindan anlayan ahmaklar, Allah 12 ay koymuş
12 burc varsa 12 burcunda eşit şekilde dagilmasi lazimki bu güneş
sistemimizde her şey rayinda yüzsün, birisi biraz azalsa da fazla olsada
denge bozlur. mesala neptun bebeleri azalsa nuh bebeleri azalir ve su
ve rahmet kesilmeye başlar,neptün bebelri cogalirsa bu sefeerde
taskinlar olur seller olur,jüpiter azalsa keciler azalir yakub bebeleri
azalir yine olmaz. herkes tohumu atarken öyle ayarlama tohum atmaasin,
lütfen kadere kirkbeş deyip atsin tohumunu, ve özellikle ikizler bebesi
yapin yani. ikizler babasi olcaklar şimdi tohum atcak olanlar, şimdi
dikilen tohumlar mayisda haziranda filiz vercek, haydi gec kalmayin ziya
isimli cocuklar , tohum atin lütfen, yoksa bu güneş yemin olsun sönerde
karanlikda kaliriz.

hemde Ziyayi hapse atmişlar, yani ziya hapisdeki böyle feri yok,
doguyar amma isitmiyor. hanim bu yazdan beri camaşir serdiginde diyorki
güneşin feri yok kurutmuyor diyor, yani bir nakşi büyügü demişki bizim
sizlere verdigimiz feyizi eger muhafaza edebilseniz bu size kiyamete
kadar yeter demişler yani feyz veya füyüzat veya ziya alfa Işıması yani
güneşimizden bizlere gelir ve Muhammed yazili kuran ise ve kuran
kainatin yazilimi ise Muhammed kainat ve güneşimiz iki cihanin güneşi
muhammed mustafa, ve bizler güneş bebeleriyiz yani muhammedin
parcalariyiz. ve güneş sistemimizin icindeki her bir özellik o sistemin
işlevi için gerekli ve her cibilliyat bir peygamber grubunu temsil eder
demişdik dah önce, ve keciler oglak buralari şuayb ve yakup cocuklari
dedik, ve onlarin azalmasi yani jüpiter burcunda doganlarin azalmasi o
cibilliyati taşiyan sebze, meyva, hayvan, insan ne varsa azaldi
demekdir. ve cimento yoksa harc nasil olmazsa, yahut cimentosu az bir
harc ile yapilan duvar, nasil saglam olmaz ise hepsinin dengeli olmasi
lazimdir. ve amma herşeyin fazlasida zarar azida zarar. lütfen insanlar
aralarinizda konuşun kaynaşin, ve ikizler bebesi yapin. muhammed ikizler
burcudur yani MuhaMMed de üc tane mim vardir yani M harfi latince ikizi
temsilm eder ve yine MeryeM de iki tne M var yani onda ikizler burcu
vardir yani Yine HAVVA da iki tane V veya Hawa yazarsak oda teers ikiz
demekdir. ve ziya güneşimizin parcacigidir yani partiküllerirdir. yani
foton enerjisi.Radyoaktivite

α (Alfa) ışıması: İki
Nötron ve iki protondan meydana gelen, +2 yüklü bir Helyum çekirdeği
yaymaktır. Bu ışıma sonucunda, proton ve nötron sayıları 2'şer birim
azalır. Bu tanecikler +2 yüklü oldukları için elektromanyetik çekime de
yakalanırlar. Bu ışımaların durdurulması çok kolaydır. Örneğin bir
kâğıt yaprak bile yeterli olur.

Peygamberimizin ziyasini devam ettirmesi için güneşimizin alfa işimasi yapmasi gerekir.
ve alfa simgesi budur α
ve bizler muhamedin eeli beyti olarak yani güneşimizin cocuklari olarak
alfa işimasi yapmamiz lazim demekdir bu. ve alfa işimasi demek her
yaptigi işinde alfa hareketi yapmakdir. bunun birkac örnegini
gösteriyorum resimlerimde,

[attachment=31769]

[attachment=31770]

Bu bir alfa oturuşu yani mehdi oturuşu

eger ayak ayak üstüne atarsanz, bu alfa oturuşu demek olmaz yalnişdir o oturuş.

yani fircanizi tutarken serce parmagin arasindan gecirmek ile
yine alfa yansimasi yaparsiniz, yine misvak öyle, bu peygamberin sünneti
ile sabittir, onun yani Muhammed Mustafanin misvak tutuş sistemi bu
şekildedir.yani muhammed hep alfa yansimasi yapmişdir.

[attachment=31771]

[attachment=31772]

demişdık ve böylece sizlere ilk defa kainatın ve güneşin ziyasını bile bizler tarafından yönetilbilcegini bizzat hakkal yakin ögrettik, ve binlerce insan bu oturuşu ve duruşu cok benimsedi, hatta tiryakisi oldu da, artık vazegecemez oldular, ve böylece bu sene sıcak bır yaz gecirdik ziyası bol bol bir yaz gecdi ve artık sonbahara geldik ve ve birkac gün önce kendi aileme ve cocuklarıma tenbihledimki artık sonbahar geldi ve yaprakların sararması ve soguklarin gelmesi için buziyanin azalmasi şart, o yüzden artık ziya hereketi olan alfa oturuşu ve dıger alfa herketlerini terkedın dedim yanıi mehdi oturuşunu şimdilik terkedin dedim ve islamda terki terke diye birşey vardır,

Tasavvufdaki Terki Terk Nedir?

Gecen senelerde yazdik ki güneşimizin ziyasi azalmiş, güneşimiz iki
cihanin güneşi Muhammed Mustafa, güneşimizin ziya yaymasi için alfa
hareketi yapardi, ve onun sünnetiydi diye anlattik. ve ikizler bebesi
dünyada azalmiş, eger böyle olursa güneşimiz söner gider, ve bu yüzden
ikizler bebesi yapin, ve ikizler bebesi icinde, her amelinizde
fiilinizde sözünüzde alfa dalgasi yayin dedik, ve sizlere alfa oturuşu
ve alfa hareketerinden örnekler vermişdik. ve sizleer ne güzel mehdi
askerlerisinizki alfa oturuşu ve herketleri o kadar yayildiki,
elhamdülillah bu sene kadar ziyasi kuvvetli ve sicak bir yaz olmadi ,
hepinize aferin, sizler ne güzel mehdi askerlerisiniz böyle, tamam artik
terki terk etme zamanidir, ve her evden en az bir şahis, artik alfa
hareketi ve oturuşu yapmayi terkediversin, yapmak sünnet ve sevap oldugu
kadar, teketmek de evla ve sünnet ve gerektiginde mucib olandir. artik
bu kadar sicak ve ziya herhalde yeterlidir artik, biraz biraz terkedelim
amma yine garerince kalcak kadar terkedin, tamamen terketmeyin. ve
artik sicaklar biraz biraz bizi terketsin serinlesin ortalik.

Tasavvufdaki Terki Terk Etmek Nedir :

Terketmek mesala Peygamberin abdestli gezme sünnetini aldin tuttun, ve artik o
hale geldinki, abdestsiz adim atmaz oldun, ve sonunda öyle bir noktaya
gelirsin ki, artik o terkettigin abdestsizce gezme olayina tekrar
dönmene, ve abdestsizce gezivermen, senin tekrar abdestli olmayi
terkedivermendir. önce abdestsizligi terketmişdik ve birinci terki
teketmişdik ikinci terk ise o terkettigin şeyi terkedivermendir.
sebebine gelince mesala mevsimler ilkbahar ile başlar ve ilkbaharda
bütün renkler yerini, hayat ve Hay ve diri olan Allahin sifati ile, yeni
bir can bulmak, ve haşrolmak toplanip bir bedene yol almak olan, yeşile
birakir. ve başka renkler terkedilir ve onlarin yerine yeşil tercih
edilir ve ilkbahar olur. sonra ilkbahar biterken bizlerin, yeşil bugday
yerine, sari ermiş bugday için, yine yeşil erik yerine, ermiş erik, yine
ham karpuz yerine, ermiş karpuz için, kirmizi sari ve turuncu rengi
tercih etmemiz lazimdirki, yaz olsun ve yaz mevsiminin rengi kirmizi ve
beyaz ve ateş sarisi ve saridir aydinlikdir yani bütün renkleri bariz
eden aydinlik tercih edilir. ve yaz bitince bu sefer, daha cok sari ve
sararma solma ve ölme, ve kahvrengi tonlari yani, camur rengi tercih
edilir, yani ölüp topraga karişma, hadisesi oldugundan toprak rengi,
yani camur rengi revacdadir, ve diger renkler rengini ölümün rengi
toprak rengine birakir kahverengi ve tonlarina, sonra sonbaharda
bitince, kış gelmesi için, karanlik ve zulümet rengi siyah ve gri tonlar
tecih edilip, bütün renkler renklerini gece rengine birakir kendini, ve
sonbahardan kışa gidecek olanin tercihi, zulum ve karanlik olmalidir,
bunun bir nevi aciklamasini daha önceki sohbetlerde yapmişdik, mesala
kisa bir hatirlatma: dünyada kötüler yok edilip bitirilmez ve winter kış
için gecenin koyu oldugu zaman, ve burclari winter kış burcu olanlara
zamani birakmak için, işde karanlik ve gece yani kötülük bir nevi galip
gelmeye başlar, yaz demek ise iyiler, iman ve müminlerin galip olmasi
demekdir demişdik. ve yunus efendimiz vahdeti vücut seviyesine cikinca o
terkettigi bütün reklerden gecip zulumeti secmek zorunda birakilmiş, ve
hani insan dertlere ve cilelere, kötülerin cilesine ve zararina maruz
kalinca, bende bundan sonra zalim olcan anasina satan,
"bu dünyada deveye dikken insana tiken geciyor" deyip

artik iyi olamanin fayda etmedigini görünce yazdan kişa gecildigini
görünce, bunlardan kurtulmak için bir an sitem edip bende kötü olmk
istiyon denir ya, işde o sitem hali ile yunus efendimiz vaadinden avdet
edip, sözünden cayip "artik bende zulümeti secdim, bende kötü olcan" demiş.
amma yunus baligi zalim olamazki ne kadar sevecen bir balik, ne kadar
dost canlisi bir balik degilmi, ondan kim kötülük beklerki, yunusa kötü
ol deseler ancak belki sadece birazcik ciddi durabilir, yine gülümser
yine sevecendir, o kötü olamazkine, amma demiş Hz Yunus efendimiz
ninovalilara sitem edip bende zalim olcan deveye diken ... demiş yani.
yani ona terki terketmesi ögretilmiş bütün mesela sadece bu. yani sadece
iyiler iyi degildir bazende kötülük iyidir, yani gece hic olmasa hep
gündüz olsa, ne zaman yatip dinlencez, hep yaz olsa suyumuz nerden
gelcek, suyumuzun akip geldigi daglara kar nasil yagcak degilmi, bu
dünyanin carki nasil döncek degilmi yani. iyilerinde hayatinda bazen
kötü olabilmesini ögrenmesi lazim, dünya cok cetin. ve yine kötülerinde
hayatta iyilik nasil bir tatdir nasil bir zevkdir, iyilik yaptirilarak,
aynen hz süleymanin şeytanlari dalgic yapip, caliştirarak bir işe
yaramasini ögretmesi, bunun için olup, kötülerede iyilik lokmasi
yedirmekdir yani, iyilligin nasil güzel bir lokma oldugunu onlara da
tatdirmakdir.

VE ARTIK ZiYAYI TERKEDiP YAVAŞ YAVAŞ KÖTÜ VE KARANLIK OLMA ZAMANI

ve bu vakitler dedik önce sünnetler kacmaya başlar amma bu sünnet namazdaki sünnet ammda yapatig iz başka bir sünnet, sonra bir vakit farz kacar, sonra iki vakit, derken birde bakmişsin birkac günlük farz namaz kacmiş, ve taaaki bu eksi -31 olunca, yani 31 tane namaz kacinca, sonbahar girdi demekdir, amma kacdi diye öyle birakamayip, ardina kaza etmek lazimdir.

ve böylce size yerden semayi yönetme yöntemlerinden birini dah ögrettik, yine sonbaharda gündüzlerin kisalmasi ve gecelerin uzamasi lazim ve bunun için yine kainati semayi yönetip
bunu yapmak lazimdir dedik ve ögrettikki bu nasil yapilir:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ

Ve ekımis salâte tarafeyin nehâri ve zulefen minel leyli, innel hasenâti yuzhibnes seyyiât, zâlike zikre liz zâkirîn.

Meali:

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu da Zikri bilen, ve bazi Zikir edenlerin, başka bir türlü zikiridir.

Sadakallahul Aziym HUD Suresi 114. ayet

Karanlik ve geceyi ileri kaktirmak, ve gecelerin uzamasini saglamak veya gündüz veya aydinligi ileri kakdirmak, ve gündüzlerin uzamasini saglamak, hakkindaki bizzat yaşanmiş bir hadis ve hadisemiz için yapilan bir zikir ve ilim, ve erbabina münhasirdir sadece, bu hediyem.
ve bunun için sadece tarikimiza mensup olanlardan bu dereceya cikmiş sofilerim, günler dönünce yani 21 hazirandan sonra, iki güne bir, veya haftada bir, onlara ilham ile bildirilince, günlerden sonbahar ve gecelerin uzamasi için, sabah namazlarini en son vaktinden kilmaya başlarki, işde sabah namazi ile, karanligi itip güne dayar, ve güneşin dogdugu vakit olan işrak vaktini ittirip kakdirmiş olur, yani sadece bizim tarikimiza münhasiran, ve belli vakitlerde uygulanmasi gereken bir kuraldir. yani ne diyor ayette tarafeyn diyor, yani iki sinirda da diyor, yani sinir ne, sabah namazinin son vakti gecenin siniri, ve eger gecenin sinirini biraz acarsak daha ileri gitmiş olmazmi, yine eger günler uzayacaksa, o zaman 21 aralikdan itibaren, bir kac günde bir, veya haftda bir, bu sefer tarafeynin akşam tarafi olan akşam namazina varanyer olan ikindi namazi son vakte birakilirki, gündüz geceyi ve akşami ileri kakdirsin. peki bunun delili nerde, bizim yapavcagimiza dair bir delil varmi derseniz, evet var, o da var, yine zikiri raşidi evradindaki bir zikir olan, bize münhasir bir hikmettirki bu

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

تُولِجُ اللَّيْلَ فِي الْنَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الَمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَن تَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ

Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl(leyli), ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy(hayyi), ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb.

Meali :
Geceyi uzatırsın, gündüzün bir kısmı gece olur. Gündüzü uzatırsın, gecenin bir kısmı gündüz olur. Ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü izhar edersin ve dilediğini sayısız rızıklandırırsın sen.

ALİ İMRAN-27 ayet

diyecekler ki yine bu ayette bunu Allah yapar demiyormu diyecekler.
Lan dangil, isa Allahmiydida ölüden diri cikariyordu demek yokmu, ahmak, sen bunu duymadinmi, isa ölüleri iznimle diriltirdi demiyormu Allah :

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَإِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالإِنجِيلَ وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ بِإِذْنِي فَتَنفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِي وَتُبْرِئُ الأَكْمَهَ وَالأَبْرَصَ بِإِذْنِي وَإِذْ تُخْرِجُ الْمَوتَى بِإِذْنِي

ve iz allemtukel kitâbe vel hikmete vet tevrâte vel incîl(incîle), ve iz tahluku minet tîni ke hey’etit tayri bi iznî fe tenfuhu fîhâ fe tekûnu tayran bi iznî ve tubriul ekmehe vel ebrasa bi iznî, ve iz tuhricul mevtâ bi iznî.

MAİDE Suresi 110. ayetten pasaj


öyleyse ölüleri dirilten bir insan varsa, geceyi gündüze, gündüzü geceye sokan bir adamda vardir, o mehdidir.

--------

Ve bizde dünyaya gelmek şerefine erdigimize göre, bu teppichde bir musterde (desen de) biz yapacagiz, amma isterizki bu muster (desen) digerlerine örnek olsun, ve yukarlarda tekrar edilcek bir muster olsun, ve bunun için dedikki :

"River" Nehir ile yarışma, Nehir ile birlikte koşamazsın, o seni hep yener, çünkü sen yorulursun, amma o yorulmaz.

(Karoglan sözü 05.09.2016)

yukardaki söze açıklama : muhammed misyonu, ibrahim misyonu, kominizm misyonu, gibi bir misyon akıp gelen bir nehir gibidir, onlarin binlerce askeri vardır, sen yalnız başına onlarla yarışamazsın, onlar hep yener kazanır, çünkü onlar bir grup, o yüzden bir grup, bir tarikat olmak lazımdır, yalnız asker tek atlı araba gibi, grup 10 askerse 10 atlıaraba gibidir, o yüzden Raşidi tarikatını kuruyorum, seven ardımıza takılsın. dedik


طَرِيقَاتِ رَاشِدِي Raşidi Tarikatı - Raşidin Yolu - Raşidin Çizdiği Yol - Nedir ? Kurucusu Kimdir - Edeb Ve Adablari Nelerdir?


Raşidi Tarikatı Kurucusu Kimdir : Başağaçlı Raşit Tunca - Karoglan Hoca
Kurucunun Kisa biyografisi : Başağaçlı Raşit Tunca - Karoglan Hoca Kimdir? Biyografisi
isim : Raşit Tunca
Göbek ismi : Selim
Soy Lakabı : Haceliler
Nickname : Karoglan veya Kar©glan ve imageman
Baba ismi : Mustafa
Anne ismi : Rabia
Dogum : 1970 Başağaç
Eğitim:
ilkokul : 1976 -1981 Başağaç
Ortaokul Lise : 1981 -1988 Sandıklı İmam Hatip Lisesi
13.06.1988 de 8.25 Diploma notu iyi derece ile Mezun oldu.
Yüksek Okul Üniversite : 1988 -1989 AÜHF - AYO
1989 da üniversiteyi 2. dönem sonunda yarım bırakıp terketti, ve 1989 yazında Avusturya ya Seyahati.
Mesleki Eğitim : Elektrik Teknisyenliği EBT ve EIT Sigmundsherberg Austria
Lehrabschlussprüfung : Elektrobetriebstechniker 25.01.2006 mit bestanden - Landesberufsschule Wiener Neustadt
Lehrabschlussprüfung : Elektroinstallationstechniker 24.06.2006 mit bestanden - Landesberufsschule Stockerau f Elektrotechnik
Öksüz:
1988 de Babasının vefatı
Ankara:
Yüksek Okul Eğitimi için Ankaraya gitdi. ilk defa bir akrabasının yanında Keçiören gazino durağı ile şose durağı arasında bir apartmen de ~ 3 - 4 hafta kaldı.
Sonra paralı özel yurt 'RESA' yurdunda Ulusda kaldı.
Daha Sonra Balgat taki Devlet Paralı Yurdunda kaldı.
Aile:
1990 senesi sonunda Evlendi.
2 Tane Çocuğu var biri Oğlan biriside Kız.
HAC ve UMRE :
1997 de Hac ve Umre ziyaretini Annesiyle birlikte Yaptı.
Dini ve Tasavvufi Hayat:
1991 senesinde Tarikatı Burhamiye ye intisab etti.
1992 de Nakşebend Tarikatına intisab etti.
~ 2003 -2004 arasinda Dusukiye Tarikatına intisab etti.
Halen Tasavvuf Yolunda "Only" Devam ediyordu ki sonudna bir yol (Tarik) olmanin, yol çizmenin önemini farketi ve, Raşidin kendi gittiği ve Çizdiği Yol olan, Raşidin Yolunu, Raşidi Tarikatını kurmaya karar verdi. Senelerden 2016 aylardan Ağustos.
Avusturya:
1989 da Avusturya Taş ocağında işci oldu (Wiener Baustof Werke).
Daha Sonra Firmasi iki defa el degiştirdi Poschacher Natursteinwerk oldu.
daha sonra Taş ocağından Çıkışını aldı.
Iki defa, yaklaşık altışar ay Büyük Kasap " Gresinger"de çalıştı.
Mesleki Eğitim yaptı ( Ausbildung Elektrobetriebstechniker) mezun oldu ve sonrada "Installationstechniker" sınavına girdi ve kazandı mezun oldu.
Liesing Firmalarda Elektrik Teknisyeni olarak çalışdı.


Tarikatin Özelliği : Mevsim Tarikati yani günlerin, aylarin, gecelerin, gündüzlerin, nurun, ve ziyanin, ve mevsimlerin devaren ettirilmesini talim eden, bir yol ve tarik ve usul.

Kuruluş Sebebi ve Prensibi :

"River" Nehir ile yarışma, Nehir ile birlikte koşamazsın, o seni hep yener, çünkü sen yorulursun, amma o yorulmaz.

(Karoglan sözü 05.09.2016)

yukardaki söze açıklama : muhammed misyonu, ibrahim misyonu, kominizm misyonu, gibi bir misyon akıp gelen bir nehir gibidir, onlarin binlerce askeri vardır, sen yalnız başına onlarla yarışamazsın, onlar hep yener kazanır, çünkü onlar bir grup, o yüzden bir grup, bir tarikat olmak lazımdır, yalnız asker tek atlı araba gibi, grup 10 askerse 10 atlı araba gibidir, o yüzden raşidi tarikatını kuruyorum seven ardımıza takılsın.

Raşit - Raşid - RAŞiD - رَاشِدٌ isminin anlamı : رَاشِدٌ Raşit Raşid RAŞiD

Anlamları:
1. Doğru yola giden
2. Akıllı
3. irşad edip öğreten
4. Öğretmen
5. Baş Öğretmen
6 . Öğreten eğiten Allah
7. Öğretmen olan Allah
8. Olgun , Kemaline Ermiş ,Yetişkin, genc delikanli

MÜRŞiD : Egitici ,şeyh, mürebbi ,terbiyet edici, ögretici, ögretmen, Baş Öğretmen.

Raşidi Tarikatının Amacı ve Gayesi :

Başağaçlı Raşit Tunca - Karoglan Hocanin Hakkalyakin veya keşfen bilip yaşadiklarini, bir cemaate ve gruba ögretip, misyonunun, (Level in) ondan sonrada devam ettirilmesi.

Esteuzubillah

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

Esteuzubillah

Ve sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minhu, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn.

Meali :

Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.

CASİYE Suresi 13. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeten, kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâe, ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek(leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn.

Meali : Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz Seni, hamd ile tesbih ve seni takdis ediyoruz.” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu.

Başağaçlı Raşit Tunca - Karoglan Hocanin Hakkalyakin veya keşfen, insanoglunun yerüyünden kainati idare edebilcek bir güce sahip oldugunu bilip, ve bu konuda bazi tatbikler yapinca, ve bunu devam ettirecek, ve ilerde dahada geliştirebilcek kivamda, yol arkdaşlari, tarik mensublari aramasi, ve bildiklerini, yetenekli ve ögrenip yaşamak isteyenlere anlatma istegi ve gayesi sebebiyle kuruldu. ve amaci ve gayesi sadece, insanin, yeryüzünün ve kainatin halifesi oldugunu bizzat, hakkal yakin insanlara ögretmek.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ

Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda ve sehharaş şemse vel kamere le yekûlunnallâhu, fe ennâ yu’fekûn.

Ve muhakkak ki "Gökleri ve yerleri kim yarattı, Güneş ve Ay’ı kim (size) musahhar (emre amade) kıldı?" diye sorarsam mutlaka, "Allah" derler. O halde o misyonun, size yükledigimin kiymetini bilip, ona sahip cikin, yüklenin onu artik ,yani kainati yönetin artik.

ANKEBUT Suresi 61. ayet


Zikr - Zikir Nedir? - Zikir Çeşitleri - Zikir Hakkında Ayetler Hadisler - Zikir ile ilgili Sorular Cevaplar - Tasavvufda Zikir ve Adabi - Kuran Zikirdir -Kuran ile Zikretmek - Zikri Raşidi Evradı


Sözlük anlamı itibariyle ZiKiR:
Zikir, hatırlamak, anmak demektir, bir şeyi telaffuz etme, istenilen şeyin zihne döndürülmesi, bildiğimiz şeyleri akılda sürekli tutmaya zikir denir.
Bir başka ifadeyle, unutulmuş bir şeyin yeniden hatırlanması ya da
hâfızadakinin unutulmamak üzere sürekli canlı tutulmasına zikir denilir.
islami
literatürde ise Kavram olarak ‘zikir’: Allah’ı anmak üzere söylenmesi
ve yapılması tavsiye edilen, sözlü ve ameli eylemleri kapsayan
davranışların tümüdür.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

الَّذِينَ آمَنُواْ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللّهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ

Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb.

Meali:

Öyleki iman edenler gönülleri Allah'ın zikriyle doygunlugea erenlerdir sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla gidalanir ve doyar, yani huzur bulur.

RA'D Suresi 28. ayet
Zikir, şükür kavramında olduğu gibi hem dil, hem kalb ve hem de bedenen yani amellerle olmalıdır.

1- Dil ile zikir : Allah'ı isimleriyle anmak, hamd etmek, tesbih etmek, Kur'an okumak, Kur’ân’ı dinlemek ve dua etmektir. Dil ile yapılan zikir, kalbi

zikre yol açmalıdır.

2- Kalb ile zikir : Kalbi zikir, bedenin zikrine yani ameli zikre zemin hazırlamalıdır. Ameli zikirden kastımız, Allah’ın yapmamızı istediği kulluk vazifeleri, bir

başka ifadeyle ibadetlerdir. Kalb ile zikir, Allah'ı gönülden anmaktır. Bu da üç çeşittir : a) Allah'ın varlığına delalet eden delilleri düşünmek, O'nun isim ve sıfatlarını

tefekkür etmektir. Allah'ın varlığına delalet eden deliller, başta Kur’ân ayetleri ve kâinattır. Kur’ân’da ve kâinatta yer alan ayetlerin tümünde, Yüce Yaratıcıya götüren, O’nun

varlık ve birliğini haykıran, kuvvet ve kudretini gözler önüne seren sayısız alamet ve deliller mevcuttur. b) İlahi hükümleri yani Allah'ın emir ve yasaklarını ve kulluk

görevlerimizi ve bunlarla ilgili delilleri düşünmek. Yani bir gönül ve vicdan muhasebesi yapmak gerekir. Ne ile mükellefim, neyi ne kadar yapmam gerekir? İlahi teklifler benim

için ne ifade ediyor? Sorularının cevaplarına kafa yormak… c) Benliğimizdeki ve evrendeki varlıkları ve bunların sırlarını tefekkür ederek, her zerrenin, "yücelikler âlemi”ne ve

Allah'ı gereği gibi bilmeye götüren birer ayna olduğunu görmek, idrak etmektir. Böyle bir zikirden alınacak zevkin bir göz açıp kapamak kadar olan zamanı bile cihanlar değer.

İşte bu noktada insan kendinden ve âlemden geçer25.

3- Bedeni zikir : Salat yani namaz bedeni zikirdir ve namazda dört unsur ayakda durmak, egilmek ve, secde etmek ve sonundada oturmak zikir diye ögretilip talim ettiriliyor öyleyse, eger allah için ayakda durulursa bu da bir zikirdir, yine allah için egilinirse bu da zikirdir yine,....

Kuran arapcadir, ve arapca öyle bir dil ki, her kelimenin onlarca ayri manasi vardir. bu başka dillerde, birkac manali kelimelerin sayisi, birkac kelimeyi gecmezken, arapcanin tamami böyle kelimelerden oluşur.

mesela:1. kelimemiz
Fetaha: Acmak
Miftah: anahtar
Faatih :fetheden

yani mastar bir kelimenin harflerinin yerininin, bir veya birkac kac harf degişikligi sonucu onlarca cok farkli bir manaya bakmasi, ve bu yüzden işde, şiir ve notalarda arapcadan türetilir yani edebiyataki aruz vezni denilen failatun failatun kalibi ve ilham melegi hep arapca ilham verir.
yani işde notalar ve müsikide, işde deveniin yürüyüşünü ele alan, bu aruz vezni kalibi, yani yani mesela 9 tane Asli rakami mesala 8 li kombinasyonlar halinde yazmak demek gibi, evir cevir başka bir sayi meydana geldigi gibi, arapcada ana master kelimenin harflerinin yerini degiştirdikce, veya bir kac tamlama harfleri ekledikce, cok degişik manalr oldugu gibi, ayni manayi ses frekansi olarak ele aldigmizda, belli bir frekansi temsil ediyor her kelime. ve öyle olunca, arapcanin eskiden rakamalardan oluşdugu tezide dogru, ve ebced hesabi demek de işde, keilmelerin temsil ettikleri rakami, yani frekans baazinda harfleri yazmak gibi. ve bütün arapca o zaman rakmalardan oluşunca, Rakamalar ise Toplam 9 rakam ve bir de SIFIRDAn oluşduguguna göre diger rakmlar sadece onun katlari ve kombinasyonlari halinde ve sifirla birlikte 10 rakam eder, ve bu, ona rakamin degişik şekildeki kombinaysonlari arapcanin temel yapisi, ve öyle olunca
her kelimenin bir rakamsal degeri olunca, o rakamsal degeri onun frekans araligini temsil ediyor, ve öylce olunca, mesala "2845" yazinca bu bir arapca kelimeyi temsil ediyor olur, gavur bunu elektrik ve fizige uygulayinca, bunun kehrwertini almak için işde 1/xxx saysi ile carpinca onun frekansinin ZIDDINI bulmuş oluyor ve sen allahim ver deyince o kehr wertini ceviriyor ve verme oluyor yani,

Hz Alinin " Ben Allahi, her istedigimi vermemesinde bildim" dedigi rivayet oluyor, halbuki vermeyen Allah mi yahut, o gün bizden daha üstün bir bilgi ve güce sahip olan cin ve şeytan hizbinin onun söylediklerinin kehrwertini alarak, onun duasina engel olmalari mi idi tefekkür etmek lazim. bu gün ise insan şeytanlar, şeytan askeri gavurlar ve deccal askerleride bu işlemi yapiyorlar artik.
ve notalar yükseldigi gibi, birde geri iner, yani notanin kehrwerti onun inişi oluyor, yüksek perdeden bir ses alt tonlara inerken ters gidiyor demek olur, ve böylece senin duandaki veya kurandki ayetin belli bir frekansi yani ürettigi elektrik var, ve bunu sen zikir diye okuyunca beynin elektrik üretip, o frekansi yayiyor, ve o zaman o yayilma ile ses, uzayda elektron yayilimina ugruyor. ve elektrik denen enerjinin oluşumunun temel yapisi ve prensibi, bir maddeden diger maddeye dönüşüm olan eleketronlarin bir maddeden diger madeye dogru akarkenki cikardiklari, yada yaydiklara frekansa biz elekrtik diyoruz, yani "elektron akimina" eleketrik diyoruz. ve öyleki bilim adamlari bunu haala keşfedememişler, yani ses ile elektrik üretilebilcegini bilmiyorlar, halbuki ses frekansida, yine ses denen bir dalganin yani yine elktronlarin yayilimi demek. eger o dalganin yayilimini enerjiye dönüştüren bir aygit icad olursa, şarki söyleyen bir kadin, veya zikir ceken bir adam ve öten bir kuş da elektrik üretecekdir . ve hatta öyleki ebced degerleri kullanilarak istenilen bir rakamdaki bir kelimenin tekrari, yani cokca zikir edilmesi ile, o vollttaki elektrik üretilebilir, yani Allahin ismlerinin ebced degeri bu yüzdendir, amma bu mehdi sayesinde keşfedilcek, ve esmanin ve kuranin zikir olma sebebi keşfedilmiş olcak,

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِّيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ

Kitâbun enzelnâhu ileyke mubârakun li yeddebberû âyâtihî ve li yetezekkere ulûl elbâb.

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

"Bu Mübarek Kitabı sana indirdik, onun âyetlerini ulûl’elbab (Yani bu ilmi bilenler) onu tezekkür ederek (zikrederek) kafirlere veya düşmanlarina karşi tedbir alsınlar diye. "

SAD Suresi 29. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ

Ve ekımis salâte tarafeyin nehâri ve zulefen minel leyli, innel hasenâti yuzhibnes seyyiât, zâlike zikre liz zâkirîn.

Meali:

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu da Zikri bilen, ve bazi Zikir edenlerin, başka bir türlü zikiridir.

Sadakallahul Aziym HUD Suresi 114. ayet


Raşidi Tarikatının Zikir ve Evradi Varmidir Nerden Temin Edebiliriz?

RAŞiD'iN ZiKiR EVRADI  KiTABINI iNDiR

Güncel yeni versionlar için Downloden bölümümüz arada sirda ziyaret edin oradan hem okuyabilir, hem indirebilirsiniz

www rasittuncakitaplari com

Evradimizdaki Dualarin okuma süresini 2 Saat ile 1,5 Saat Arasina düşürebilenler her gün „Silsileyi Kasr“a Fatiha Ismarlarlar.

Silsileyi Kasr Budur

1.) 7 Fatiha 13 ihlas okunur ve Mehdiye ve Ehline Ashabina ve Cemaatine, Sevdiklerine, Sevenlerine Hediye Edilir.
2.) Bu Tarikatin Piirinin Ruhaniyetine 3 ihlas 1 Fatiha
3.) Okuyan kimse Kendi Ruhaniyetine 13 ihlas 7 Fatiha
4.) Evliysek Çocuklarimiz varsa herbirine kücükden büyüge dogru 3 ihlas 1 Fatiha
5.) Eşimize Hanımımıza 3 ihlas 1 Fatiha
6.) Kücükden büyüge dogru Kardeşlerimize 3 ihlas 1 Fatiha (sadece hayatta olan kardeşlerimize okunur)
7.) Annemize 3 ihlas 1 Fatiha
8.) Babamiza 3 ihlas 1 Fatiha
9.) Babannemize 3 ihlas 1 Fatiha (zamanimiz yoksa okunmaz)
10.) Babamizin Babasina 3 ihlas 1 Fatiha(zamanimiz yoksa okunmaz)
11.) Aneannemize 3 ihlas 1 Fatiha(zamanimiz yoksa okunmaz)
12.) Annemizin Babasina 3 ihlas 1 Fatiha(zamanimiz yoksa okunmaz)
13.) Hz. Hüseyin Efendimize 3 ihlas 1 Fatiha
14.) Hz. Ali Efendimize 3 ihlas 1 Fatiha
15.) Peygemberimiz Muhammed Mustafa için 13 ihlas 7 Fatiha

Bu Dualarin okuma süresini 1,5 Saat ile 1 Saat Arasina düşürebilenler her gün „Silsileyi Kasr“ okumayi birakir “Silsileyi Kebir” e Fatiha Ismarlarlar.

Silsileyi Kebir Budur

1.) 7 Fatiha 13 ihlas okunur ve Mehdiye ve Ehline Ashabina ve Cemaatine, Sevdiklerine, Sevenlerine Hediye Edilir.
2.) Bu Tarikatin Piirinin Ruhaniyetine 3 ihlas 1 Fatiha
3.) Okuyan kimse Kendi Ruhaniyetine 13 ihlas 7 Fatiha
4.) Evliysek Çocuklarimiz varsa herbirine kücükden büyüge dogru 3 ihlas 1 Fatiha
5.) Eşimize Hanımımıza 3 ihlas 1 Fatiha
6.) Kücükden büyüge dogru Kardeşlerimize 3 ihlas 1 Fatiha (sadece hayatta olan kardeşlerimize okunur)
7.) Annemize 3 ihlas 1 Fatiha
8.) Babamiza 3 ihlas 1 Fatiha
9.) Babannemize 3 ihlas 1 Fatiha
10.) Babamizin Babasina 3 ihlas 1 Fatiha
11.) Aneannemize 3 ihlas 1 Fatiha
12.) Annemizin Babasina 3 ihlas 1 Fatiha
13.) Ali Zeynel Abidin 3 ihlas 1 Fatiha
14.) Seyyidatina Zeynep 3 ihlas 1 Fatiha
15.) Hz. Hüseyin 13 ihlas 7 Fatiha
16.) Hz. Hasan 3 ihlas 1 Fatiha
17.) Hz. Fatimatüz Zehra 3 ihlas 1 Fatiha
18.) Hz. Ali Efendimize 13 ihlas 7 Fatiha
19.) Hz. Osman 3 ihlas 1 Fatiha
20.) Hz. Ömer 3 ihlas 1 Fatiha
21.) Hz. Ebu Bekr 3 ihlas 1 Fatiha
22.) Peygemberimiz Muhammed Mustafa için 13 ihlas 7 Fatiha
23.) Hz.Süleyman 3 ihlas 1 Fatiha
24.) Hz. Hacer 3 ihlas 1 Fatiha
25.) Hz. Yahya 3 ihlas 1 Fatiha
26.) Hz. Yunus 3 ihlas 1 Fatiha
27.) Hz. Mikail 13 ihlas 7 Fatiha

Dikkat: 25. -26. -27. - ye sadece Cumalari okunur

Senede 1 Defada “Silsileyi Üla” ya Fatiha Ismarlarlar.


“Silsileyi Üla” yi Tespit Etmek için

“Silsileyi Üla” yi Tespit Etmek için Ailecek bir yerde Toplanilir.
1Kalem ve kağıt alıp yazmaya başlanir.
Evimizin Sag Tarafina dogru gidince en yakindaki “ Hasan veya Hüseyin” den kim varsa o Hasansa bizim üst kolumuz peygamberimizin “şerifler” kolundaniz ve birinci isim o yazilir, Hüseyinse seyidlerdeniz, sonra saga veya sol tarafda Hüseyin aranir en yakin hüseyin sagdami soldami ve bunlarin akrabalik dereceleri, Annemiz tarafindansa Anne tarafindan o kola bagliyiz, Baba tarafindan akrabimiz iseler Baba tarafindan o kola bagliyiz demekdir. Ve böylce ilk yön tespit edilmiş olur. Sonra evimizin arka tarafina dogru ilk peygamber isimli kimse kimdir, hangi peygamberin kolundaniz o tespit edilir ve o isim yazilir,
Liste böylece şöyle olmalidir ilk önce evimizin sol tarafina dogru annemiz tarafindan akrabimiz olan en yakin eve, uzaga dogru devam edilir hatta bu başka şehire kadar olabilir “Hasan, Hüseyin, Fatma, Ali, Osman, Ömer, Bekir, Ayşe, Hatice, Zeynep” aranir, ve ashabin isimlerinden olan kimseler olabilir, amma bu kimseler sadece anne tarafindan dedemizin babasina kadar akraba olanlar olcak. Sonra sag tarafa dogru ayni işlem saga dogru bu sefer baba tarafindan akrabalar yazilir. Sonra evimizin arkasindaki komşularimizdan başlayip arkadan sagdan sola dogru gidip sonra tekrar bize dönüp glecek bir daire halinde bütün akraba olan olmayan tanidigimiz peygamber isimli tanidiklarimizin isimleri not edilir. İlk önce direk arkaya dogru düz cizgi gidilir iki tane ayni isim olanlar ilk yakindaki ele alinir, ikinci ayni isme varinca ordan artik sola dogru dönme noktasina geldigimizi bildirir, bu sadace yaşadigimiz köy veya şehir icinde tespit edilir dişari cikilmaz yani peygamber isimlilerde.
Bu not etiklerimiz de cift isimliler en yakin komşumuz olanlar ele alinarak düzletilir, ve bu bizim “silsileyi ÜLA” mizdir.
Vaktin müsait oldugu bir zamanda, senede bir defa bu silsileye 3 ihlas 1 fatiha veya 3 fatiha 7 ihlas hediye edilir.


5.SINIF SOFiLER

“Hizbül Kebir” i “Yaz ve ilkbahar” mevsiminde sabahleyin ikindiye kadar okur. ikindiden sonra “Hizbül Kasr” veya “Hizbül S-Kasr” okur.
Kış ve sonbahar mevsiminde tersini yapar sabah “Hizbül Kasr” veya “Hizbül S-Kasr” okur ikindiden sonrada “Hizbül Kebir” i okur.
Hizbül Kebir Nedir: Yukarda yazdigimiz kirmizi ile yazili 1 ile 112 (1 den 112 ye kadar 112 dahil)Rakamli dualarin tamami.
Hizbül Kasr Nedir: 1 ile 16 (1 den 16 ya kadar 16 dahil) vesonunada 111 ve 112 Rakamli dualarin Tamami.
Hizbul S-Kasr Nedir: Hizbul kasr okuyanlarda zamandan tasarruf etmek için istiaze duasi dışındaki bütün zikirler gerekirse sadece (10 ar Defa okunur ve 10 lu okunanlarda sadece 3 defa okunarak Hizbul S-Kasr olur.

Mevsim Tesbihi çekme makamına çıkarılmış sofilere o makam manen ilham yoluyla bildirilir ve günlük zikrini baştan 17 ve 18 e kadar yani Es elüke Duasına kadar 17.18 dahil okuduktan hemen sonra
Yağmur veya kar yağması için:
Ağzının genişliği, Dibinin Derinliğinden, Geniş Olan Bir Tasdan, Yazları , ilkbaharları ve sonbaharları saf berrak soğuk 3 yudum su içer, Sonbahar ve Kışları süt içer, Herzaman hergün değil, sadece ona içmesi için ilham geldiği günler içer, Tasın ağzında herzaman 1Parmak boşluk bırakılır. Su içerken 4/4 saf sade menba suyu kat, Süt içerken 3/4 Süt 1/4 Soğuk Saf Su ve yeterince Şeker, ve 1 mini damla mis Kat öyle iç.
Güneş doğması için: ilham geldiği günler zikrin tamami okunup bitirilesiye ve zikir bittikden 45 dakika sonrasına kadar mecbur olmadıkca su, süt, cay,… benzeri içecek içilmez, ve zikrin harareti ile icimizdeki kainatin ısınması ve güneşimizin doğması sağlanır.
Tas: küçük komposto, sütlaç tası veya ayetel kürsi yazılı zemzem tası.
Su veya Süt : Vücut sıcaklığından soğuk olacak.

TESBiH ADABI

AÇIKLAMA : Sofinin, aynen hat yazmaya başlayan birisinin, önce hat kalemi acmasini, yapmasini ögrendigi gibi, sofi kendi zikir tesbihini kendisi yapar.
3 Çeşit tesbih modeli vardir. 1.siniflar ve acemiler için kolay tesbih. 2.sinif ve üstü için cift kadranli tesbih. 3.sinif ve üstü için, mevsimin ve havanin durumunun rengine uygun, renkli cift kadranli mevsim tesbihi.(siyah, kar beyaz, yeşil, bordo kirmizi, kahve veya sari, saydam su rengi, ve çamur rengi,...)

ZiKiR TESBiHi RESiMLERi

   

   

Yaz mevsimi için Bordo kirmizi ve beyaz ayracli, veya koyu kirmizi ve beyaz va sari sarikli tesbih


Sonbahar için koyu sari turuncu veya kahvrenegi üzre beyaz ayracli ve beyaz sarikli.
İlkbahar için yeşil beyaz ve kirmizi sarikli tesbih.
Kış için siyah üzre Bordo kirmizi ayracli ve yeşil sarikli.
Zemheri için beyaz üzre türkis ayracli veya caribic mavi ve caribic mavi sarikli.
Yagmur için saydam üzre kirmizi ayracli koyu mavi sarikli.

9. SINIF SOFiLER


Allah Zikiri günde bir defa olmak üzere, 6666 defa Allah zikredilir.
Burasi Güneş Makamidir. izinsiz cekmeyiniz. Günde sadece “hizbul kasr” ve “6666” Allah zikiri cekilir.

10 ve 11. SINIF SOFiLER
Mevsim tesbihi talim edilir ve muhtarlar başkanlar kaymakamlar valiler tayin edilir. (bunlar manevileri) sonra “onlarin hatrina güneş dogar yagmur yagar kar yagar” hadisine devam edilip mutmain oluncaya kadar talim edilir. ve deneme yaptirtilir.
Bu sofiler manen ilham yoluyla bilirler bu makamda olduklarini.

13. SINIF SOFiLER
Her bölgede bir tane güneş makamina birisi tayin edilir ve onlara güneş nasil dogar yagmur nasil yagar mikail iliminin birinci bölümü talim ettirilir. Ve birer tanede yardimci tayin edilirki, o hasta olunca digeri görevi devam ettirsin.

15.SINIF SOFiLER
Zamanin hakimi olmak ögretilir, ve zaman nasil geriye alinir, ve nasil ileriye alinir ögretilir.

16.SINIF SOFiLER
Muhammed dediki "iki günü birbirine eş olan zarardadir."

şeytan ve deccal aleyhillane hic boş durmuyorlar, hergün bize karşi yeni bir silah üretiyorla, ve bizimde onlarla savaşacak yeni silahlara ihtiyacimiz var, allah bize, o gün hangi silahi ikram ederse, onu alip zikir corbamiza katmak zorundayiz, yoksa onlarla savaşamayip yenik düşeriz.
ve yine bize varid olduki yine, yeni bir silah kuşanmamiz lazim, cünkü dedikya kafir deccal frekans ile oynuyor, ve bizim yazdigimiz bu dualarinda kehrwertini aliyor, ve mesala duamaizin başinda, "onlar namazlarini muhafaza ederler" diye zikrediyozki, biz de o ayette gecen o nlar zümresini kaitilipda nerde olursak olalim namazimizi kilip kacirmayalim istiyoruz, ve kafir ise, ben bunu zikredip cekdikce, o da onu ters ceviriyor ve oluyormu sana "onlar namzlarini kacirirlar" ve o zaman bir de bakmişin öglen namazi calinmiş, ucmuş bilme ertesi gün sabah gitmiş, veya hakeza hakeza, siz anlyin artik, yine biz "ya halim ya selim" cekiyoz yani sakin olabilmek için, ve o da onu ceviriyor ve bize bir hiddet geliyor, ve yanardag gibi yeri gögü püskürüyoz, yani zor azizim, bu kafirlerle mücadele zor, silah lazim, ve yine varid olan silah ise, tam olarak bende henüz kullanmasini tam bilmiyon amma, o şu ki :

Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bir gece Rabbine şöyle dua etmiştir:

"Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin."

"Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, 'Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır."

(Hadis-i Şerif )

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاء وَيُثْبِتُ وَعِندَهُ أُمُّ الْكِتَابِ

Yemhûllâhu mâ yeşâu ve yusbit(yusbitu), ve indehu ummul kitâb.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Allah, dilediği şeyi siler, yok eder (mahveder) ve (dilediği şeyi) sabit kılar ve ümmülkitap (ana kitap), O'nun indindedir (nezdindedir).

(Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 39. ayet )

ve saliklarimiz yol tarikatimiza tabi olan, yol arkadaşlarimiz, bizim yolumuzda, şu an durdugumuz yer olan yere gelince, belalar musibetler etraflarını sarınca, ve atıkları her ok kendinizi vurar olunca, ve hatta elinde tuttugun senin olan bir bicak bile seni kesmeye yeltenince, anlaki buraya ayak bastin, ve Allah bize burada bu silahi gönderdi ki henüz bende tam manasi ila kullanmiyorum, amma kullanim talimatnamesi şu olaki, biz o duanin sadece
"Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim."
kismini tekar edecegiz, amma allahu alem tam sayisina ulaşmadim henüz, ne zaman bu kalkan işe yarar denemem lazim, ve 41 defada karar kilmak istiyorum amma,
henüz belli degil.
işde bu ayeti okurken öyle tefkkür edesin ki ey salik, ey yolcu:
Allahdan gayri bir mevcudat yokdur öyle olunca o sana hişimlanan bicak da allah var ancak o bicak bir sükastci şeytan veya cin veya deccal askerinin eline gecmiş (amma gercekden leinde amma frekansi elinde) ve onunla sana karşi savaşiyorlar, ve sen o bicagi, o esir edilmiş halden kurtarip senin safina gecmesi için de ki işde :
Ey yüce Rab "Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim." ve şu an sen bana hişimlanan bir bicak oldun, cünkü kainatta sendan başka bir mevcudat yok ise, öyleyse o senin hişimlanan bicak oldugun halindende, senden, sana yüce rabbe siginirim, senin o bicagin veya frekansin esir edilmemiş ele gecmemiş, ve galip olan Allah haline iltica edip siginirim diye tefekkür et. ve bu yukardaki duayi günde 41 defa okuamaya devam et. dedimya sayida degişiklik olabilir henüz tam testden gecmedi daha.

Dua bu, ve bu dereceye erenler için 16.SINIF SOFiLER icindir

"Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim." (41 defa Haricen okuncak)

17.SINIF SOFiLER
Deprem ögeretilirki ve Mikail aleyhisselamin ikinci kisim görevleri talim edilir ve deprem nasil olur nasil yapilir ögretilir.

19.SINIF SOFiLERE

Hizir makami ögretilip talim ettirilir ve tarikatin pirini, olay vuku bulunca aramasi talim edilir. Bizatihi onunla (tarikatin piiri ile) kelam etmesi lazim geldigi ögeretilir ve kimler o göreve (HIZIRLIK makamina )secildi liste tutulur.

21.SINIF SOFiLER
Kiyamet talim ettirilir ve oraya cikan kimseye kilit ve mühür vurulur.

23.SINIF SOFiLER

Mevsimleri Ayarlama görevi talim edilir, ve bu kainatin öyle otamatik pilotta calişmadigi, bizatihi yaşatarak ögretilir, ve bu görevi hak eden tek bir kimseye bu SIR verilir. (veliaht halife)
24.SINIF SOFiLER
Güneşin Çırasının tutuşturulmasi ögretilir.
27. SINIF SOFiLER
Kader bahsi ve SIRAT köprüsü Talim edilir, ve telepati telefonunu kullanmasi talim ettirilir.
28. SINIF
MEVLUD SIRRI talim ettirilir.

---oOo---

Vaazimizi dün keşfettigim bir hikmet olan komik bir nükte ile sonlandiralim.

Mevlana için deniyorki, şebi aruz yani, ölüme giderken dügüne gider gibi gitti. ve ve o yüzden millet böyle bir istek ile dua eder oldular,
benim cocuklugumda ptt bu yukardaki pulu cikarmişdi ve ben o zman anlamamişim, şimdi daha iyi anliyon, cocukken bir pul koleksiyoncusuydum. işde o pul gösteriyorki mevlananin, ölüme dügüne gider gibi gitmesi megerse bu imiş, onun yeni versiyonu, işde dügüne giderken kazta yapip Azraile rastlayacak demek yani, yine birde Allahdan ölüme bayram gider gibi gitme vermesi için dua ednler var, iyi o zaman bayrama giderken yolda azrail caninizi aliverir o zaman, ey mehdi askeri ne istedigini ne dua ettigini iyi bil, etmen gereken dualar kuranda mevcut, sünnetde mevcut, kicindan dua uydurmaya kalkma, bak sonun bu alltaki resimdeki gibi olur sonra, velhasil kelam

--oOo---

Rabbim yolumuzdan gidecek olan Tarikati Raşidi Mensuplarina, Bu Tariki yani bu yolu ve Zikrimizi, Raşidi Zikrini, Erbabina ve müntesiplerimize, hayirli ve mübarek kilsin, "cenneti Adn" i da menzil eylesin, varilcak yer eylesin.

أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 21 Eylül Çarşamba

Original Kar © glan

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)